Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Abdullah Cıstır
Abdullah Cıstır

BİZİM ARTIK GERÇEKLEŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞIMIZ BİR RÜYAMIZ VAR

Ama bu rüya, rahat zamanların rüyası değil.

Uzun yoksullukların, ertelenmiş umutların, görünmez sayılan hayatların içinden doğmuş bir rüya.

Çünkü insan bazen en büyük hayalini, en çok sınandığı yerde kurar.

Biz saklı tarihin çocuklarıyız.

Kayıtlarda eksik bırakılan, sesi çoğu zaman başkalarının cümleleriyle anlatılan bir hafızadan geliyoruz.

Uzun bir yoldan geliyoruz; göçlerden, kırılmalardan, dışlanmış mahallelerden, emeğin en ağır ama en görünmez yüklerinden geçerek geldik. Ve hâlâ yoldayız.

Eskiden rüyalarımız vardı ama çoğu zaman uyanınca onları bir kenara bırakmak zorunda kalıyorduk.

Çünkü hayatın gerçekleri ağırdı. Sabah işe yetişme telaşı, günü kurtarma kaygısı, çocukların geleceği için duyulan endişe, “acaba yine dışarıda mı kalacağız?” korkusu… Birçok insan için hayal kurmak bile lüks sayılıyordu.

Şimdi ise başka bir yerdeyiz.

Bizim artık bir rüyamız var; ama asıl mesele, uyandığımızda o rüyayı unutmamamızdır.

Uyandığımızda yeniden yola çıkıyoruz. Kapıları çalıyoruz, toplantılara katılıyoruz, sorular soruyoruz, raporlar okuyoruz, çocuklarımızı daha iyi okullara göndermeye çalışıyoruz, gençlerimize “sen de yapabilirsin” demeye çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki rüyalar ancak emekle ayakta kalır.

Fakat yol hâlâ kolay değil.

Mesafeler kısaldıkça görüyoruz ki kurulan sistemin duvarları hâlâ yüksek. Bazen içeri çağrılıyoruz ama kararın verildiği odada olmuyoruz. Bazen dinleniyoruz ama söylediklerimizin sonuç üretmesi zaman alıyor.

Bazen de en yorucu olanla karşılaşıyoruz: “Oluyormuş gibi” gösterilen süreçlerle. İşte insanı en çok yoran şey, açık engeller değil; görünmez eşikler oluyor.

Yine de biz geri dönmeye gelmedik.

Biz uzaklardan geliyoruz; zor zamanlardan, yoksulluğun içinden, çocuk yaşta çalışmanın sıradan sayıldığı günlerden, eğitimden erken koparılan hayatların içinden geliyoruz.

Ama bu yolculuk bize bir şey öğretti:

Dayanıklılık sadece acıya katlanmak değildir; umut etmeye devam edebilmektir.

Bizim rüyamız bir ayrıcalık rüyası değil.

Kimsenin hakkına göz dikmiyoruz. Biz sadece bu ülkenin eşit yurttaşları olarak, başımız dik yaşayabileceğimiz bir gelecek istiyoruz. Kültürümüzün yük değil zenginlik sayıldığı, temsilimizin sembolik değil gerçek olduğu, çocuklarımızın kaderinin doğdukları mahalleyle sınırlanmadığı bir gelecek istiyoruz.

Rüyalar en çok, uyanınca başlar.

Uyandığımızda karşımıza yorgunluk çıkıyor, bazen umutsuzluk çıkıyor, bazen de “değişmez” diyen sesler çıkıyor.

Ama biz artık o seslere teslim olmak istemiyoruz. Çünkü her kuşak, kendinden sonrakilere biraz daha geniş bir alan bırakmak zorundadır.

Bizim yürüyüşümüz öfkenin yürüyüşü değil; hafızanın, emeğin ve onurlu bir geleceğe inanmanın yürüyüşüdür. Koyulan mesafeleri aşmaya, görünmez duvarları sorgulamaya ve kendi sözümüzü kendi sesimizle kurmaya geliyoruz.

Bugün bize bakarken sadece nereden geldiğimizi değil, nereye yürüdüğümüzü de görün.

Çünkü biz artık sadece geçmişin sessizliği değiliz.

Biz, rüyasını unutmayan ve uyandığında o rüyayı gerçeğe dönüştürmek için yeniden ayağa kalkan insanların yürüyüşüyüz.

UZAK YOLDAN GELENLER
EN KARANLIK GECELERDE BİLE
BİRGÜN O SABAHIN GELECEĞİNİ BİLİRLER

ÖNCEKİ YAZI: HAFIZA,VİCDAN VE GELECEĞE KARŞI SORUMLULUĞUMUZ

BİZİM ARTIK GERÇEKLEŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞIMIZ BİR RÜYAMIZ VAR
Abdullah Cıstır

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ