Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Abdullah Cıstır
Abdullah Cıstır

BİZİM TARAFIMIZ EŞİT YURTTAŞLIK

Eşit yurttaşlık ile eşit olmayan yurttaş arasındaki farkı anlamak için önce şu soruyu sormak gerekir:

Bir insan gerçekten ne zaman yurttaş olur?

Sadece nüfus cüzdanı taşıyınca mı?
Vergi verince mi?

Oy kullanınca mı?

Yoksa korkmadan konuşabildiğinde, görünür olabildiğinde, devlet kapısına girdiğinde kendini “fazlalık” gibi hissetmediğinde mi?

İşte Romanlar açısından mesele tam burada başlıyor.
Çünkü bu ülkede Romanlar uzun yıllar hukuken yurttaş oldu ama sosyolojik olarak tam kabul görmedi.

Yani anayasa bizi vatandaş yazdı, fakat hayat bizi çoğu zaman kenara itti.

Bu yüzden eşit yurttaşlık başka, eşit hissedebilmek başka bir şeydir.

Bir Roman çocuğu düşünelim;

Daha küçük yaşta mahallesinin adı üzerinden etiketlenebiliyor.
Bazı öğretmenler onun başarısız olacağını peşinen düşünebiliyor.
Toplum bazen onun yeteneğine değil kimliğine bakıyor.

Yani çocuk daha hayatın başında “kendini ispat etme yükü” taşıyor.

Oysa başka bazı çocuklar yalnızca çocuk olarak büyüyor.

İşte eşit olmayan yurttaşlık tam da budur:

Birilerinin hayata insan olarak başlaması,
bazılarının ise önyargıyı aşmaya çalışarak başlamasıdır.

Romanlar yıllardır yalnızca yoksullukla mücadele etmiyor.
Aynı zamanda “algıyla” mücadele ediyor.

Çünkü toplumun zihninde oluşmuş bazı kalıplar, Roman bireyin emeğinin önüne geçebiliyor.

Bu yüzden mesele sadece ekonomik değildir.

Mesele aynı zamanda psikolojiktir, sosyolojiktir, kültüreldir.

Birlikte düşünelim

Bir insan sürekli kendini anlatmak zorunda kalıyorsa,
sürekli “Ben de insanım, ben de liyakat sahibiyim” demek zorunda hissediyorsa,
orada görünmeyen bir eşitsizlik vardır.

Bu eşitsizlik bazen kanunlarda değil, bakışlarda yaşar.

Meseleye bizim gözümüzden bakıldığında;

Türkiye’de Romanların yaşadığı temel meselelerden biri “temsilde eksik yurttaşlık”tır.

Çünkü sizin adınıza herkes konuşuyor ama siz yeterince konuşamıyorsunuz.
Sizin mahalleniz hakkında kararlar alınıyor ama o masada siz oturmuyorsunuz.

Romanlarla ilgili projeler hazırlanıyor ama Romanların fikri bazen sonradan soruluyor.

Bu durum zamanla şöyle bir duygu oluşturuyor;
“Bu ülkenin içindeyim ama merkezinde değilim.”

İşte eşit olmayan yurttaşlığın en ağır tarafı budur.
İnsanın kendi ülkesinde görünmezleşmesi.

Bu yüzden eşit yurttaşlık sadece hak vermek değildir.
İnsanı muhatap almaktır.

Onu karar süreçlerine dahil etmektir.

Sadece korunacak bir topluluk gibi değil, ülkeye katkı sunacak özne olarak görebilmektir.

Romanlar yıllarca daha çok “sosyal yardım” başlığında konuşuldu.
Oysa Roman toplumunun içinde sanatçı var, akademisyen var, esnaf var, bürokrat var, siyasetçi var, kanaat önderi var.
Yani mesele sadece dezavantaj değil;

Potansiyelin yeterince görülememesi meselesidir.

Bir başka önemli taraf daha var.

Eşit yurttaşlık, insanın kendi kimliğini saklamak zorunda kalmamasıdır.

Eğer bir insan işe girerken, ev kiralarken, sosyal çevrede kabul görmek için kimliğini gizleme ihtiyacı hissediyorsa;

Orada biçimsel eşitlik vardır ama gerçek eşitlik eksiktir.

Romanlar bazen tam da bunu yaşadı.
Kendi rengini bastırarak kabul görmeye çalışmak.

Oysa gerçek demokrasi, insanları birbirine benzetmek değildir.

Farklılıklarla birlikte eşit yaşayabilmektir.

Bu yüzden Roman meselesi sadece Romanların meselesi değildir.
Türkiye’nin demokrasi, eşitlik ve toplumsal vicdan meselesidir.

Çünkü bir ülkede en görünmeyen kesim ne kadar eşitse, o ülke o kadar demokratiktir.

Artık Romanlar sadece “bizi görün” demiyor.
Aynı zamanda şunu söylüyor:

“Biz bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak istiyoruz.”

Çünkü eşit yurttaşlık;

AYNI BAYRAĞIN ALTINDA YAŞAMAK GİBİ
AYNI DEĞERDE HİSSEDEBİLMEKTİR

YAZARIN ÖNCEKİ YAZISI: Kurumun ismi neden değişir: İhtiyaçtan mı politika eksikliğinden mi?

BİZİM TARAFIMIZ EŞİT YURTTAŞLIK
Abdullah Cıstır

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ