Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Müjdat Çalış
Müjdat Çalış

Kolektif hafıza kırığı

Aşağı yukarı herkes hemfikir: Türkiye gündemi diye bir şey varsa, o da zaten bir türkü formunda yaşanıyor. Haber bültenleri fazla düz, köşe yazıları fazla ciddi. Oysa memleketin asıl arşivi, yıllardır kulaktan kulağa dolaşan şu cümlelerde saklı:

“Sen kimseyi sevmedin. Sevemezsin.”

Bu bir aşk sitemi değildir; bir yurttaşlık tespitidir. Sevememek bireysel bir kusur değil, yapısal bir durumdur. Zira sevmek zaman ister, güven ister, yarın duygusu ister. Bizde ise yarın hep soru işareti, güven geçici, zaman ise döviz cinsinden hesaplanır. O yüzden sevemeyen bireyler değiliz; sevemeyecek hâle getirilmiş bir toplumuz.

“Yalan mıydı? Yaşar; karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.”

Türkiye’de hakikat sabit bir değer değildir; adres sorar. Karakolda doğruyu söylemek bir refleks, mahkemede şaşırmak ise hayatta kalma stratejisidir. Hukuk burada evrensel bir ilke değil, mekâna duyarlı bir organizmadır. Aynı cümle, farklı binada başka anlama gelir. Doğru, dosya numarasına göre şekil değiştirir.

“Dediler ki nazlı yarin pek hasta, başında okuyan hocası olsam.”

Memleket hasta ama başında duracak hoca bulunamıyor. Herkes reçete yazıyor, kimse başucunda beklemiyor. Şifa, dua ile ihale arasında bir yere sıkışmış durumda. Hastalık kronik; tedavi ise sürekli erteleniyor. Nazlı yar halktır, hoca ise hep geç kalır.

“Gitme garip gitme, yollar harami.”

Bu, bir yol uyarısı değil; bir göç politikası özetidir. Gitme denir ama kalmak da korunmaz. Yol haramidir, ev ise ipoteklidir. Garip, nereye giderse gitsin suç mahalline varır. Gitse “beyin göçü”, kalsa “vasıfsız yığın” olur. Her hâlükârda problem kendisidir.

“Cahildim dünyanın rengine kandım.”

Türkiye’de cehalet bilgi eksikliği değildir; renk körlüğüdür. Vitrine bakıp mağazayı zannedenlerin pişmanlık cümlesidir bu. Dünya parlak, ambalaj çekici, içi belirsizdir. Kandım diyen bile hâlâ suçludur; çünkü kandıranı sorgulamak adetten sayılmaz.

“Çık bayıra, in düze; şimdi kızlar beşyüze.”

Bu bir türkü değil, ekonomik rapordur. Bayır–düz artık coğrafya değil, sınıfsal eğimdir. Beşyüz, aşkın kurudur. Romantizm enflasyona yenilmiş, evlilik taksitlendirilmiştir. Veren alır; vermeyen bekâr kalır. Yalnızlık artık psikolojik değil, mali bir durumdur.

“Hastayım, yaşıyorum.”

Modern Türkiye’nin en dürüst özgeçmiş cümlesi. Ne kadar hasta olduğumuzu anlatacak vaktimiz yok; çünkü yaşıyoruz. Yaşamak bir başarı değil, direnç göstergesidir. Sağlıklı olmak bir ayrıcalık, hasta kalmak normdur. Rapor alınmaz; alışılır.

“Çemberimde gül oya, gülmedim doya doya.”

Çember dar. Süs var, sevinç yok. Gül oyalı ama gülüş kota altında. Doya doya gülmek ya geçmiş zamandır ya da nostaljik bir lükstür. Bugün gülmek bile gerekçeye bağlanır: yeri mi şimdi?

Bütün bu dizeler bir araya geldiğinde bir şarkı yapmaz; bir ülke portresi çıkar ortaya. Nakaratı olmayan, hep kıta giden bir memleket şarkısı. Ne zaman umutlanacak gibi olsak, bir yerinden tanıdık bir dize yükselir:

“Sen kimseyi sevmedin.”

Hayır.

Sevmedik değil.

Sevmenin pahalı olduğu bir düzende yaşadık.

Kolektif hafıza kırığı
Müjdat Çalış

YORUMLAR

3 adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ