Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Ömer Faruk ELBEK
Ömer Faruk ELBEK

Sivrisinek pasaport istemez

Pasaport, insanın en soylu parçasıdır.” Bertolt Brecht, Mülteci Konuşmaları

İzlanda, yerkürenin mağrur ve yalıtılmış kalesi, yıllardır övündüğü sivrisineksiz ülke ünvanını Ekim 2025’te gelen küçük ama anlamlı bir haberle sessizce yitirdi.

Bilim dünyası, bu soğuk adada ilk kez bir sivrisinek türünün, Culiseta annulata’nın, doğrulanmış biçimde tespit edildiğini duyurdu.

Kalıcı bir popülasyon oluşturup oluşturmadığı henüz kesinleşmemiş olsa da kuzeyin sert rüzgârları, buzulları ve o eski yalıtılmışlık zırhı, bu minik, kanatlı işgalciyi durdurmaya yetmemiş görünüyor. Oysa biz insanlar, hanidir sınırların kutsallığına ve pasaportun kudretine iman etmiş bir çağın çocuklarıydık.

Bu küçük ve ironik karşılaşma, çağımızın defalarca karşımıza çıkan temel çelişkilerinden birini bu kez İzlanda’nın soğuğunda önümüze serdi ve insanın zihnine şu soruyu düşürdü.

Doğa sınır tanımazken, insanın özgürlüğü neden kâğıda, mühüre ve onaya hapsedildi? Asıl mesele, insanın yeryüzüyle kurduğu o kadim sahiplik ilişkisinde gizli. İnsan, dünyayı anlamakla yetinmedi; onu ölçtü, böldü, mühürledi ve sonunda kendi hareketini de bu çizgilerin arasına hapsetti. Haritalar yalnızca dağları, nehirleri düzenlemedi; bedenleri de etiketledi.

Artık kim nereden gelir, nereye gider, hangi kapıdan geçer, hangi ülkede ne kadar kalır, hangi sırada bekler, hangi memurun keskin bakışlarına boyun eğer… Bütün bunlar modern iktidarın sessiz, insafsız kayıt düzeninin parçası haline geldi. Bu düzen içinde insan, yalnızca çalışan, seven, üreten, göç eden ve direnen bir varlık olarak görülmüyor.

O, izlenmesi, takip edilmesi, her an kayıt altına alınması ve olası hareketlerinin önceden tahmin edilmesi gereken bir beden olarak ele alınıyor.

Bu noktada pasaport, hareketin özgürlüğünü devletin onayıyla takas eden küçük bir tapu senedine dönüşüyor.

Küresel sistem paranın özgür bir nehir gibi akmasını sağlarken, insanı sabit bir kayaya, yerinden oynatılamaz bir nesneye çeviriyor. Bir kapıdan geçebilmek için artık yalnızca gitmek istemek yetmiyor:

Gerekçe göstereceksin, gelirini kanıtlayacaksın, dönüş niyetini beyan edeceksin, yüzünü biyometrik bir fotoğrafa teslim edeceksin ve sonunda görünmeyen bir kanaatin onayını bekleyeceksin. Bir yanda tıklamanın sınırsız konforu, diğer yanda pasaportunun rengiyle kaderi tayin edilen yorgun bedenler…

Foucault’nun biyo-iktidar kavramı tam da burada somutlaşıyor: Modern iktidar yalnızca yasaklamaz; sayar, sınıflandırır, izler ve geçiş izni verir. İnsan bu düzende doğduğu yerle, parmak iziyle, yüzüyle ve pasaportunun rengiyle okunabilir bir dosyaya dönüşür.

Özgürlük, doğuştan gelen bir imkân olmaktan çoktan çıkmış; o artık başvuru formuna, randevu tarihine, banka dökümüne ve konsolosluk memurunun sessiz kanaatine bağlanmıştır.

İzlanda’nın yeni misafiriyle konuya devam edelim…

Sivrisinek, ne bir vize kuyruğunda aşağılanmayı bilir ne de biyometrik fotoğrafların ruhsuzluğuna boyun eğer. O, ekosistemin anarşist ritmiyle hareket eder. Bir geminin karanlığında ya da ısınan atmosferin koridorlarında süzülürken, mülkiyetin ve egemenliğin sahte sınırlarını delip geçer.

İzlanda’nın o meşhur sterilliği, bir böceğin iğnesiyle delinen balon gibi sönüverir. İktidar, insanı pasaportlarla kontrol altına almaya, onu belirli coğrafi koordinatlara hapsetmeye çalışırken; doğa, kendi kaosunu her yere taşır.

İnsanın hareketi dosyalanırken, sivrisineğin hareketi yalnızca gerçekleşir. İnsandan gerekçe istenir, böcekten istenmez.

İnsana dönüş bileti sorulur, sivrisinek rüzgârın ve iklimin açtığı koridordan geçer gider.

Günümüzde insan, elinde tuttuğu o çok sayfalı defterlerle, yani pasaportlarla, dünyayı fethettiğini sanırken, bir sivrisineğin vizesiz girdiği topraklarda istenmeyen kişi ilan edilmenin ezikliğini yaşıyor.

Daha acısı, insanın kendi kurduğu sınır düzenine bu kadar inanması olsa gerek: Haritayı hakikatin kendisi, mührü özgürlüğün kapısı, pasaportu insanlık değerinin ölçüsü sanmasıdır. Oysa bir böcek, bütün bu ciddi törenin ortasından geçip gider.

Ne ulusal güvenlik nutuklarını dinler ne sınır kapısındaki bakışı önemser ne de kendisine ayrılmış bir bekleme salonu arar.

Sonuçta İzlanda, sivrisineksizliğin verdiği o kırılgan efsanesini artık eskisi kadar kolay sürdüremiyor. Kuzeyin soğuğuna, denizlerin çevrelediği yalıtılmışlığa ve steril ülke efsanesine rağmen hayat kendisine çizilen sınırları tanımadığını bir kez daha göstermiştir.

Sivrisinek pasaport istemez; çünkü o, haritaların değil, yerkürenin bir parçasıdır. Biz ise haritaların içinde kaybolmuş, özgürlüğünü bir mühür darbesine teslim etmiş kendi kurduğu çitlerin içinde dolaşan varlıklarız.

Bazen en net gerçek, en küçük gövdeden gelir: İzlanda’nın soğuğuna kadar ulaşan bu minik kanatlı yaratık, bütün pasaport törenini, bütün o mühür ve biyometri sistemini, sessizce geçersiz kılmıştır. Haritalar devletlerin masasında durur. Sivrisinek ise haritaya bakmadan uçar.

YAZARIN SON YAZISI: Yeni Çağın Sessiz Madenleri

Sivrisinek pasaport istemez
Ömer Faruk ELBEK

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ