“Atımın üstündeyim, koşarak bir Türk genci geldi. Elinde bayrak var. Bayrağı bana uzattı. Bayrağı aldım, göğsüme soktum. Balkona gelince Yunan bayrağını indirdim, göğsümden Türk bayrağımı çıkardım.
Baktım, bayrağımın kırmızısına kanım bulaşmış. Duygulanıyorum, ağlıyorum. Kanımın bulaştığı bayrağa şimdi de gözyaşlarım bulaşıyor. Ölsek ne gam. İzmir’e ilk girenler biz olduk ya!” Kurtuluş Savaşında İzmir Hükümet Konağı’na bayrağı çeken Yüzbaşı Şerafettin’in sözleri bunlar. Kendisine, soyadı kanunu çıktığında, Mustafa Kemal Paşa tarafından ‘İzmir’ soyadı verilmiştir.
Kolay mıdır İzmir’de Türk bayrağı bulmak? İzmir’in işgal edildiği 15 Mayıs 1919 ‘da yasaklanmıştır; kırmızı kumaş İzmir’de. 9 Eylül 1922’de, kurtuluşa kadar, sürmüştür bu yasak.
Yunan askeri cepheye iki yerden günlük ikmal yapmaktadır. Biri Afyon’da, diğeri cepheye yaklaşık 300km uzaklıktadır. Kemal bir asker, bir vatanseverdir. 1919’da Harbiye’den mezun olduğunda vatan işgal edilmişti. Yunan güçleri 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıktığında ilk direnişçilerdendi. O gün tutuklandı.
Bir yolunu bulup hapishaneden kaçtı. Kuva-yı Milliye’ye katıldı. Yıldırım lakabını bazen bir günde üç baskın yapmasından aldı. Yine bir baskında yaralanmış, yarası iltihap kaptığı için Konya’da Hastaneye yatırılmıştı. Bağlı bulunduğu birliğin Büyük Taarruza katılacağı haberini aldı. Duramadı, hastaneden çıktı. Süvari ordu komutanı Fahrettin Altay Paşa’ya ulaştı, “Emrinizdeyim. Kılıcımı sallayarak İzmir’e en önde girmek isterim.
Beni en öndeki alaya göndermenizi rica ediyorum” dedi. Önce 2. tümende, oradan da ikinci alayda görevlendirildi. Yanındaki askerlerle taarruz sonrası afallayan Yunan askerinin bağlantı yollarını tahrip etti, düşmanın cephe arkasına haber vermesini engelledi. Yıldırım; Afyon bölgesinde yığılmış Yunan kuvvetlerinin İzmir’le ulaşım ve haberleşmesini kesti. İzmir’in yolunu açtı. Düşman ordusunun tamamını kılıçtan geçirdi. Emrindeki tüm askerlerle birlikte burada şehit düştü. Köye ve tren istasyonuna onun adı verildi.
9 eylül günü Başkomutan Belkahve’dedir. İzmir’e hemen girmek ister. Yanındaki komutanlar güvenlik önlemleri alınmadan onun İzmir’e girmesine engel olur. O günlerde de Belkahve İzmir’e giden yolcuların dinlendiği bir yerdir. Bugün Belkahve’deki Atatürk Anıtının alanında bulunan ‘Atatürk Çeşmesi’ Başkomutanın su içtiği çeşmedir. İçeride yurdun dört yanındaki şehitliklerden getirilen toprak vardır. Yıldırım Kemal’in şehitliğinden getirilen toprak da buradadır.
Türk askeri İzmir’e 9 Eylül günü girer. 13 Eylül’de büyük İzmir yangını başlar. 5 gün sürer. Karargah da yangından etkilenmiştir. Bu nedenle ve güvenlik kaygısıyla karargahın taşınacağı ve Mustafa Kemal’in kalacağı güvenli bir yer aranır. Latife Hanım Paris’te üniversitede okumaktadır. İzmir’in Yunan işgalinden kurtarılacağı günü köşkte beklemek için dönmüştür.
Latife Hanım Mustafa Kemal’i hiç görmemiş olmasına karşın, ülkeyi düşmandan kurtaran komutana hayrandır. Başyaver Salih Bozok Mustafa Kemal’in köşkte kalması için Latife Hanım’la görüşür ve olumlu yanıt alır. Mustafa Kemal 14 Eylül’de ilk kez köşke gelir. Kapıda yirmili yaşlarının başlarındaki genç Latife’yi görür. Ona takılmak amacıyla: ”Senin adın bundan sonra Latif olsun. Artık benim buradaki emir erim sensin.” der. Gerçekten de köşkte kaldığı sürece Latife Hanım, hayran olduğu Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın bir dediğini iki etmez. Ankara’ya dönerken mektup yazmak için adresini isteyince, Mustafa Kemal “Telgraf kafi” der. Aralarındaki iletişim telgraflarla sağlanır.
Mustafa Kemal de 4 dil bilen, ata binen bu aydın genç kadından etkilenmiştir. 29 Ocak 1923’te köşkte nikahları kıyılır. Nikah o güne kadar alışıldığı gibi gelinin katılmadığı, yan odada bekletildiği eski usulle kıyılmayacaktır. Bugün medeni kanunda tarif edildiği şekilde; gelin hanımın da masada olduğu, iki şahit huzurunda kıyılacaktır. Nikah töreni ile de Mustafa Kemal vatandaşlarına örnek olmuştur. Tıpkı boşanmasında olduğu gibi. Boşandıktan sonra Latife Hanım da Mustafa Kemal de eski eş hakkında tek kötü söz etmez. Bugün boşandıktan, ayrıldıktan sonra eski eşine şiddet uygulayan, öldürenler keşke onu örnek alsa.
Zafer Haftasını yaşadık. Zaman zaman üzülüyor, umutsuzluğa kapılıyoruz. Böyle zamanlarda iki pusulamız var. İlki Nutuk. Başucu kitabımız olmalı. İkincisi Başöğretmenimizin: ”Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin.” cümlesi.
Biz Başkomutan Mustafa Kemal’in askerleri her daim onunla, her daim onun yolundayız.
YORUMLAR