Bir toplumun bugününü anlamak için yalnızca bugün yaşananlara bakmak yeterli değildir. Çünkü toplumlar geçmişlerinden bağımsız hareket etmez.
Yaşananlar zamanla hafızaya dönüşür; hafıza ise davranışları, beklentileri ve siyasal tercihleri etkiler.
Sosyal hafıza, geçmişin bugünkü siyasal davranışlar üzerindeki görünmeyen etkisidir.
Romanlar açısından bu kavram yalnızca kültürel bir mesele değildir. Aynı zamanda toplumsal güven, temsil ve siyasetle kurulan ilişkinin anahtarlarından biridir.
HAFIZADAN POLİTİKAYA
Bir siyasi aktörün bugün verdiği söz, toplum tarafından yalnızca bugünün sözü olarak değerlendirilmez.
Daha önce verilen sözler, tutulmayan vaatler, seçim dönemlerinde kurulan ilişkiler, temsil deneyimleri ve kamu kurumlarıyla yaşanan karşılaşmalar da hatırlanır.
Bu nedenle siyaset bugünü anlatırken toplum çoğu zaman bugünü geçmişle birlikte dinler.
Romanlar açısından bu durum özellikle önemlidir.
Çünkü kuşaklar boyunca oluşan deneyimler, yalnızca bireysel hafızalarda kalmaz; ailelere, mahallelere ve toplumsal ilişkilere aktarılır.
Böylece yaşanmışlıklar zamanla siyasal kanaate dönüşebilir.
Bir toplumun “Daha önce ne oldu?” sorusuna verdiği cevap, çoğu zaman “Bugün kime güvenebilirim?” sorusunun da başlangıcıdır.
Güven bir duygu değil, siyasal ilişkinin sonucudur.
Romanların siyasete veya kurumlara yönelik mesafesini yalnızca ilgisizlik olarak değerlendirmek doğru değildir.
Bazen mesafe, geçmiş deneyimlerin sonucudur.
Dinlenmemek, karar süreçlerinin dışında kalmak, verilen sözlerin sonuçsuz kalması veya seçim dönemleri dışında görünmez olmak; zamanla güven duygusunu zayıflatır.
Bu nedenle güven kaybı bireysel bir psikoloji değil, siyasal ilişkinin niteliğine ilişkin toplumsal bir değerlendirmedir.
Güven ancak yeni deneyimlerle yeniden kurulabilir.
Roman meselesi uzun süre ağırlıklı olarak eğitim, istihdam, barınma, yoksulluk ve ayrımcılık üzerinden ele alındı.
Bunlar önemlidir.
Fakat daha temel bir soru vardır:
Bu sorunları kim tanımlıyor ve çözümleri kim belirliyor?
Romanların deneyimi karar mekanizmasına girmiyorsa, politika ne kadar iyi niyetli olursa olsun dışarıdan tasarlanmış olur.
Bu nedenle Romanların siyasetteki varlığı yalnızca temsil adaleti açısından değil, doğru politika üretme kapasitesi açısından da gereklidir.
Çünkü temsil, yalnızca bir Romanın masada bulunması değildir.
O masadaki kararları etkileyebilmesidir.
Sosyal hafıza aynı zamanda politik bir veridir
Kamu politikaları çoğu zaman rakamlarla tasarlanır:
Kaç öğrenci?
Kaç işsiz?
Kaç hane?
Kaç kişi hizmet aldı?
Fakat rakamlar insanların kurumlarla yaşadığı deneyimi anlatmaz.
Bir proje neden bir mahallede karşılık bulurken başka bir mahallede bulmaz?
İnsanlar neden bazı hizmetlere başvurmaktan vazgeçer?
Neden bazı siyasal söylemler güven yaratmaz?
Bu soruların cevaplarının önemli bir bölümü sosyal hafızada bulunur.
Bu nedenle mahallelerin tanıklıkları, ailelerin deneyimleri ve geçmiş politikaların sonuçları politika üretiminin bilgi kaynaklarından biri haline gelmelidir.
Hafıza yalnızca mağduriyet değildir
Romanların sosyal hafızasını yalnızca ayrımcılık ve mağduriyet üzerinden okumak da eksik olur.
Bu hafızada dayanışma, kültür, üretim, mahalle, mücadele ve yeniden var olma deneyimleri de vardır.
Dolayısıyla Romanların geçmişi yalnızca “kendilerine yapılanların tarihi” değildir.
Aynı zamanda bütün zorluklara rağmen kendilerini var etme tarihidir.
Bu bakış açısı, mağduriyet merkezli siyasetten özne merkezli siyasete geçişi mümkün kılar.
“Romanlara ne yapmalıyız?” sorusunun yanına,
“Romanlarla birlikte neyi değiştirebiliriz?”
sorusunu koyar.
Politika da hafızayı değiştirir
İlişki tek yönlü değildir.
Hafıza politikayı etkilediği gibi, politika da geleceğin hafızasını oluşturur.
Bir belediye yıllardır çözülmeyen bir sorunu gerçekten çözdüğünde yalnızca hizmet üretmez.
Mahallenin hafızasına yeni bir deneyim ekler.
Bir Roman gencinin üniversiteye ulaşması yalnızca bireysel başarı değildir; kendisinden sonra gelenler için yeni bir ihtimal yaratır.
Bir Romanın karar mekanizmasında gerçek sorumluluk üstlenmesi, siyasetle toplum arasındaki ilişkinin biçimini değiştirebilir.
Böylece yeni deneyimler eski kabulleri dönüştürür.
Sonuç olarak
Romanların sosyal hafızasına bakmak geçmişe takılıp kalmak değildir.
Tam tersine, geleceğin siyasetini daha gerçekçi kurabilmenin yollarından biridir.
Çünkü:
Hafıza kanaat üretir.
Kanaat güveni etkiler.
Güven katılımı etkiler.
Katılım temsili güçlendirir.
Temsil politikayı değiştirir.
Üretilen politika yeni deneyimler yaratarak geleceğin hafızasını oluşturur.
Bu nedenle Romanların sosyal hafızası siyasetin yalnızca konusu değildir.
Aynı zamanda siyasetin bilgi kaynağıdır.
İhtiyacımız olan, Romanları hakkında politika üretilen bir toplum olmaktan çıkarıp, kendi deneyimiyle politika üreten siyasal bir özne olarak kabul eden bir anlayıştır.
Çünkü geçmişi anlamadan güveni yeniden kuramayız.
Güveni yeniden kurmadan güçlü bir siyasal katılım yaratamayız.
ROMANLARI KARARIN ÖZNESİ HALİNE GETİRMEDEN
ROMAN POLİTİKASINDA GERÇEK BİR DÖNÜŞÜM SAĞLAYAMAYIZ
YORUMLAR