Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Caba bennâk
Caba bennâk

Sermaye ve kent: İş dünyasının aidiyet krizi

Modern kapitalizmin temel çelişkilerinden biri sermayenin mobilite kazanmasıyla birlikte mekanla kurduğu ilişkinin giderek zayıflaması. David Harvey’in “zaman-mekan sıkışması” (time-space compression) kavramı bu dönüşümün teorik çerçevesini sunar.

Sermaye, küreselleşme süreciyle birlikte yerellikten kopmuş ancak paradoksal biçimde üretim ve birikim için hala belirli mekanlara ihtiyaç duymakta. Bu durum kentler ve sermaye sahipleri arasında yeni bir ilişki biçiminin doğmasına yol açtı: ‘Mekansal bağlılık olmaksızın ekonomik sömürü.’

Kentler ve sermaye

Henri Lefebvre, “Mekanın Üretimi” (1974) adlı eserinde mekanın sadece üretimin gerçekleştiği pasif bir platform olmadığını bizzat üretilen ve yeniden üretilen bir olgu olduğunu savunur.

Bu perspektiften bakıldığında sermayenin kentle kurduğu ilişki sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve kültürel bir üretim süreci.

Küresel sermaye ağlarına eklemlenen yerel elitler fiziksel olarak belirli kentlerde yaşamalarına rağmen zihinsel ve duygusal olarak küresel akışlar mekanında var olurlar. Bu durum Zygmunt Bauman’ın “liquid modernity” kavramıyla da örtüşür. Yani, sermaye akışkan hale gelir ve fakat mekansal bağlılıklar eriyip gider.

Kozmopolit sermaye ve yabancılaşan kentler

Richard Florida’nın “yaratıcı sınıf” (creative class) teorisi kentlerin ekonomik gelişimi için yetenekli ve yaratıcı bireylerin önemine işaret eder.

Gözardı edilen nokta ise sermaye sahiplerinin kentle kurduğu ilişkinin araçsal karakteri. Nedense sermaye sahipleri ve üst düzey yöneticiler, kenti bir “yaşam alanı” olarak değil bir “üretim alanı” olarak görme eğilimini sürdürüyor.

Bourdieu’nün habitus kavramı bu durumu açıklamada yardımcı olabilir; küreselleşen sermaye sınıfının habitusu yerel bağlılıkları zayıf, kozmopolit değerleri güçlü bir yapı sergiler.

Adil bir kentin temelinde karşılıklı sorumluluk elzem

Oysa adil bir toplumun temelinde karşılıklı sorumlulukların olması elzemdir. Bu, kentsel bağlamda sermayenin sadece kar elde etme hakkına sahip olmadığı aynı zamanda kentin sosyal ve kültürel dokusuna katkıda bulunma sorumluluğu taşıdığı anlamına gelir.

Sermaye sahipleri kentsel sivil topluma katılımdan kaçınmakta ve sosyal ağların dışında kalmakta.

Mıknatıs ve sünger kentler

Sermayenin kentle kurduğu zayıf bağ, hegemonyanın kültürel boyutunu zayıflatmakta. Yerel sermaye kentte kültürel liderlik kuramamakta meşruiyet krizi yaşamakta.

Çeşitlenmiş kapitalizm kavramında bazı kentler “mıknatıs kent” (magnet city) haline gelirken diğerleri “sünger kent” (sponge city) olarak kalır: Yani değer üretir ancak değer biriktiremez. İzmir’in yazgısı hangisi olmalı? İzmir mıknatıs kent mi olmalı sünger kent olarak mı kalmalı?

Sermaye kentsel sorumluluktan kaçınca

Foucault’nun iktidar analitiği açısından sermaye-kent ilişkisi aynı zamanda bir iktidar ilişkisidir. Bu iktidar Foucault’nun “governmentality” kavramının ima ettiği gibi sadece baskı ve zor kullanımıyla değil rıza üretimiyle işler. Sermayenin kentsel sorumluluktan kaçınması, bu rıza üretim mekanizmasının çöküşünü gösterir.

Sermaye-kent ilişkisi yeniden tanımlanabilir

21.⁠ ⁠yüzyılda kent-sermaye ilişkisi radikal bir dönüşümden geçmekte. Sermayenin artan mobilitesi ve küreselleşmesi geleneksel kentsel aidiyet bağlarını zayıflatıyor. Aslında bu durum hem kentler hem de sermaye için sürdürülebilir değil.

Sonuç olarak, ‘sermayenin kentsel aidiyet krizi’ sadece ekonomik değil aynı zamanda etik ve politik bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bu krizin aşılması adaletin yeniden tanımlanmasını gerektirir.

İşte İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Cemil Tugay’ın geçtiğimiz gün kentin sermaye sahiplerine yönelik cesaretli duruşu ve açıklaması tam da bu yönlerden okunabilir…

Kent hakkı , kenti büyütme, kente değer katma sadece yaşayanların ya da yerel yönetimlerin değil üretenlerin de sorumluluğu. Bu sorumluluktan kaçış uzun vadede ne kentler ne de sermaye için sürdürülebilir bir strateji olur.

Caba bennâk

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ