Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Abdullah Cıstır
Abdullah Cıstır

Eksik Olan Bizim Talebimiz Değil, Sistemin Refleksi

Yıllardır aynı şeyleri söylüyoruz.

Temsiliyet istiyoruz.
Eğitim istiyoruz.
İstihdam istiyoruz.
Eşit yurttaşlık istiyoruz.

Kamu politikalarında görünür olmak istiyoruz.

Belediyelerde, valiliklerde ve merkezi yönetimde sorunlarımızın gerçekliğiyle yüzleşen mekanizmalar istiyoruz.

Söylüyoruz, anlatıyoruz, toplantılar yapıyoruz, raporlar hazırlıyoruz, projeler geliştiriyoruz, kapılar çalıyoruz.
Fakat artık başka bir aşamaya geçmemiz gerekiyor.

Çünkü mesele artık bizim yeterince talep edip etmediğimiz değildir.
Asıl mesele, sistemin bütün aktörlerinin yıllardır anlatılan sorunları bilmesine rağmen neden tamamlayıcı refleksleri yeterince göstermediğidir.

Bugün siyasi otoriteler Romanların temsiliyet sorununu bilmiyor mu?

Biliyor.

Belediyeler Roman mahallelerindeki işsizlik, eğitim, barınma, sosyal hizmet ve kent hakkı sorunlarını bilmiyor mu?

Biliyor.

Valilikler ve kamu kurumları dezavantajlı bölgelerdeki yapısal sorunların farkında değil mi?

Farkında.

O halde artık aynı soruyu tekrar tekrar bize sordurmanın bir anlamı yok:

“Daha ne istiyorsunuz?”

Biz yıllardır ne istediğimizi söylüyoruz.
Şimdi sistemin kendisine iki soru sorma zamanı gelmiştir:

“SİZİN İÇİN NE YAPABİLİRİZ?”

Hemen ardından:

“BİRLİKTE NE YAPABİLİRİZ?”

Bu iki soru, aslında ilişki biçimini değiştirecek kadar önemlidir.

Çünkü birinci soru devletin, siyasetin, yerel yönetimlerin ve kurumların kendi sorumluluk alanlarını fark etmesini sağlar.

İkinci soru ise bizi yalnızca hizmet alan bir topluluk olmaktan çıkarır; çözümün ortağı haline getirir.

Talep eden değil, çözümün ortağı olan toplum
Uzun yıllar boyunca dezavantajlı topluluklara ilişkin yaklaşımın temel mantığı şöyle işledi:

Toplum sorununu anlatacak, talepte bulunacak; kurum da uygun gördüğü ölçüde cevap verecek.

Bu model artık yeterli değildir.
Çünkü sosyal sorunlar yalnızca talep karşılanarak çözülmez.
Bazen toplumun söylemediği ihtiyacı da kurumun görmesi gerekir.

İşte burada tamamlayıcı kamu refleksi ortaya çıkar.

Bir aile eğitim sisteminden kopuyorsa yalnızca “çocuğunuzu okula gönderin” demek yetmez.

Neden kopuyor?
Ailenin ekonomik koşulları nedir?
Çocuğun okul başarısını etkileyen sosyal koşullar nelerdir?
Mahallede eğitim destek mekanizmaları var mı?
Okul ile aile arasında sürdürülebilir bir bağ kurulmuş mu?
Çocuk için rol modeller oluşturulmuş mu?

Bunları sorgulamak gerekir.

Aynı şekilde istihdam sorunu yaşayan bir topluma yalnızca “meslek edindirme kursu” açmak çözüm değildir.

Kursun sonunda ne olacak?
Kaç kişi işe yerleşecek?
İşverenle bağlantı kurulacak mı?
Kamuda pozitif ve telafi edici politikalar uygulanacak mı?
Yerel ekonomik yapı Romanların istihdamını destekleyecek şekilde dönüştürülebilecek mi?

İşte gerçek çözüm, sorunu görmekle sorumluluk almak arasındaki farkta başlıyor.

Siyasetin görevi yalnızca temsil edilmek isteyenlere kapı açmak değildir.

Siyaset açısından da benzer bir durum var.
Romanların temsiliyeti meselesi artık yalnızca Romanların talebi olarak görülmemeli.
Çünkü temsiliyet, sadece bir topluluğun kendisini ifade etme hakkı değildir.
Temsiliyet aynı zamanda siyasal sistemin kendi meşruiyetini güçlendirmesidir.

Bir toplumun içinde milyonlarca insan kendisini karar alma mekanizmalarında yeterince göremiyorsa, burada yalnızca temsil edilmeyen toplumun değil, temsil mekanizmasının da sorgulanması gerekir.

Bu nedenle siyasi partilerin sorusu:
“Romanlar bizden ne istiyor?”
olmamalıdır.

Daha ileri bir soru sorulmalıdır:

“Biz siyasi temsil mekanizmalarımızı Roman yurttaşların gerçek yaşam koşullarına göre nasıl daha kapsayıcı hale getirebiliriz?”

Bu yaklaşım, lütuf anlayışından hak anlayışına geçiştir.

Belediyeler yalnızca hizmet sunmamalı, toplumsal dönüşüm üretmeli.

Yerel yönetimler açısından da mesele yalnızca yol, kaldırım, temizlik, sosyal yardım veya kültürel etkinlik değildir.

Belediye bir mahalleye hizmet götürürken o mahallenin geleceğini de düşünmelidir.
Bir Roman mahallesinde işsizlik yüksekse belediye yalnızca sosyal yardım mekanizması kurmamalıdır.
İstihdam yaratmalıdır.
Mesleki eğitim ile gerçek iş piyasası arasında bağlantı kurmalıdır.

Roman gençlerinin belediye bünyesindeki istihdam olanaklarına erişimini güçlendirmelidir.
Üniversite mezunu Roman gençleri yalnızca “başarılı örnek” olarak gösterilmemeli; kurumların insan kaynağı politikalarında değerlendirilmelidir.

Çünkü rol model yaratmanın en güçlü yolu, başarı hikâyesini anlatmak değil, başarının önünü açacak kurumsal kapıları çoğaltmaktır.

Valilikler ve kamu kurumları da beklememeli
Kamu yönetiminde önemli bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.

Kurumların yalnızca kendilerine gelen başvuruları değerlendirdiği bir yönetim anlayışından, toplumsal riskleri önceden gören ve harekete geçen bir anlayışa geçmek gerekiyor.

Çünkü bazı sorunlar dilekçeyle gelmez.
Bazı sorunlar toplantıda anlatılmaz.
Bazı sorunlar toplumun kendi içinde normalleştiği için artık sorun olarak bile ifade edilmez.

İşte kamusal sorumluluk tam burada başlar.
Kurum, toplumun söylemesini beklemek yerine sahaya bakmalı, veriye bakmalı, mahalleye bakmalı ve eksik olanı kendisi tespit etmelidir.

Artık bize “NE İSTİYORSUNUZ?” diye sormak yetmez
Belki de yıllardır yaşadığımız temel problem budur.

Bize sürekli:
“NE İSTİYORSUNUZ?”
diye soruluyor.

Biz de anlatıyoruz.
Sonra yeniden anlatıyoruz.
Sonra başka bir toplantıda yeniden anlatıyoruz.
Sonra yeni bir yönetici geliyor, yeniden anlatıyoruz.
Yeni bir siyasi dönem başlıyor, yeniden anlatıyoruz.
Yeni bir proje hazırlanıyor, yeniden anlatıyoruz.

Fakat artık aynı döngünün dışına çıkmamız gerekiyor.

Çünkü sürekli talep eden toplum olmak, zamanla toplumun enerjisini de tüketiyor.
Bir noktadan sonra insanlar yalnızca sorunlarını anlatmaktan yorulmuyor;
anlattıklarının değişime dönüşmediğini görmekten yoruluyor.

Bu yorgunluk, siyasete ve kurumlara duyulan güveni de aşındırıyor.

Dolayısıyla mesele artık yalnızca sosyal politika değildir.

Aynı zamanda demokrasi, temsil ve güven meselesidir.

Yeni dönemin iki sorusu
Bu nedenle sistemin bütün aktörlerinin önünde iki temel soru olmalıdır:

  1. SİZİN İÇİN NE YAPABİLİRİZ?

Bu soru sorumluluğu kurumun üzerine alır.
Siyasi parti kendisine sorar.
Belediye kendisine sorar.
Valilik kendisine sorar.
Bakanlık kendisine sorar.
Üniversite kendisine sorar.
Kamu kurumu kendisine sorar.
Sivil toplum kuruluşu kendisine sorar.
Ve herkes kendi görev alanında şu soruyla yüzleşir:

“Benim elimde hangi imkân var ve bunu bu toplumun eşit yurttaşlığı için nasıl kullanabilirim?”

  1. BİRLİKTE NELER YAPABİLİRİZ?

İkinci soru ise daha değerlidir.

Çünkü bizi yardım alan değil, çözüm üreten özne haline getirir.
Burada Roman toplumunun bilgisi, deneyimi ve sahadaki gerçekliği ile kurumların kaynakları, yetkileri ve kapasitesi buluşur.

Kurumun gücü ile toplumun deneyimi birleşir.

Politika yukarıdan aşağıya kurulmaz.
Birlikte kurulur.

Çünkü artık mesele yardım değil, tamamlanmaktır
Roman toplumunun ihtiyacı birilerinin bize iyilik yapması değildir.
Biz bir lütuf beklemiyoruz.
Eksik olanın tamamlanmasını istiyoruz.
Eşit yurttaşlık iddiasının hayatın içinde karşılığını bulmasını istiyoruz.

Siyasi temsilde eksik olanın tamamlanmasını,
istihdamda eksik olanın tamamlanmasını,
eğitimde eksik olanın tamamlanmasını,
sosyal politikalarda eksik olanın tamamlanmasını,
yerel yönetimlerde eksik olanın tamamlanmasını,
kamu kurumlarının yaklaşımında eksik olanın tamamlanmasını istiyoruz.
Ve bunu artık yalnızca talep ederek değil, sistemin kendi sorumluluğunu üstlenmesiyle gerçekleştirmek istiyoruz.

Çünkü yıllardır söylediklerimiz artık bilinmeyen değildir.
Sorunlarımız görünmez değildir.
İhtiyaçlarımız belirsiz değildir.
Eksiklerimizin önemli bir bölümü herkes tarafından bilinmektedir.

O halde bundan sonraki aşama bilgi üretme aşaması değil, irade ve uygulama aşamasıdır.

Biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız.
Sahadaki bilgimizi paylaşmaya,
çözüm geliştirmeye,
kurumlarla birlikte çalışmaya,
yanlışları söylemeye,
doğruları büyütmeye,
başarılı modeller üretmeye hazırız.
Ama artık sistemin de kendi payına düşeni yapması gerekiyor.

Bu nedenle bundan sonra sorumuz sadece:
“Bize ne vereceksiniz?”
değil.

Daha güçlü bir soru sormanızın vakti geldi

“Sizin için ne yapabiliriz?”
Ve ardından:
“Birlikte neler yapabiliriz?”

Çünkü gerçek değişim, bir tarafın diğerinden talepte bulunmasıyla değil, sorumlulukların karşılıklı olarak kabul edilmesiyle başlar.

Artık sıra bizde değil.
Biz yıllardır söylüyoruz.

ŞİMDİ SIRA SİSTEMİN REFLEKS GÖSTERMESİNDE

ÇÜNKÜ EŞİTLİK, EKSİK OLANA YARDIM ETMEK DEĞİL ;

EKSİK BIRAKILANI BİRLİKTE TAMAMLAMAKTIR.

Eksik Olan Bizim Talebimiz Değil, Sistemin Refleksi
Abdullah Cıstır

YORUMLAR

Bir adet yorum var

  1. Kaleminize sağlık kardeşim.
    Bu sorun, roman toplumunun organize olmadan çözüme ulaşacak bir sorun değildir.
    Biraz da böyle düşünmek gerekir.
    Sevgi ve saygılarımla.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ