Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Abdullah Cıstır
Abdullah Cıstır

PARASIZ SİYASET, TEMSİLDE ADALET

Romanlar Üzerinden Demokrasiyi Yeniden Düşünmek gerekirse;

Siyaset, özünde fikirlerin, toplumsal taleplerin ve ortak geleceğe dair tasavvurların yarıştığı bir alandır.

Ancak siyaset, giderek ekonomik kaynakların belirleyici olduğu bir zemine dönüştüğünde, fikirlerin rekabeti yerini maddi imkânların rekabetine bırakmaktadır.

Böyle bir durumda demokrasi biçimsel olarak varlığını sürdürse de içerik bakımından zayıflamaya başlar.

Çünkü ekonomik eşitsizlikler, zamanla siyasal eşitsizlikler üretir.

Geliri düşük olan toplumsal kesimler yalnızca daha az tüketmez, aynı zamanda daha az görünür olur, daha az temsil edilir ve karar alma süreçlerine daha az etki edebilir hâle gelirler.

Böylece siyasal alan, toplumun bütününü yansıtan bir kamusal zemin olmaktan çıkar.

Belirli ekonomik, sosyal ve kültürel sermayeye sahip kesimlerin daha güçlü biçimde temsil edildiği bir alana dönüşür.

Romanlar, bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biridir.

Roman toplumu yüzyıllardır yoksulluk, ayrımcılık, güvencesiz çalışma ve sosyal dışlanmayla mücadele etmektedir. Bu nedenle Romanların siyasette karşılaştığı en büyük sorunlardan biri, yalnızca temsil eksikliği değildir.

Daha temel mesele, siyasal rekabete eşit koşullarda katılabilecek maddi ve kurumsal araçlardan yeterince yararlanamamalarıdır.

Bir Roman bireyin Milletvekili olma ihtimali ile ekonomik sermayesi güçlü bir bireyin Milletvekili olma ihtimali aynı değildir.

Bir Roman bireyin yaşadığı yoksulluğa ilişkin bilgi ve deneyimi son derece kıymetli olabilir.

Mahallesinin sorunlarını, sosyal yardımların eksikliklerini, kayıt dışı çalışmanın sonuçlarını, ayrımcılığın yarattığı tahribatı en iyi o biliyor olabilir.

Ancak bu deneyimi siyasal karar mekanizmalarına taşıyacak imkânlardan yoksunsa, toplum çok önemli bir bilgiyide kaybetmiş olur.

Burada mesele yalnızca adalet değildir;
Aynı zamanda bilgi kaybıdır.

Demokrasi, yalnızca insanların oy vermesiyle değil, toplumun farklı deneyimlerinin karar alma süreçlerine taşınabilmesiyle güçlenir.

Çünkü her toplumsal grup, yaşadığı hayatın içinden süzülmüş özgün bir bilgi üretir.

Romanlar yoksulluğun bilgisini taşır.
Romanlar dışlanmanın bilgisini taşır.
Romanlar dayanışmanın bilgisini taşır.
Romanlar kayıt dışı ekonominin, güvencesizliğin ve kent yoksulluğunun bilgisini taşır.

Bu bilgiler parlamentoda yeterince temsil edilmiyorsa, yapılan sosyal politikalar eksik kalır. Çünkü toplumun bir bölümünün yaşadığı gerçeklik, siyasal karar alma süreçlerine yeterince taşınamamaktadır.

TAM DA BU NEDENLE
PARASIS SİYASETİN ÖNÜ AÇILMALIDIR

Çünkü demokrasi, parası olanın değil;
Sözü, deneyimi ve fikri olanın da siyaset yapabildiği ölçüde derinleşir.

Romanlar üzerinden tasarlanacak bir dönüşüm, aslında bütün toplumsal grupların demokratikleşmesine hizmet edecektir.

Çünkü Romanlar meselesi, yalnızca bir etnik ya da kültürel grup meselesi değildir. Romanlar, aynı zamanda Türkiye’de temsil eşitsizliğinin, fırsat adaletsizliğinin ve siyasal katılım engellerinin görünür hâle geldiği bir toplumsal aynadır.

Bu aynaya dikkatle bakıldığında şu soru ortaya çıkar.

Bir toplumun nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan dezavantajlı kesimler neden siyasal karar mekanizmalarında aynı oranda yer alamamaktadır?

Bunun nedenlerinden biri, siyasetin finansman biçimidir.

Siyaset pahalılaştıkça toplumun geniş kesimleri seyirciye dönüşmektedir.

Demokrasi ise seyircilerden değil, öznelerden beslenir.

Bu nedenle temsilde yeni bir paradigma geliştirilmelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca coğrafi bölgelerin değil, aynı zamanda toplumsal çeşitliliğin de temsil edildiği bir demokratik mekân olarak düşünülmelidir.

Çünkü toplumun demografik yapısı ile temsil yapısı arasındaki mesafe arttıkça, demokrasi ile toplum arasındaki bağ zayıflar.

Parlamentoda daha fazla Romanın,
Daha fazla engellinin,
Daha fazla işçinin ve dezavantajlı toplumsal kesimlerin bulunması bir kota meselesinden önce demokratik meşruiyet meselesidir.

Çünkü temsilin amacı, yalnızca sandalye dağılımı değildir.
Temsilin amacı, toplumun hafızasını, sorunlarını, umutlarını ve deneyimlerini karar alma süreçlerine taşımaktır.

Romanların TBMM’de daha güçlü biçimde yer alması, yalnızca Roman toplumunun görünürlüğünü artırmayacaktır. Aynı zamanda yoksullukla mücadele, sosyal dışlanma, eğitim eşitsizliği, kent yoksulluğu, kültürel haklar ve ayrımcılıkla mücadele konularında Türkiye’nin daha gerçekçi ve daha kapsayıcı politikalar üretmesine katkı sunacaktır.

Çünkü bir toplumun en kırılgan kesimleri konuşabiliyorsa, demokrasi güçlenir.
En görünmez olanlar temsil edilebiliyorsa, siyasal sistem meşruiyet kazanır.

Daha önemlisi, siyasetin kapıları ekonomik imkânlardan bağımsız olarak bütün yurttaşlara açılabiliyorsa, demokrasi nihayet kendi ahlaki vaadine yaklaşmış olur.

Belki de artık sorulması gereken soru şudur:

Türkiye’de siyaset, ekonomik sermayenin dolaşıma girdiği bir rekabet alanı mı olacaktır;

Yoksa toplumun bütün renklerinin, bütün hikâyelerinin ve bütün deneyimlerinin eşit biçimde söz üretebildiği ortak bir kamusal alan mı?

SON SÜREÇ DE TARTIŞILAN
SİYASETİN FİNANSMANI KAVRAMINA
ROMANLAR VE DİĞER SOSYAL GURUPLAR
ÖZELİNDE AYNA TUTMAYA ÇALIŞTIK

DEMOKRASİMİZİN GERÇEK SINAVINI
VERME VAKTİ GELMİŞTİR

ÖNCEKİ YAZISI: Yaşam Bilgeliği; hayata tutunma öğretisi ve Romanlar

PARASIZ SİYASET, TEMSİLDE ADALET
Abdullah Cıstır

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ