Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Can Baydarol

Eğer!..

Son yazımın başlığı aslında bu yazının da başlığı olabilirdi. Biraz erken davranıp kuruluşundan önce “Yeni Parti” başlığı atınca kendimizi tekrarlamamak için eğerleri bol bir yazı yazmak elzem oldu.

Son yazımı okuyan dostlarımın, okurlarımın en büyük merakı Yeni Parti iktidara aday parti olur mu? Oy oranı ne olur? şeklinde.

İşte eğerlerin en önemlisi bu sorunun ilk aşamasında karşımıza çıkıyor. Bu sorulara tahmin üretebilmek için öncelikle az da olsa demokrasinin kırıntısı olan seçim sandığı kalmış ülkemizde bir sandığın geleceğinden emin olmamız gerekiyor. Bazı siyaset analistlerine göre er ya da geç o sandık gelecek. Bazı kötümser senaryo yazarlarına göre ise demokrasi devri çoktan bitti, seçim olsa bile göstermelik olacak. Ben umudunu muhafaza edenlerden olmakla birlikte kötümserleri de anlayışla karşılıyorum. Eğer sandık gelecek ise, sandığa sahip çıkmanın önemini altını tekrar tekrar çiziyorum. 

Oy oranını merak eden dostlarıma yüzde 40 civarını ifade ettim. Bu ifadeyi kullanırken de “eğer ciddi bir hata olmazsa” diye sözlerime başladım.

Bir önceki yazımda Yeni Türkiye Partisi’nin 2002 seçimlerinde yüzde 35’ler tahmininden başlayıp seçim sonunda aldığı yüzde 1,15 oy ile uğradığı hezimetin nedenlerini kısaca anlatmaya çalışmıştım. Tekrar hatırlatmak gerekirse birinci sırada sacayağının bozulması yer alıyordu. Kemal Derviş, İsmail Cem, Hüsamettin Özkan üçlüsünden Kemal Derviş YTP’den ayrılıp CHP’ye geçince sacayağı bozulmuş ve kamuoyu için tercih nedeni ortadan kalkmıştı.

Peki Yeni Parti için aynı durum var mı? Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş YP’nin sacayağı görüntüsünü veriyor. Özel daha ziyade sosyal demokrat çizgiyi, İmamoğlu liberal demokrat olanını ve nihayet Yavaş da milliyetçi demokrat görünümü temsil ediyor. Bugünün siyasi açmazları zamanında Turgut Özal’ın ANAP’ında bir araya gelen 4 eğilim gibi çözüm bulabilir mi? Evet. Sacayağı bozulursa büyük umutlar yerini büyük hüsrana bırakır mı? Bu sorunun da cevabı evet. Peki iktidarın yeni saldırısı bu üçlünün arasını açmak üzere hamleler planlamak olabilir mi? Bilemiyorum.

Peki iktidar cephesi bu süreçte büyük hatalar yapabilir mi? Kuşkusuz evet. CHP’yi bölmek üzere başlatılan süreç tam aksi istikamette oluşumlara yol açtı. CHP bölündü bölünmesine de Kılıçdaroğlu umulan etkiyi göstermekten çok uzak kaldı, Özel’in temsil ettiği oluşum yeni bir partiye yol açarken hem oylarını yükseltti, hem de konsolide etti. Bu oluşuma doğrudan bir saldırı olur mu? Olabilir. Hani bugüne kadar yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır misali, beklentiler bu yönde. Ama eğer böyle bir girişim olursa ve eğer gerçekten sandık yolu açık kalırsa, o zaman benim yüzde 40 oy beklentisini yukarıya doğru revize etmem gerekecek. Bu tür bir girişim zaten çok kötü olan ekonomik koşulları daha da kötü etkiler, yaşam koşulları daha da bozulan geniş halk kesimleri tercihlerini muhalefetten yana kullanırlar. 

Doğal olarak bu hesaplar yapılırken çoğunlukla kararsız kesimi temsil eden ve özellikle gelecek beklentileri büyük oranda umutsuzluğa dönüşmüş gençlerin de davranışlarını dikkate almak gerekecek. 

Sandık geldiğinde de bir diğer olasılık olarak gösterilen Özel çeşitli nedenlerle YP’nin başında olmasa bile, o gün kim olursa olsun seçimi kazanan taraf olur yaklaşımı. Özel’in yerinde bir başkası aynı performansı gösterebilir mi? Çok zor. Kabul etmek gerekir ki Özel Genel Başkan olarak çıktığı yolda tam anlamıyla bir lidere dönüştü. Aynı performansı şu an gösterebilecek çok fazla aday yok.

Peki dış politikadaki gelişmelerin süreçteki etkisi göz ardı edilebilir mi? Önceki yazımızda YTP’nin Kemal Derviş’in ihanetine uğrayışının perde arkasında ABD’nin Irak planına ne dönemin koalisyon hükümetinin Başbakanı Ecevit’in ne de Dışişleri Bakanı Cem’in evet dememelerinin yattığının altını çizmiştik. Peki içine girdiğimiz uluslararası konjonktür o güne kıyasla daha mı iç açıcı? Kesinlikle hayır. Dört bir yanımızda süren savaşlar ve kaos ortamı malum. Türkiye’nin artan stratejik önemi bütün gözlerin ülkemize ve yönetimine çevrilmesine neden oluyor. Kasım ayında ABD’de gerçekleşecek yenileme seçimleri öncesinde Türkiye’nin daha fazla dikkate alınabileceği hassas bir dönem bizleri bekliyor gibi. Dolayısı ile bu süreçte hem sacayağını bozmamak hem de dış politikada doğru mesajlar vermek çok önemli. Örneğin S400 meselesi ile bağlı F35 konusunda gösterilecek tavır hassas konuların başında geliyor.

Şimdilik son olarak şunu da belirtmek de yarar var. Evet tekrar AB tam üyeliği yoluna dönmek noktasında verilen mesaj çok yerinde. Bu mesaj sadece bir dış politika çizgisini değil, aynı zamanda 1993 Kopenhag kriterlerini de çağrıştırdığı oranda her türlü güvenin tazelenmesi için çok önemli ve izlenecek iç politika konusunda da kısmen aydınlatıcı. Hoş bir taraftan tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik üstüne titiz yaklaşımlar gösterilirken, “AB tam üyeliği son analizde Avrupa egemenlik sahasını paylaşmak adına ulusal egemenlik sahasının belirli alanlarından vazgeçmeyi gerektirmiyor mu?” sorusunu da ister istemez soruyoruz.

Sorularımız her gün biraz daha artarak devam edecek.

Eğer her şey yolunda giderse enseyi karartmayacağımız günlerin yakında olması dileğiyle.

Eğer!..
Can Baydarol

AB Uzmanı-AB ve Küresel Araştırmalar Derneği (ABKAD) Başkanı

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ