Gemi tornistan yaptığında üflediği üç kısa düdük, makinelerinin geriye çalıştığını çevresindeki gemilere bildirir. Denizde geri gidiş bu kadar açıktır. Tarihte ve toplumlarda ise çoğu zaman ilan edilmez, bir “ilerleme” anlatısının arkasına saklanarak yaşanır.
Hegel’in Mantık Bilimi’nde ortaya koyduğu diyalektik anlayışa göre niceliksel birikimler belirli bir eşikte niteliksel sıçramalara yol açar. Süreç düz bir çizgide ilerlemez, helezoniktir. Klasik anlatıda helezon hep yukarı doğru kıvrılır. Adorno ile Horkheimer ise Aydınlanmanın Diyalektiği’nde (1947) başka bir ihtimale işaret etti: aydınlanma kendi birikimini aşındırıp karşıtına, mitolojiye ve barbarlığa dönebilir. Sistem tıkandığında helezon aşağı doğru da kıvrılır. Günümüzde yaşanan tarihsel gerilemeyi üç niteliksel kırılma üzerinden okumak mümkün.
1. Enformasyon Bolluğunda Akla ve Hakikate Veda (Epistemolojik Gerileme)
Aydınlanma ve modernleşme, bilgi biriktikçe insanlığın hurafeden ve cehaletten kurtulacağı vaadine dayanıyordu. Bugün tarihin en çok verisine, bilgisine ve iletişim olanağına sahibiz. Bu muazzam birikim niteliksel bir aydınlanmaya yol açmadı, hakikat sonrası (post-truth) çağın karanlığına sıçradı. Bilgi çoğaldıkça eleştirel akıl geriledi, yerini yankı odalarına ve komplo teorilerine bıraktı. Çağdaş insan ortaçağ insanından çok daha fazla veriye ulaşabiliyor, ama o veriyi işleyecek yöntemsel şüphecilikten yoksun bırakıldığı için kitleler hâlinde mantık öncesi düşünme biçimlerine, dogmatik kabileciliğe teslim oluyor.
2. Kurumların Metalaşması ve Karakter Kaybı (Sosyolojik Gerileme)
Modernizm, yüzyıllar içinde birikmiş bir kurumsal dokunun üzerine yükselmişti: hukukun üstünlüğüne ve kamusal alana dayanan bir yapı, onun üstünde de yurttaşlık bilinci. Bu doku bugün de ayakta görünüyor. Okullar da mahkemeler de yerinde duruyor. Niteliksel kırılma kabuğun altında, kurumların içeriğinde yaşandı. Kamu yararını gözetmesi gereken yapılar piyasalaşmanın ve bürokratik yabancılaşmanın baskısı altında asli işlevlerini yitirdi, içleri boşaltıldı. Eğitim tüccar ile müşteri arasındaki bir alışverişe dönüştü, siyaset seyir toplumunun eğlence sektörüne. Tarihsel mücadeleyle kazanılan yurttaşlık sıfatı elinden alınan insan, yeniden edilgen bir tebaaya, bir tüketiciye dönüştürüldü.
3. Evrensel İnsan Haklarından Derebeylik Mantığına Dönüş (Politik-Ahlaki Gerileme)
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra onlarca yıl boyunca evrensel insan hakları düzenlemeleri ve uluslararası hukuk birikti, hepsinin arkasında “bir daha asla” iradesi vardı. Bugün bu birikimin yerini yeniden çıplak güç ve kabileci çıkar aldı. Küresel ölçekte güçlünün haklı sayıldığı, kurala dayalı düzenin çöktüğü bir döneme girdik. Güvensizlik ve korku biriktikçe toplumlar özgürlüklerini güvenlik vaat eden otoriter figürlere devretmeye gönüllü hâle geliyor. Derebeyi ile serf arasındaki ilişki, bu kez dijital ve modern araçlarla yeniden üretiliyor.
Geri gidiş sürüyor ve kimse düdük çalmıyor. Köprüüstündekiler yeni ufuklardan söz ederken makineler çoktan geriye çalışıyor.
YORUMLAR