DOLAR 32,5912 0.28%
EURO 34,7174 0.07%
ALTIN 2.472,24-1,08
BITCOIN 21569062,07%
İzmir
19°

PARÇALI BULUTLU

üst menü altı
Murat Aydın ile A'dan Z'ye: 'Bu parti suç işleyen kimsenin arkasında durmaz'

Murat Aydın ile A'dan Z'ye: 'Bu parti suç işleyen kimsenin arkasında durmaz'

ABONE OL
12 Haziran 2022 07:13
Murat Aydın ile A'dan Z'ye: 'Bu parti suç işleyen kimsenin arkasında durmaz'
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) CHP Grup Başkanvekili Sayın Murat Aydın ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ikinci bölümünde kentsel dönüşüm, genel siyaset, Millet İttifakı ve 13. Cumhurbaşkanının kim olacağı ya da kimin aday olması gerektiği, örgüt ve belediye başkanları arasındaki uyumun önemi ve genel siyasete girmeyi düşünüp düşünmediği üzerine bir dizi konuyu daha konuştuk.

DEMOKRAT GÜNDEM-RÖPORTAJ HABER-İKİNCİ BÖLÜM- Partinin kendisine verdiği tüm görevleri hakkıyla ve layıkıyla yapmak için çalıştığını kaydeden İBB CHP Grup Başkanvekili Avukat Murat Aydın, “Benim bugün yaptıklarımla ilgili motivasyonumu sağlayan şey, gelecek beklentim değil. Odağım geleceğim değil. Gelecekte ne olacağımla ilgili kurgulamıyorum kendimi. Siyaseti bir olarak değil görev olarak görüyorum. Bu bir görev. Halkın ve partinin tevdi ettiği bir görev bunu yaparsınız. Ve şuna inanırım, size verilmiş görevi iyi yaparsanız, başka bir görevde de sizin gibi birine ihtiyaç varsa, o görev gelir zaten. İki; ben bunu istemiyorum diyecek hiçbir siyasetçi yoktur. Eğer parti böyle bir görev verme anlayışında olur, böyle bir zemin oluşursa tabi ki herkes ister bunu. Ama mesele şu; bunun üzerinden kurmuyorum kendi çalışmalarımı” dedi.

BİZ BİLMİYOR MUYUZ DÖNÜŞÜMÜ YAP-İŞLET-DEVRET MODELİYLE YAPMAYI, AKLIMIZ KESMİYOR MU?

Büyükşehir belediyesinin İZBETON ve kooperatifler eliyle kentsel dönüşüm çalışmalarını eleştiren AK Partili yöneticilere seslenen İBB CHP Grup Başkanvekili Murat Aydın, konuya dair yönelttiğimiz soruya, “Bizim siyasi tercihlerimiz kamucudur. Biz her mahallede bir milyoner üretmeye çalışan siyasi parti değiliz. Biz mahallenin zengin olmasını istiyoruz. Onlar müşteri, hazine garantili iş yaptırıp, bu halkın parasını 50-100 yıl ödettirirken biz kooperatifleşmeyle, halkla birlikte hareket ederiz. Aramızdaki fark bu. Biz bilmiyor muyuz yap-işlet-devret yoluyla bütün kentsel dönüşüm çat diye 3-5 yılda yapıp, parasını ödeyip, ödeyemediğimiz de müşteri garantisiyle biz alacağız diye yapmayı? Biz bilmiyor muyuz? Bizim aklımız kesmiyor mu bunu? Ben müteahhide beş bin tane ev yap, bunun tanesini 3 milyon liradan sat, satamazsan ben alacağım desem, yapmayacaklar mı? Yaparlar. Bunu anlamayacak Bir şey yok ki. Sorun şu; siz neye mal ederek bir iş yapıyorsunuz? Yaptığınız işin bu halka maliyeti ne? Bunu ortaya koymayan hiçbir siyasi anlayış bir anlam taşımaz. Ancak böyle polemik yapar. Efendim, ileride şu çıkabilirmiş. Her işte kötü niyetli insanlar olabilir ve her işte birileri bir yolsuzluğa bulaşma eğilimi gösterebilir. Sorun orda değil. Sorun bu durum ortaya çıktığında kurumun ne yaptığındır, ya da bu durumun olmaması için ne yaptığıdır” yanıtını verdi.

""

CHP’NİN ADAYI BELLİDİR; O KİŞİ DE KEMAL BEY’DİR ÇÜNKÜ..

İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) Grup Başkanvekili Murat Aydın, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının hiç tartışmasız CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu olması gerektiğini de vurgulayarak, bunun gerekçesini, “Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı bellidir. O kişi de Kemal Beydir. Tereddüt edenlerin bir kısmı 'Acaba kazanır mı?' diye tereddüt ediyorlar. Bir kere kazanmasıyla ilgili hiçbir sorun olacağını düşünmüyorum. Hatta iddia ediyorum, şimdiden söylüyorum, yüzde 56'ya yüzde 44 bitecek bu seçim. Ülkede siyasette Demirel'in bir sözü vardır, 'Siyasette 24 saat uzun bir zaman dilimidir'. Yarın başka bir şey olur onu bilemeyiz. Konjoktöre göre konuşuyorum. Neden önemli Kemal Beyin adaylığı? Biz seçilecek 13. cumhurbaşkanından ne bekliyoruz? Görev tanımı ne? Mevcut tek adam iktidarındaki cumhurbaşkanı gibi, birini cumhurbaşkanı yapıp CHP'li bir tek adam olmasını mı bekliyoruz? Hayır. Ne bekliyoruz? Cumhuriyetin ikinci yüzyılda demokratikleşmesini, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmesini. O yüzden 13. cumhurbaşkanına verdiğimiz görev tanımını yapabilecek kişidir Kemal Bey” değerlendirmesini yaptı.

SAYIN MURAT AYDIN İLE SÖYLEŞİMİZİN İKİNCİ BÖLÜMÜNÜN TAM METNİ:

DEMOKRAT GÜNDEM: İzmir’in en büyük ihtiyaçlarından birinin kentsel dönüşüm olduğu konusunda her kesim mutabık. Büyükşehir Belediyesi kentin farklı noktalarında İZBETON ve kooperatifler eliyle dönüşüm çalışmaları yürütüyor. Ancak kooperatif eliyle dönüşüme de eleştiriler yöneltiliyor AK Partili yetkililerce.

MURAT AYDIN: Birincisi, bunu hukuki değerlendirmek gerekiyorsa, hukuki olarak bir sorun olmadığı görüşündeyim. Orda hangi siyasilerin gelip gittiği, hangi siyasi partide olduğu veya kime oy verdiklerine bakarlarsa mahcup olurlar arkadaşlar. Ki hiç sorun değil bizim için. Her yurttaş her yerden mal mülk alabilir. Kooperatif ortaklarından da bahsediyorum. Hiçbirinin siyasi kimliğine bakmıyoruz. Ama eğer bakmak isterlerse bakarlarsa mahcup olurlar. Sorun şurada; bu arkadaşların temsil ettiği siyasi gelenek ve ideolojik yaklaşım kooperatifçilikten korkuyor, akıllarına komünizm geliyor. Kooperatifçilik denince akıllarına komünizm geliyor. Bu siyasi hareketin anlayışı şudur, kamusal hizmeti bir müteahhide verirsiniz, müteahhit yapar ve size satar. Bunun dışındaki her model onların kafasını karıştırıyor. Kafalarının karışmasının sebebi bu.

Mahfi Eğilmez'in ‘Değişim Sürecinde Türkiye’ kitabından bir alıntı okuyayım size. 1883 yılında Osmanlı hazinesi, Fransız Wagon Lits şirketiyle anlaşma yapıyor. İzmir-Aydın-Ödemiş demiryolunu yapacak bu şirket. Şu an hala kullandığımız bir hat. Bu demiryolunu bedava yapıyor, arkadaşların söylediği gibi şimdilerde, hazineden beş kuruş para çıkmadan yapıyor. Bugün uygulanan yöntemin yeni icat olmadığını anlayacaksınız. Osmanlı 100 yıl süreyle bu Fransız şirkete imtiyaz veriyor. Bu imtiyaza göre firma bu yolu Osmanlı'dan bedel almadan yapacak ama karşılığında trenlere bir ya da iki adet özel vagon ekleyecek. Tanıdık geliyor değil mi? Bu vagonlar trenin diğer vagonlarına göre çok daha lüks ve pahalı olacak. Bunların gelirleri firmaya ait olacak. Bu vagonlar dolmazsa hazine boş kalan yerlerin bedelini firmaya ödeyecek. Türkiye bu parayı 1983 yılına kadar, yüz yıl ödedi. Beyefendiler özendikleri Osmanlı'nın nasıl battığını bilseler? Bunu yapmazlar. Demiryolunun yapım karşılığını bu yoksul halk 100 yıl ödedi. Tıpkı şimdi havaalanları, köprüler, otoyollar, şehir hastanelerinin 40-50 yıl ödeyeceğimiz gibi. Beyefendilerin bulduğu yeni bir model değil. Bu model Osmanlı'yı batıran model. Ecdadlarını da batıran model bu işte. Bu halk ödedi parayı. Yani neyi yapmışlar? Tarihsel süreç bize her şeyi çok net gösterir. Bu arkadaşlarımızın o yüzden yatırım anlayışı kamucu olmadığı için, bir avuç eliti zenginleştirmek olduğu için kooperatifçilik modelinden anlayamazlar. O yüzden ‘Burada bir şey var’ diyorlar. Bir işte bir iş olmasının ne demek olduğunu çok iyi bildikleri için burada bir iş olduğunu düşünüyorlar. Sorun bu. Kooperatifleşme modeli üzerinden yatırım ya da bir iş yapmanın nasıl bir iş olduğunu bilemezler bu arkadaşlar. Uluslararası konsorsiyumlara iş yaptırıp bu arkadaşlar, bu halkın paralarını aktarma geleneğinden geliyorlar. O yüzden anlayamazlar. Anlamalarını da beklemiyorum.

D.G: Sorun çıkarsa ne olacak?

M.A: Sorun çıktı diyelim. Diyelim ki bir iş yapılırken bir yanlış ya da eksik iş oldu. Gereğini yapmak hukukun boynunun borcudur. Bu halkın hesap sorması boynunun borcudur. Elbette. Elbette. Birisi hukuk dışına çıkarsa, kamuyu zarara uğratacaksa onun hesabını sormak da boynumuzun borcudur. Bunda bir sorun yok ki. Ama bakın rakam verdim, 100 yıl vagon parası ödedik biz. Kaç yıl ödeyeceğiz İstanbul Havaalanı, Ordu'daki havaalanını, şehir hastanelerini? Buraya yapılacak camiyi yapamayanlar, (çünkü orası yap-işlet-devret değil). Siyasi tercihler böyle bir şey işte.

BİZ BİLMİYOR MUYUZ YAP-İŞLET-DEVRET MODELİYLE DÖNÜŞÜM YAPMAYI?!

Bizim siyasi tercihlerimiz kamucudur. Biz her mahallede bir milyoner üretmeye çalışan siyasi parti değiliz. Biz mahallenin zengin olmasını istiyoruz. Onlar müşteri, hazine garantili iş yaptırıp, bu halkın parasını 50-100 yıl ödettirirken biz kooperatifleşmeyle, halkla birlikte hareket ederiz. Aramızdaki fark bu. Biz bilmiyor muyuz yap-işlet-devret yoluyla bütün kentsel dönüşüm çat diye 3-5 yılda yaptırıp parasını ödeyip, ödeyemediğimiz de müşteri garantisiyle biz alacağız diye yapmayı biz bilmiyor muyuz? Bizim aklımız kesmiyor mu bunu? Ben müteahhide beş bin tane ev yap, bunun tanesini 3 milyon liradan sat, satamazsan ben alacağım desem, yapmayacaklar mı? Yaparlar. Bunu anlamayacak Bir şey yok ki. Sorun şu; siz neye mal ederek bir iş yapıyorsunuz? Yaptığınız işin bu halka maliyeti ne? Bunu ortaya koymayan hiçbir siyasi anlayış bir anlam taşımaz. Ancak böyle polemik yapar. Efendim, ileride şu çıkabilirmiş. Her işte kötü niyetli insanlar olabilir ve her işte birileri bir yolsuzluğa bulaşma eğilimi gösterebilir. Sorun orda değil. Sorun bu durum ortaya çıktığında kurumun ne yaptığıdır, ya da bu durumun olmaması için ne yaptığıdır.

""

3 YILDIR MECLİSTE BİR YOLSUZLUK, HIRSIZLIK İDDİASI DUYDUNUZ MU?

Muhalefetin görevlerinden biri de kamu kurumlarını denetlemektir. Eğer İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı işlerde bir yolsuzluk, haksızlık, hukuksuzluk varsa bunun gereğini yapmak herkesin görevidir. Üstelik merkezi hükümet, İçişleri, Adalet bakanlıkları, adliye gereğini yapar. Kim buna hayır der? Ellerini tutan yok. İkincisi de şu; 3 yılı geçti İBB yönetimi. 3 yıldır mecliste bir yolsuzluk, hırsızlık iddiası duydunuz mu? Üç dört tane konu dışında Bir şey yok. Neden? Sizce olsa söylemezler miydi? Sizce İBB Başkanının ve yöneticilerinin her şeyini didik didik etmiyor olabilir mi bu hükümet? Olsa söylemezler mi? Somut şurada şu yolsuzluğu yaptılar diye Bir şey duydunuz mu? ‘Buradan kötü kokular geliyor, burada şu olabilir, böyle olabileceği söyleniyor, birilerinin birileriyle iş tuttuğuna dair duyumlar alıyoruz'. Bunlar laf değil ki! Varsa, Adliye şurada, 500 metre ötede. Bu ülkenin hakimleri, savcıları, polisi, müfettişi var. Suç işleyen varsa, gereğini yapmak hepimizin boynunun borcudur.

BU PARTİ SUÇ İŞLEYEN KİMSENİN ARKASINDA  DURMAZ

Bu halkının parasını kimseye yediremeyiz. Kimse böyle bir şeye karışan, bu parti (CHP) suç işleyen kimsenin arkasında da durmaz, bu halk da durmaz. Biz yolsuzluğa bulaşacak bir yöneticimizin affını falan da istemeyiz yani. Öyle metal yorgunluğu deyip görevden ayrılmalarını da beklemeyiz yani. Ankara Büyükşehir Belediyesi'ni 20 küsur yöneten beyefendi mesela, ne olmuş da metal yorgunluğuna düşmüş diye sormuyorlar arkadaşlar. Hakkında kaç tane dosya savcılığa gitti, kaçıyla ilgili işlem yapıldı? Var mı konuşan? Yok. Bunlar yok. Tabi ki kamu gücü kullanan herkes denetlenir, soruşturulur, varsa suç hesabı sorulur.

AZİZ BEY VE EKİBİNİ 396 YILLA, O DA ANCAK FETÖ KUMPASLARIYLA YARGILAYABİLDİLER VE…

Aziz Bey ve ekibini (Önceki dönüm İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı) 396 yılla, o da ancak FETÖ kumpaslarıyla yargılayabildiler ve sonunda da Aziz Bey aklandı. Çünkü CHP'nin ve seçmenlerinin beklentisi bu. Biz liyakat, hak-hukuk-adalet diyoruz. Bizim bütün büyükşehir belediye başkanlarımız görev yapıyorlar. Tüm zorluklara rağmen çalışıyorlar. Yeterli yetersiz eksik fazla. Her zaman daha iyisi vardır.

D.G: İzmirliler Tunç Soyer'den memnun değil eleştirileri var. Bu konuda anketler yapılıyor mu? Ya da halkın memnuniyeti ile ilgili çalışmalar var mı?

PARTİ DE BÜYÜKŞEHİR DE ANKETLER YAPTIRIYOR

M.A: Valla oy oranımızı arttırıyoruz şu an. Büyükşehir de yapıyor parti de yapıyor. Oran söylemeyeyim. Doktora eğitimimi seçmen davranışlarıyla ilgili yaptım. Seçim sathına girmeden tam anlamıyla bir anlam ifade etmez. Önümüzdeki seçim zaten genel seçim. Herhalde Soyer'in oy oranının düştüğüyle ilgili anketi AK Parti İl Başkanlığı'nda yaptılar ki öyle diyorlar. Orda bile ikinci falan çıkarız. O binanın içinde bile Sayın Soyer'e oy verecek insanlar çıkar, ben size söyleyeyim. Çıkar. Çıktı çünkü. Çünkü İzmir halkı kentin yararına olanı siyasi tercihinin önüne koyar. Bu hep böyle olmuştur.

D.G: Sayın Soyer, ekibini değiştiriyor deniyor. En son genel sekreter Buğra Bey (Buğra Gökçe) ayrıldı, İstanbul’a gidecek.

SAYIN BUĞRA GÖKÇE’NİN REFERANSI SAYIN SOYER’DİR

M.A: Bir ekip değiştirme olarak görmüyorum ben bunu. Yakınen de biliyorum. Hayır sayın başkan bir ekip oluşturma iddiasında değil. İBB'nin bürokrasisi, (ki nitekim oluşturabilir de) çok nitelikli. Kamuda çalışan en iyi bürokratlar bizde. Defalarca sınandı bu bürokrasi. Yüzlerce yıllık hapis cezalarıyla yargılandı, 25 yıldır bu siyasi iktidarın bulunduğu bu ülkede, muhalefet belediyesi olarak sınandı. Defalarca sınandı. Şimdiye kadar İBB bürokrasisinin yolsuzluğu olsaydı biz çarşaf çarşaf okurduk gazetelerde. Kötü veya yanlış, münferit bireysel şeyler yok mudur? Olmuştur. Ama bu kurum yanlış yapanlarla ilgili gerekli refleksi hep göstermiştir. Hiçbirisi için kol kırılır yen içinde kalır dememiştir. Önemli olan budur bakın. Her zaman suç işleyen insanlar, haksızlık-hata yapan insanlar olabilir. İBB Genel Sekreteri Buğra Bey İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne transfer oldu. Kötü birisi olsa İstanbul alır mı? Orayı da biz yönetiyoruz. Sayın Gökçe'nin orada faydalı olacağı konusunda referansı sayın Soyer'dir. Bazen insanlar uyum sağlayamayabilir, birlikte çalışamayabilir, bazen başka bir yol açmak gerekebilir. Bunda sorun yok. Bürokrat da olsanız belediye başkanı da olsanız bu görevler geçicidir. Ömrünüzün sonuna kadar yapacağınız görevler değil bunlar.

D.G: Genel siyasete girmeyi düşünüyor musunuz? Parti sizi milletvekili olarak değerlendirmek istese yanıtınız ne olur?

BEN BUNU İSTEMİYORUM DİYECEK HİÇBİR SİYASETÇİ YOKTUR

M.A: Benim bugün yaptıklarımla ilgili motivasyonumu sağlayan şey, gelecek beklentim değil. Odağım geleceğim değil. Gelecekte ne olacağımla ilgili kurgulamıyorum kendimi. Siyaseti bir olarak değil görev olarak görüyorum. Bu bir görev. Halkın ve partinin tevdi ettiği bir görev bunu yaparsınız. Ve şuna inanırım, size verilmiş görevi iyi yaparsanız, başka bir görevde de sizin gibi birine ihtiyaç varsa, o görev gelir zaten. İki; ben bunu istemiyorum diyecek hiçbir siyasetçi yoktur. Eğer parti böyle bir görev verme anlayışında olur, böyle bir zemin oluşursa tabi ki herkes ister bunu. Ama mesele şu; bunun üzerinden kurmuyorum kendi çalışmalarımızı.

PARTİ KADROLARIMIZIN, MİLLETVEKİLLERİMİZİN HER BİRİ BİRBİRİNDEN DEĞERLİ

Meclis üyesi olduğumda grup başkanvekili olmayı düşünmemiştim. Olmasam da olurdu. Bana bir görev verilmişti. Meclis üyesiydim. Ben mecliste en çok çalışan meclis üyelerinden biriydim, hala öyleyim, yine öyle olacağım. Hakimliği bile bıraktım. Derdim unvanlar değil. Bir görev üstlendim, bu görevi yerine getirmeye çalışıyorum. Elbette siyasetin içinde olan herkes daha çok iş yapabileceği şeyleri ister. Ben de isterim, herkes ister. Ama sorun bunun için mi gayret ediyorsunuz. Partide liyakata önem verildiğini de görüyoruz. Milletvekillerimize, belediye başkanlarımıza bakın. Mutlaka eleştirilecek kişiler olur elbette ama ortalama kabule baktığınızda CHP kadrolarının gerçekten nitelikli ve liyakatli olduğunu göreceksiniz. Odağınız bir iki kişi olursa çok iyi ya da çok kötü bulabilirsiniz. Ama ortalamaya bakın. Her biri birbirinden değerli. Hepsi siyasette, mesleki kariyerlerinde önemli işler yapmış, donanımları olan, hizmet etmiş insanlar. Hangisini bir kenara koyabilirsiniz.

Bugünkü milletvekillerini bir daha koysanız, niye oldu diyemezsiniz. Daha iyilere de vardır. Her zaman yeni kadrolar, yeni insanlar gelir ama asıl olan partinin kendidir. Savaş meydanlarında kurulan bir partiden bahsediyoruz. Kuvay-ı Milli'den gelen bir partiyiz. Öyle ruhsuz, zamanın ruhuna göre kurulmuş, derme çatma, bugün var yarın var olup olmayacağı belli olmayan parti değiliz. Bu parti ne badirelerden geçti. Baraj altında kaldık, kapatıldık, dünya savaşları gördük. Atatürk gibi bir genel başkanı kaybettik. Bu parti dağılmadı. Ama seçim kaybettiğinde dağılacak partiler var. Benim gençliğimin ortalığı yakıp yıkan ANAP nerde, Demokrat Parti, Adalet Partisi nerede? CHP burada. Bu ülkeyi kurtararak, kurarak, demokrasi bilincini getirerek. O yüzden ikinci yüzyılda Cumhuriyeti demokratikleştirmek en çok bu partiye yakışır zaten.

D.G: Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hakkındaki düşünceleriniz? Aday olmalı mı? Olmalı ise nedenleri neler size göre?

CHP’NİN ADAYI BELLİDİR; O KİŞİ DE SAYIN KEMAL KILIÇDAROĞLU’DUR

M.A: Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı bellidir. O kişi de Kemal Beydir. Neden? Her yerde anlatıyorum bunu, iki nedenle Kemal Bey olmalıdır. Bu partinin genel başkanıdır. Bu partinin mahalle delegelerinden başlayan süreçle süzülerek gelmiş kurultayın seçtiği kişi. Bu devletin bir numarasının adayı bu partinin bir numarasıdır. Bundan daha önemlisi, tereddüt edenlerin bir kısmı 'Acaba kazanır mı?' diye tereddüt ediyorlar. Bir kere kazanmasıyla ilgili hiçbir sorun olacağını düşünmüyorum.

""

BU SEÇİM YÜZDE 56-YÜZDE 44 BİTECEK

Hatta iddia ediyorum, şimdiden söylüyorum, yüzde 56'ya yüzde 44 bitecek bu seçim. Ülkede siyasette Demirel'in bir sözü vardır, 'Siyasette 24 saat uzun bir zaman dilimidir'. Yarın başka bir şey olur onu bilemeyiz. Konjoktöre göre konuşuyorum. Neden önemli Kemal Beyin adaylığı? Biz seçilecek 13. cumhurbaşkanından ne bekliyoruz? Görev tanımı ne? Mevcut tek adam iktidarındaki cumhurbaşkanı gibi, birini cumhurbaşkanı yapıp CHP'li bir tek adam olmasını mı bekliyoruz? Hayır. Ne bekliyoruz? Cumhuriyetin ikinci yüzyılda demokratikleşmesini, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmesini. Peki bunu kimle yapacak? Birbiriyle ideolojik olarak farklı olan Millet İttifakı'nın ortağı olan 6 partiyle. Ve birbiriyle farklı düşünen toplumsal katmanlarla birlikte yapacak. AK Parti ile de onun seçmenleriyle de MHP seçmenleriyle de.

SEÇİLDİĞİNDE VAROLAN YETKİLERİ BIRAKACAK KİŞİ KEMAL BEYDİR

Bu birbiriyle siyasal, ideolojik, sınıfsal, toplumsal olarak farklı olan insanları, kurumları, partileri bir araya getirip, birlikte tutup, ortak bir hedefe yöneltebilecek onlarca siyasi krizi yönetebilecek başka bir siyasi lider var mı şu anda Türkiye'de? Yok. Sorun, belediye başkanlarımızın kişilikleri değil. Düşünün, onlarca konuda kriz, farklı görüşler çıkacak. Bunları yönetecek kim? Üç, biz seçilecek cumhurbaşkanından Bir şey daha bekliyoruz. Ülkeyi demokratikleştir, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geç. Yani bugün seçildiğinde sende var olacak yetkileri bırak. Kaç kişi bunu bırakabilir? Kemal Bey bırakır. Bunu defalarca gösterdi. Kendisiyle ülke çıkarı karşı karşıya geldiğinde daima ülke çıkarının yanında durdu. Bunu bırakamaz herkes. Bir dördüncü neden; genel başkan dışında biri cumhurbaşkanı oldu, Çankaya köşküne geçti. Bizim cumhurbaşkanımız Çankaya Köşkü'nde oturacak çünkü. CHP tarafından belirlenmiş Millet İttifakı tarafından onaylanmış bir Cumhurbaşkanı var. Bu partinin de ayrıca bir genel başkanı var. Buradan bir çatışma çıkmaz mı zaman zaman? Çıkar. O yüzden 13. cumhurbaşkanına verdiğimiz görev tanımını yapabilecek kişidir Kemal Bey. Kazanır kazanmaz. Bence hiçbir tereddüt yok. Rakamlar, Kemal beyin söylemleri ortada. Onun aday olup olmamasını tartışanlar hep seçim gününe dair tartışıyorlar. Seçim sonrasına ilişkin bir tartışma yürütmüyorlar. Biz seçimi kazandığımız gün işi bitmiş, sorunları çözmüş bir toplum olmayacağız. İşimiz seçim kazandıktan sonra başlayacak asıl. Pazartesinden itibaren başlayacak bizim işimiz. Bunu yapabilecek tek siyasi lider Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Bunu partili biri olarak söylemiyorum. Çok net, yurttaş olarak söylüyorum.

D.G: CHP Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıklamasını istedi sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan. Kemal Bey ile seçimin kazanılmasına dair tereddütler tamamen yersiz diyorsunuz yani.

M.A: Kemal bey ile ilgili kaygı dile getirenlerin bütün kaygısı, seçim gününe ilişkindir. Kazanır mı kazanamaz mı? Peki kim aday olursa olsun, soru şu; ittifakın adayı kim olursa olsun kazanacağını varsayarsak, aday kim olmalıdır? Bir de böyle soralım bakalım soruyu. Bu işi kim iyi yapar? Olası veya olası olmayan isimleri düşünün. İnsanlar o kadar bıktı ki, biri kazansın da bunlar gitsin diyor. Asıl işimiz o gün başlayacak. Bütün toplumsal katmanlarla bu ülkeyi demokratikleştireceğiz. Bunu yapacak olan Kemal beyin kendisidir. Diğerleri yapamaz mı? Valla o kadar iyi yapamaz. Bugünden baktığımda. Zaten diğerlerinin aday olmasını isteyenler, filan bey daha önde gidiyor diye tartışma yürütüyor. Anlıyorum, hak da veriyorum. İnsanlar seçimi kaybedersek diye korkuyor. Ama biz bu ülkenin ikinci yüzyılında daha iyi bir ülke olması gerektiğini düşünen insanlarız. Muhtemelen bir CHP'li olacak Cumhurbaşkanı adayı. Siyasi proje olacağı için siyasette deneyimi olan biri olacak bu kişi.

İNSANLAR PAZARTESİ’Yİ DEĞİL PAZARI DÜŞÜNÜYOR, ANLIYORUM ANCAK…

Kim aday olursa olsun kazanacağını varsayarsak, pazartesi gününden itibaren Cumhurbaşkanından beklediğimiz görevi kim iyi yapacak? Soru bu. İnsanlar pazartesiyi değil pazarı düşünüyor. Anlıyorum. Seçim sabahı, bizim görevimizin ilk günü olacak. Kazanacağız. Bu konuda benim hiçbir tereddütüm yok.

O KARARSIZIM DİYENLER ASLINDA KARARSIZ DEĞİL

İnsanlar anketörlere gerçekten görüşlerini samimiyetle söyleyebiliyorlar mıdır sizce? Mesela, muhafazakar-milliyetçiliğiyle meşhur bir yerde insanlar CHP ya da başka bir partiye oy vereceklerini söyleyebiliyorlar mıdır bu ülkede? Bu yüzde 20 oy vermeyeceğim, kararsızım diyenlerin aslında önemli bir bölümü aslında kararsız değil. O kararsızım diyenler iktidarı destekliyor olsalardı bunu gönülden, çok rahat söylerlerdi, hatta bundan nemalanırdı. İktidarı desteklemeyecekleri için böyle söylüyorlar. Her yer İzmir gibi mikrofon tuttuğunda kime oy vereceğini söyleyebilen şehirler yok bu ülkede. Kime oy vereceksiniz diye sorulduğunda kimseye oy vermeyeceğim der geçer, başı derde girmez. Yaşadığım ben bu şehirlerde çünkü, biliyorum. Her yer İzmir değil. O kararsızların önemli kesimi kararsız değil. Kararsızların oy oranlarına göre dağılımı hesabı yanlış o yüzden. İktidar bir mucize yaratır ve doları tekrar on liralara düşürürse Bir şey diyemem tabi. Bugün için konuşuyorum.

KİM KAZANIR VE BU İŞİ KİM YAPAR; BU İKİ SORUYU BİRDEN SORMALIYIZ

Bizim seçimi kazanmaya, iktidarın değişimine ihtiyacımız var. Seçim günü kadar seçim sonrasını da düşünmeliyiz bu yüzden. Kim kazanır ve bu işi kim yapar, bu iki soruyu birden sormalıyız. Kazansın da kim olursa olsun diyemeyiz. Bu partinin bundan önceki iki cumhurbaşkanı adayı şu an bu partinin üyesi değil. Bunu bir daha taşıyamayız. Bundan önceki adayımızın çok doğru olduğunu söyledi bütün toplum değil mi? Bundan önceki Cumhurbaşkanı adayımızı neden iyi buluyorsunuz diye sorduğumuzda, pek çok kişi dedi ki, 'Bugünkü Cumhurbaşkanının hakkından bu gelir, bu da onun gibi iyi laf yapıyor'. Peki biz sayın Erdoğan'ın CHP'li olanını mı arıyoruz? CHP'li bir Erdoğan'a ihtiyacımız yok. Birlikte bu ülkeyi yeniden demokratikleştirecek bir lidere ihtiyacımız var, alıp bizi peşinden sürükleyecek olana değil. Kuvay-ı Milliye'deki gibi. Büyük bir lider vardı (Atatürk) ama halkla birlikte yürüdü. Halkla birlikte olmayan hiçbir proje işe yaramaz. Halkın desteğini almak zorundasınız. Buna ihtiyacımız var. O yüzden biz Erdoğan'ın yaptığı şeyleri yapacak birine ihtiyacımız yok.

D.G: Sayın Soyer ve CHP İl Başkanı Deniz Yücel arasında gerilim olduğu hep konuşuldu. Şimdilerde ise birlikte verdikleri fotoğraflar konuşuluyor.

M.A: Ben bunları gerçekten anlamlı bulmuyorum. Bu partinin üyelerinin seçtiği bir il yönetimi ve seçmenlerinin seçtiği bir büyükşehir belediye başkanı var. Bunların arasında bir çatışma olabilir mi? Yoktu zaten. Fikir ayrılıkları, bakış açılarında farklılıklar olabilir. Ama efendim o onunla kavgalıymış, şimdi birlikteler, barıştılar. Böyle Bir şey yok yani. Biriyle fotoğraf veriyorsunuz hemen başka bir anlam çıkarılıyor. Gördüğümü söyleyeyim size; sebebi şuydu bence. Birbirleriyle konuşmalarını arttırdılar. 15 yıl sayın Kocaoğlu başkanlık yaptı. Her birinin tarzı, üslubu, ilişki kurma biçimi var. Ardından sonra sayın Tunç Soyer geldi. Doğal olarak birbirini tanıma zamanına ihtiyacı vardı örgütün ve belediye başkanının. Yeni yüzler, yeni insanlar. Birbirleriyle konuşmaya, birbirlerini tanımaya ihtiyacı var.

HER İKİ BAŞKANI DA TANIYORUM; İNSANLAR BİRLİKTE YOL ALDIKÇA BİRBİRİNİ TANIR VE…

Ben il başkanlığındaki hukuk komisyonundayım aynı zamanda ve mecliste de bu görevim var. Her iki başkanla da yakın çalışıyorum yani. İkisini de tanıyorum. Gördüğümü söylüyorum. Mutlaka zaman zaman fikir ayrılıkları, üslup farklılıkları olur. Ama bundan önce aralarında mesafe vardı azaldı değil daha çok birbirlerini tanımaya başladılar. Birlikte yol aldıkça insanlar birbirlerini tanır. Şu anda iki başkan birlikte bir yolculuk yapıyorlar ve birbirlerini daha çok görüp daha çok tanıyorlar. Kamuoyuna yansımaz mesela, sürekli baş başa biraraya gelirler, kimse bilmez bunu. Kahvaltıya giderler, o gider o gelir. Baştan beri sürüyor bu ilişki. Bundan sonra daha da iyi olacak. Zaman fikir ayrılıklarına düştükleri de olacak. Doğal. Biz otoriter-totoriter bir parti değiliz ki. Böyle Bir şey yok ki bizde. Ayrıştıklarında da, ‘Araları bozuldu kavga çıktı’ denecek. Hayır. Yine bir araya gelecekler. Zaman ister, emek ister tanıma. İkisi de bu işin daha iyi yapılabilmesi için büyük emek ortaya koyuyorlar. İki başkanımızın çok büyük ortak paydası var; ikisi de CHP'li. Pay ve paydanın eşit olmasını beklemiyoruz. Ama ikisi de CHP'li. Yüz yıllık geleneği olan partiden geliyorlar. Hiç yalpalamamış insanlar ikisi de. Farklılık da iyidir. Birinin göremediğini diğeri görür. Çatışmayı nasıl hallediyorlar, önemli olan bu.

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP