Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Abdullah Cıstır
Abdullah Cıstır

Kaçak yapıdan daha büyük mesele; hukukun eşit uygulanması

Kaçak yapı meselesi, Türkiye’nin birçok ilçesinde yalnızca teknik veya imar mevzuatına ilişkin bir konu değildir.

Aynı zamanda sosyal adalet, kamu yönetimi, eşit yurttaşlık ve belediyelerin kamu gücünü nasıl kullandığıyla doğrudan ilgilidir.

Elbette mevzuata aykırı yapılaşma varsa, belediyelerin kanunların kendilerine verdiği yetkileri kullanması doğaldır.

Ancak asıl sorulması gereken soru şudur:

Kanun herkese aynı mı uygulanıyor?

Bir ilçede on binlerce ruhsatsız veya mevzuata aykırı yapı bulunduğu biliniyor, binlerce şikâyet belediyeye ulaşıyor ve bunların önemli bir bölümü yıllarca yıkılmadan, ertelenerek veya farklı idari süreçlerle bekletiliyorsa;

Aynı ilçede bir Roman mahallesindeki yapılar söz konusu olduğunda neden çok daha hızlı, kararlı ve sonuç odaklı bir müdahale ortaya çıkıyor?

Buradaki mesele kaçak yapıyı savunmak değildir.

Tam tersine mesele, hukukun seçici uygulanıp uygulanmadığını sorgulamaktır.

Çünkü hukuk devletinde önemli olan yalnızca bir yapının kaçak olup olmadığı değildir.

Aynı hukuki durumdaki yapılara aynı idari yaklaşımın gösterilip gösterilmediğidir.

Bir belediye için asıl sınav, gücünü kullanıp kullanmadığı değil;

Bu gücü eşitlik, objektiflik, ölçülülük ve kamu yararı ilkeleri içerisinde kullanıp kullanmadığıdır.

Roman mahallesinde kaçak yapı meselesi neden farklı ele alınmalı?

Çünkü Roman mahallelerinin önemli bir bölümünde yapılaşma meselesi, sadece bireysel tercihler sonucunda ortaya çıkmış bir sorun değildir.

Geçmişten bugüne gelen mülkiyet sorunları, düşük gelir, konut piyasasına erişememe, sosyal konut yetersizliği, kentsel dönüşüm politikaları, mahallelerin planlama süreçlerinin dışında bırakılması ve yoksulluğun mekânsal olarak yoğunlaşması gibi birçok unsur bu yapılaşmanın arkasında bulunmaktadır.

Dolayısıyla belediyenin karşısında yalnızca “kaçak bir bina” yoktur.

Çoğu zaman o binanın içerisinde bir aile, bir çocuk, bir yaşlı, yıllardır aynı mahallede yaşayan bir topluluk ve başka bir konuta erişme imkânı bulunmayan insanlar vardır.

Bu durum hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz.

Fakat idarenin müdahalesinin biçimini ve yöntemini tartışmayı zorunlu kılar.

Bir yapıyı yıkmak teknik olarak kolay olabilir.

Fakat bir ailenin hayatını nereye taşıyacağınızı çözmeden yıkım yapmak, sorunu çözmek değil, sorunu başka bir yere taşımaktır.

Peki çıkış yolu nedir?

Bence çıkış yolu “Roman mahallelerindeki kaçak yapılar yıkılmasın” demek değildir.

Bu söylem hem hukuken hem de politik olarak yeterli değildir.

Asıl talep şu olmalıdır:

“Kaçak yapılaşmaya karşı eşit, şeffaf, objektif ve sosyal sonuçları gözeten bir belediye politikası oluşturulsun.”

Bunun için birkaç temel ilke ortaya konabilir.

Birinci olarak:

İlçe genelinde kaçak yapı envanteri çıkarılmalıdır.

Belediye yalnızca Roman mahallelerini değil, ilçenin tamamını aynı kriterlerle değerlendirmelidir.

Hangi mahallede kaçak yapı var?

Kaç yapı hakkında şikâyet var?

Hangi yapılar hakkında işlem başlatılmış?

Hangileri hakkında yıkım kararı verilmiş?

Hangi yıkım kararları uygulanmış?

Hangileri yıllardır bekliyor?

Bu veriler ortaya konulduğunda, idarenin gerçekten eşit davranıp davranmadığı da görülebilir.

İkinci olarak:

Yıkım kararlarının uygulanmasında objektif kriterler açıklanmalıdır.

Bir yapı için işlem yapılırken başka bir yapı için neden yapılmadığı anlaşılabilir olmalıdır.

“Şikâyet geldi, işlem yaptık” yaklaşımı tek başına yeterli değildir.

Çünkü aynı ilçede binlerce şikâyet varsa, idarenin bunları hangi öncelik sırasına göre değerlendirdiği de açıklanmalıdır.

Üçüncü olarak:

Roman mahalleleri için yıkım öncesi sosyal etki değerlendirmesi yapılmalıdır.

Bir binanın hukuki statüsü ile o binanın yıkılması sonucunda ortaya çıkacak sosyal sonuç aynı şey değildir.

Kaç kişi evsiz kalacak?

Kaç çocuk eğitim düzeninden kopacak?

Ailelerin alternatif konut imkânı var mı?

Mahallede başka bir yere taşınma kapasitesi bulunuyor mu?

Bu soruların cevapları alınmadan yapılan müdahale, yalnızca imar sorununa bakıp sosyal sonucu görmezden gelmek olur.

Dördüncü olarak:

Yıkım ile barınma hakkı arasında bir geçiş mekanizması kurulmalıdır.

Belediye “bu yapı kaçak” diyorsa, yurttaşa yalnızca “çık” dememeli.

Mümkün olan durumlarda planlama, ruhsatlandırma, güçlendirme, dönüşüm, sosyal konut veya alternatif barınma seçeneklerini de masaya koymalıdır.

Çünkü belediyecilik yalnızca yıkmak değildir.

Yaşanabilir bir kent kurmak da belediyeciliğin görevidir.

En önemli mesele: Çifte standart iddiası araştırılabilir

Burada Roman toplumunun elinde çok güçlü bir demokratik ve hukuki araç vardır:

Karşılaştırmalı veri.

Örneğin aynı ilçede;

Roman mahallesinde kaçak yapı sayısı,

diğer mahallelerde kaçak yapı sayısı,

yapılan şikâyet sayıları,

yapı tatil tutanağı düzenlenen yapıların sayısı,

yıkım kararı verilen yapıların sayısı,

yıkımı gerçekleştirilen yapıların sayısı,

karar ile yıkım arasındaki süre

karşılaştırılabilir.

Eğer ortaya açık bir orantısızlık çıkarsa mesele artık yalnızca “kaçak yapı” meselesi olmaktan çıkar.

Kamu gücünün eşit kullanılıp kullanılmadığı meselesine dönüşür.

İşte burası çok önemlidir.

Çünkü Roman yurttaşın söylemesi gereken:

“Bizim kaçak yapılarımızı yıkmayın.”

olmamalıdır.

Daha güçlü cümle şudur:

“Aynı hukuka tabi olduğumuz halde neden bize farklı davranıyorsunuz?”

Bu cümle, meseleyi mağduriyet söyleminden çıkarıp eşit yurttaşlık ve kamu yönetimi meselesine taşır.

Belediyeye de bir görev düşüyor.

Belediyeler Roman mahallelerine yalnızca zabıta, fen işleri veya yıkım ekipleriyle gitmemelidir.

Sosyal hizmet uzmanları, şehir plancıları, hukukçular ve mahalle temsilcileriyle birlikte gitmelidir.

Çünkü Roman mahallelerinde imar sorunu ile sosyal sorun çoğu zaman birbirinden ayrı değildir.

Bir yapıyı yıkmak birkaç saat sürebilir.

Ama o yapının yerine güvenli, planlı ve insan onuruna uygun bir yaşam alanı oluşturmak yıllar sürebilir.

İyi belediyecilik, yıkımı hızlandırmak değil; çözümü hızlandırmaktır.

Son sözümüz şu olsun

Kaçak yapılaşmayı savunmuyoruz.

Kanunsuzluğu da savunmuyoruz.

Savunduğumuz şey çok daha basit:

Kanun herkese eşit uygulansın.

Roman mahallesindeki kaçak yapı ile başka bir mahalledeki aynı nitelikteki kaçak yapı arasında idari muamele bakımından fark oluşmasın.

Eğer belediye gerçekten kamu yararını gözetiyorsa, bunu verileriyle ortaya koysun.

Eğer yıkım gerekiyorsa, neden o yapının yıkıldığını açıklasın.

Eğer başka yerlerdeki yapılar bekletiliyorsa, bunun objektif gerekçesini açıklasın.

Ve en önemlisi;

Roman mahallesini yalnızca yıkılacak yapılar üzerinden değil, yaşanacak bir mahalle üzerinden görsün.

Çünkü mesele bazen kaçak yapı değildir.

Asıl mesele, hukukun bir mahalleye nasıl baktığıdır.

Belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şudur:

BİR BELEDİYE AYNI KANUNU FARKLI MAHALLELERE FARKLI YÖNTEM UYGULUYORSA

BURADA YANLIZCA İMAR SORUNUNUMU

YOKSA EŞİT YURTAŞLIK SORUNUNUMU

KONUŞMALIYIZ

ÖNCEKİ YAZISI: Sistemin Refleksi

Kaçak yapıdan daha büyük mesele; hukukun eşit uygulanması
Abdullah Cıstır

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ