Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Müjdat Çalış
Müjdat Çalış

Masallar: Zihnin Kadim Sığınağı ve Modern Tahkimatlar

Masallar, yalnızca çocuklara anlatılan masum hikâyeler değildir; insan zihninin en eski savunma ve anlam üretme düzeneklerinden biridir. Çocuğa dünyayı tanıtmak için kullanılır; yetişkinin ise dünyaya katlanabilmesi için vazgeçilmezdir.

Çocuk için masal, bilinmeyeni evcilleştirir. Karanlık orman bir anlatıya dönüşür, soyut korku bir cadının bedenine yerleşir; böylece iyilik ve kötülük nihayet ayırt edilebilir hâle gelir. Bu, dünyayı anlamanın ilk hilesidir: Karmaşayı sembollere indirgemek.

Yetişkin içinse masal artık bir öğrenme aracı değil, bir dayanma aparatıdır. Çünkü gerçeklik, çıplak hâliyle çoğu zaman taşınamazdır. Adaletsizlikler, kayıplar, rastlantının hoyratlığı ve o bitmek bilmeyen anlamsızlık hissi… Bunlara olduğu gibi bakabilen insan sayısı sanıldığı kadar fazla değildir; geri kalanlar ise yalnızca bakar gibi yapar.

İşte tam burada masal devreye girer. Ama bu kez öğretmek için değil, hasarı gizlemek için. Masal artık açıklamaz; örter. İkna etmez; oyalanmayı mümkün kılar. Teselli sunmaz; tesellinin taklidini üretir.

Yetişkinler masallara inanmaz sanılır. Oysa yalnızca masalların kostümü değişmiştir. Ejderhaların yerini “kariyer basamakları”, sihirli değneklerin yerini “kişisel gelişim reçeteleri”, kaderin yerini ise algoritmalar almıştır. Ama ana anlatı değişmez: Çaba ödüllendirilir, düzen anlamlıdır, herkes hak ettiğini alır.

Oysa çoğu zaman hiçbirimiz hak ettiğimizi almayız. Fakat bu gerçeği uzun süre zihnimizde taşıyamayız.

Bu yüzden ideolojiler vardır; dünyayı olduğu gibi değil, katlanılabilir bir versiyonuyla sunarlar. Gerçeği sadece çarpıtmazlar; onu dozlarlar. İnsan, gerçeğin tamamını değil, kendisini dağıtmayacak kadarını görmek ister.

Masal bu noktada bir sığınak değil, bir tahkimat hâline gelir. Birey, hayatın rastlantısallığı karşısında kendini savunmasız hissettiğinde bu anlatıların içine çekilir. “Çalışırsan başarırsın” bir masal değilse bile en azından iyi yazılmış bir propagandadır. “Her şeyin bir sebebi vardır” cümlesi, anlam üretmekten ziyade anlamsızlığı bastırır. “Sen özelsin” ise modern çağın en yaygın ve en zararsız görünen ninnisidir.

Bu anlatılar olmadan ne olur?

Muhtemelen çoğumuz, hayatın rastgeleliğini ve adaletsizliğini bu kadar çıplak hâliyle taşıyamazdık. Çünkü gerçeklikle yüzleşmek bir cesaret meselesi değil, bir taşıma kapasitesi meselesidir.

İnsan, gördüğü şeyi kaldıramıyorsa onu dönüştürür. Bu dönüşüm çoğu zaman bilinçli bir kaçış değil, zihnin kendini koruma refleksidir. Herkes biraz hikâye yazar; kendi hayatını katlanılabilir kılacak kadar.

Masallar tam da bu yüzden yok edilemez. İşlevleri estetik değil, yapısaldır. Gerçeği inkâr etmeden onu yaşanabilir kılarlar. Bir ara bölge kurarlar: Ne tam gerçek ne de bütünüyle hayal. Ve insan, çoğu zaman orada yaşar.

Belki de asıl soru “Masallara neden ihtiyaç duyarız?” değildir. Asıl soru şudur:

Gerçeği, hiçbir masala yaslanmadan ne kadar süre taşıyabiliriz?

Çünkü insan yalnızca gerçeklikle değil, o gerçekliğe katlanabilmek için uydurduğu anlamlarla yaşar. Ve o anlamların büyük kısmı, hâlâ bir masalın içinden konuşur.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZISI: Mistik Merak Turizmi

Masallar: Zihnin Kadim Sığınağı ve Modern Tahkimatlar
Müjdat Çalış

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ