Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Abdullah Cıstır
Abdullah Cıstır

ROMAN ÇALIŞTAYI YAPILDI; ROMANLAR YOKTU

DAVET VARDI KATILIM YOKTU

24 Haziran’da İzmir’de gerçekleştirilen Roman Eylem Planı İl Çalıştayı’na katıldık.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki;

Romanlar konusunda çalışan kurumların bir araya gelmesi, sorunların masaya yatırılması ve çözüm arayışlarının sürdürülmesi başlı başına önemlidir. Çünkü Roman Eylem Planı, günlük bürokratik faaliyetlerden biri değildir. Devletin Roman vatandaşlara ilişkin bakışını, önceliklerini ve gelecek tasavvurunu yansıtan önemli bir politika belgesidir.

Bu nedenle böylesi toplantılar yalnızca birer etkinlik değil, aynı zamanda devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden üretildiği alanlardır.

Ancak çalıştaydan ayrılırken zihnimizde bazı sorular kaldı.

Belki de en önemlisi şuydu:

Romanlar konuşulurken Romanlar neden yoktu?

Çalıştayda kurumsal çeşitlilik vardı. Birçok kurum temsil edilmişti. Ancak Roman toplumu adına baktığımızda tablo aynı ölçüde güçlü değildi.

Benim ve bir Roman derneği başkanımızın dışında ne Roman derneklerini yeterince görebildik, ne mahallelerimizin kanaat önderlerini, ne muhtarlarımızı ne de yıllardır bu alanda emek veren birçok ismi.

Daha da dikkat çekici olan ise Roman politikalarının sahadaki koordinasyonunda görev aldığı ifade edilen Roman Vali Koordinatörü ile ilçe düzeyindeki Roman Kaymakam Koordinatörlerinin çalıştayda yer almamış olmasıydı.

Elbette herkesin mazereti olabilir.
Ancak mesele kişileri değil, ortaya çıkan tabloyu değerlendirmektir.

Çünkü ortada temsil edilmesi gereken bir toplumsal gerçeklik vardır.
Bu nedenle şu soruları sormak zorundayız:

Romanlar adına yürütülen süreçlere Romanlar neden yeterince katılmıyor?

Bir yılgınlık mı söz konusu?

Yoksa uzun yıllardır devam eden süreçlerin sonuç üretme kapasitesine duyulan güven mi zayıflıyor?

Yoksa mesele artık sadece devlet kurumlarının sorumluluğu olarak mı görülüyor?

Bu soruların cevabı kolay değildir.

Ancak cevabı ne olursa olsun, ortaya çıkan boşluğun Roman toplumuna fayda sağlamadığı açıktır.
Çünkü temsil edilmeyen bir toplumsal talep zamanla görünmezleşir.
Görünmezleşen sorunlar ise öncelik olmaktan çıkar.

Bu nedenle Roman toplumunun kendi meselelerine ilişkin süreçlerde daha görünür, daha örgütlü ve daha etkili olması gerektiğine inanıyoruz.

TEMSİLİN BOŞLUĞU

Bir toplum adına konuşmak ile o toplumun konuşmasına alan açmak aynı şey değildir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz temel sorunlardan biri de budur.

Romanlar hakkında çok şey konuşuluyor.
Romanlar için birçok plan hazırlanıyor.
Romanlar adına hedefler belirleniyor.
Fakat bazen Romanların kendi sesleri, kendi deneyimleri ve kendi bilgileri bu süreçlerin merkezinde yeterince yer bulamıyor.

Oysa yıllardır sahada çalışanların, mahallelerde yaşayanların, ayrımcılığı doğrudan deneyimleyenlerin ve yoksulluğun sonuçlarıyla yüzleşenlerin söyleyeceği sözler en az teknik raporlar kadar değerlidir.

Çünkü politika yalnızca veriyle değil, deneyimle de şekillenir.

KATILIMIN SİYASETİ

Çalıştay sırasında da ifade ettiğimiz gibi, Roman meselesi yalnızca bir sosyal yardım konusu değildir.
Bu mesele aynı zamanda katılım meselesidir.
Karar alma süreçlerine katılım meselesidir.
Temsil meselesidir.
Eşit yurttaşlık meselesidir.

Bir toplumun sorunlarının çözümüne ilişkin toplantılarda o toplumun temsilcileri yeterince bulunmuyorsa, burada yalnızca sayısal bir eksiklik değil, demokratik bir eksiklik de ortaya çıkar.

Bu nedenle Roman Eylem Planı süreçlerinin yalnızca kurumlar arasında yürüyen teknik çalışmalar olarak görülmemesi gerekir.
Bu süreçler aynı zamanda katılımın güçlendirilmesi gereken alanlardır.

KURUMLARIN BAKIŞI VE PERFONMANSI

Çalıştay boyunca kurumların iyi niyetini gördük.
Ancak iyi niyet ile sonuç üretmek aynı şey değildir.

Sivil toplum perspektifiyle yaptığımız değerlendirmelerde özellikle bütçe ve mevzuat sorunlarına dikkat çektik.

Birçok kurumun belirli ihtiyaçları gördüğünü ancak bütçe yetersizliği ve mevzuat sınırlamaları nedeniyle hareket alanlarının daraldığını ifade ettik.

Fakat mesele yalnızca bütçe ve mevzuat değildir.
Bazı kurumlarda hâlâ yeterli düzeyde sahiplenme, uzmanlaşma ve duyarlılık oluşmadığını da gözlemledik.

Roman meselesi çoğu zaman sosyal politika perspektifiyle değil, bürokratik prosedürler içerisinde ele alınıyor.

Sorunlar görülüyor ancak dönüştürücü müdahaleler geliştirilemiyor.

Oysa Roman Eylem Planı’nın başarısı yalnızca faaliyet yapmakla değil, sonuç üretmekle ölçülmelidir.

Sosyal Politikaya Dönüşemeyen Bir Süreç
Belki de en temel sorun burada yatıyor.

2016 yılından bu yana Roman Eylem Planı süreçlerini takip eden biri olarak şunu söyleyebilirim:

Aradan geçen yıllara rağmen Roman meselesi hâlâ güçlü ve sürdürülebilir bir sosyal politika eksenine tam olarak yerleşebilmiş değildir.

Eğitimde fırsat eşitliği,
İstihdamda erişim,
Barınma hakkı,
Sağlık hizmetlerine ulaşım,
Ayrımcılıkla mücadele,
Siyasal temsil,
Yerel katılım

Bütün bu başlıklar birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmasına rağmen uygulamada hâlâ parçalı bir yaklaşımın etkileri görülmektedir.

Bu nedenle mesele yalnızca proje yapmak değil, Roman yurttaşların yaşam koşullarını kalıcı biçimde değiştirecek politikalar geliştirmektir.

Kendimize de Bakmak Zorundayız
Kurumları sorgulamak kolaydır.
Ancak aynı cesaretle kendimize de bakabilmeliyiz.

Roman STK’ları nerede?
Roman kanaat önderleri nerede?
Roman koordinatörleri nerede?
Bu alanda yıllardır söz söyleyen aktörler nerede?

Eğer bu sorulara güçlü cevaplar veremiyorsak, eksikliğin bir kısmını da kendi içimizde aramalıyız.

Çünkü temsil talep edilen bir şey olduğu kadar üretilen bir şeydir.
Katılım beklenen bir şey olduğu kadar gösterilen bir iradedir.

SONUÇ OLARAK

İzmir’de bir çalıştayı daha geride bıraktık.
Eksikleri vardı.
Eleştirilecek yönleri vardı.
Katılım konusunda ciddi soru işaretleri vardı.
Ancak yine de önemliydi.
Çünkü bazen ilerleme yalnızca çözümleri konuşmakla değil, eksiklikleri görünür kılmakla başlar.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla toplantı yapmak değil;
daha fazla sahiplenmek,
daha fazla katılmak,
daha fazla sorgulamak,
daha fazla sorumluluk almak ve
Roman meselesini bir proje konusu olmaktan çıkarıp güçlü bir sosyal adalet meselesi olarak yeniden tanımlamaktır.

ROMANLAR KONUŞULURKEN
ROMANLARIN SESİ EKSİK KALIYORSA
ÖNCE O EKSİKLİĞİ KONUŞMAK GEREKİR

ROMAN ÇALIŞTAYI YAPILDI; ROMANLAR YOKTU
Abdullah Cıstır

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ