Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ömer Faruk ELBEK
Ömer Faruk ELBEK

Ünvansız Bir Hakikat Olarak Karakter

Biz tekrar ettiğimiz şeyiz. Erdem, tek bir davranış değil, bir alışkanlıktır. Aristoteles

Yıllar önce bir TV konuşmasında Patrik Sahag Maşalyan’ın, özellikle dikkatimi çeken bir cümlesi olmuştu. Maşalyan, karakter hayatın ruhumuzda bıraktığı mühürdür, ölüm o mührü görünür kılar o kadar, demişti.

Bu tümce, ölümü anmakla yetinmez, insanı dönüp dönüp hayata bakmaya zorlar. Günler geçer, aylar birikir, yıllar küçülür, o aralıkta insan, farkında olarak ya da olmayarak, kendini küçük seçimlerle yeniden üretir. Ölüm, ancak olup bitmiş olanı açığa çıkarır. Mühür zaten çoktan basılmıştır.

Hayat dışarıdan bakılınca unvanlarla görünür hale gelir. Kartvizitler, makamlar, sıfatlar. Doktor denir, mühendis denir, öğretmen, müdür, işçi, gazeteci denir. Fakat Maşalyan’ın işaret ettiği yerde bunların bir hükmü yoktur. Ne diplomaya bakılır ne makam tabelasına. İnsanın yanında taşıdığı asıl şey, tek kelimelik bir yerde durur.

Karakter.

Mizaç, insanın ham halidir. Kimi daha sakin, kimi daha aceleci, kimi dışa dönük, kimi içine kapanıktır. Ama karakter, sade ve basit olanın üstüne işlenen bir cevher gibidir. İnsanı belirleyen şey çoğu zaman büyük kararlar değil, gün içinde defalarca aldığı küçük kararlardır. Doğduğumuzda cebimize konulmuş bir özellik değildir bu. Her gün yeniden yazılan, bazen silinen, bazen kalınlaşıp yer eden bir metnin satırları gibi ilerler.

Karakterin bir unvanı yoktur. Bir görev tanımının cümlelerine tam olarak oturmaz, maaş bordrosunda kendine bir yer bulmaz. Buna karşın insan, bir başkasının karakterini uzun açıklamalardan çok daha önce sezer. Aynı ortamda birkaç kez bulunmak, aynı havayı solumak, birkaç kelime duymak yeter. İçeride beliren o hafif ferahlık ya da nedeni tam konulamayan sıkışma, çoğu zaman bir şey anlatır. Kimi insanda güven veren, kimi insanda mesafe ihtiyacı doğuran bir histir bu…

Herkes çıktıktan sonra koridorları dolaşırken, kimsenin dikkat etmeyeceğini bildiği bir köşeyi özenle temizleyen bir temizlik görevlisini düşünelim. Kişi o anda yalnızca işini yapmıyor, kendisiyle de bir bağ kuruyor, göze görünmeyen, görünür olmayan bir yeri toparlarken, içindeki ölçüyü de oraya koymuş oluyor. İşte, insanı insan yapan taraf, bazen tam da kimsenin bakmadığı yerde ortaya çıkıyor.

Bir muhabir, patronunun hoşlanmayacağını bildiği halde gerçeği eğip bükmeden yazmayı seçiyorsa, kendisine bedel ödetilebileceğini bilerek bunu yapıyor. İşinden olmak, dışlanmak, kenara itilmenin ihtimal dahilinde olduğunu bilerek… Yine de kelimeyi eğip bükmüyor, tümceleri kirletmemeyi tercih ediyorsa, orada muhabiri, bir omurga dik tutuyor demektir.

Bir baba, kimsenin görmediği bir anda çocuğundan özür dileyebiliyorsa, gücün ses yükseltmekte değil, yanlışı sahiplenmekte olduğunu göstermiş demektir. Çocuk o an bunun değerini tam kavrayamayabilir. Yine de bazı davranışlar, anlatılmadan öğrenilir. Evde duyulan bir özür, yıllar sonra başka bir evde yeniden kurulacak bir cümlenin tohumu olabilir. Karakter böyle oluşur. Ses tonuyla, bakışla, beklenmedik bir yumuşamayla.

Bir memur, önüne gelen dilekçeye bakarken vatandaşı yormamak için onu gereksiz imzaların peşinde koşturmayıp, küçük bir kolaylık sağlayabilir. Bu, adına reform denmeyecek kadar mütevazı bir harekettir belki. Ama bazen hayat, büyük laflarla değil, küçük inceliklerle düzelir. Karakter de çoğu zaman orada belirir. Kimsenin manşet yapmayacağı bir kolaylıkta, kimsenin alkışlamayacağı bir nezakette…

Bu örneklerin ortak yanı şudur. Hiçbiri kartvizit içine sığmaz, resmi sıfatların yanında görünmez kalır, Fakat insan ilişkilerinde asıl ağırlığı taşıyan, çoğu zaman bu kısımdır. Karakter, süs değildir, insanın her gün karşısına çıkan bir sorumluluk gibidir. Bazen bir cümleyi seçerken, bazen susmayı tercih ederken, bazen de susmamak için kendini zorlarken…

Çalıştığımız kurumun logosu değişebilir, görev yerimiz değişir, unvanlarımız artabilir, eksilebilir. Ama günün sonunda insan, kendisiyle baş başa kalır. Hayatın ruhumuzda bıraktığı mühür bazen iç burkan bir hatıranın ağırlığıyla, bazen pişmanlığın sızısıyla, bazen de sessiz bir gururun dinginliğiyle belirgin hale gelir. Sonunda unvanlar unutulur, kartvizitler eskir, kurumlar el değiştirir. Fakat bir insanın nasıl yaşadığı, nasıl davrandığı, neyi yapmamayı seçtiği, onunla aynı yolu yürüyenlerin belleğinde kalır. Karakter, işte bu dönüşümün adıdır. Karanlıkta bile silinmeyen bir iz gibi…

Ömer Faruk ELBEK

Ömer Faruk ELBEK

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ