DOLAR 32,2511 0.14%
EURO 35,0023 0.27%
ALTIN 2.417,880,36
BITCOIN 22104802,50%
İzmir
24°

AÇIK

Tolga Nasuh Aran

Tolga Nasuh Aran

09 Şubat 2023 Perşembe

Partner İlişkilerinde Duygusal Manipülasyon Tipleri 2: Barışçıl Çift                                      

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Partnerinizle ilişkinizde kendinizi boğuluyor gibi hissediyor, ima yollu ya da dolaylı olarak hiç durmadan eleştiriliyor, kendinize dair imgenizin yavaş yavaş değersizleştiriliyor olabilirsiniz. Onu mutlu etmeye çalışırken, kendinizi işe yaramaz biri olarak da görebilirsiniz. Aileniz, çevreniz sizin kuşkularınızı ve endişelerinizi anlamıyor ve partnerinizi ideal bir eş olarak görüyor olabilir. Partneriniz evde ve dışarıda çok farklı davranıyor olabilir.

Dostlarınızla hiç görüşmüyor olabilirsiniz. Her eleştiriye karşı hırçın ve hatalarını hiç kabul etmiyor olabilir. Sürekli sizi suçluyor, ne yaparsanız yapın onu memnun edemeyeceğiniz duygusunu yaşıyor olabilirsiniz.

Duygusal manipülasyon, ilişkiler üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir. İlişkideki güvene zarar verebilir, gücenmeye neden olabilir ve ruh sağlığını ve iyi oluşunu etkileyebilir. Duygusal manipülasyon, ilişkilerdeki çatışma ve tartışma anlarında uzlaşmaya veya çözüme yönelmektense, ilişkide iki tarafın birbiri üzerinde güç sahibi olmaya çalıştığı bir rekabetçi bir otama sebep olabiliyor.

Duygusal manipülasyon, duygusal bir istismar türü olduğu için özgüven eksikliği, depresyon, kaygı ve kaygı bozuklukları, madde kullanımı ve çeşitli bağımlılıklar ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi kronik durumlara  bile yol açabilir, 

Barışçıl tipte görünüşte her şey tozpembedir. Bu tür çift çatışma karşıtlığı içinde yaşar, ne pahasına olursa olsun ilişkilerinde barış vardır. Partnerlerden biri tarafından dayatılan sahte bir barıştır bu.

Manipülasyon ifadenin engellenmesinde yatar. Bir taraf sorun olmadığını ve tartışmanın durumu daha da kötüleştireceğine inandırmaya çalışır. Bu durum şantaj yoluyla manipüle etmeye götürür, sanki sevmek her zaman her konuda anlaşmayı gerektirirmiş gibi. 

Sürtüşmelerden kaçınılır ama çatışma gizlidir. Çatışma fazlasıyla bir yana atılır ve söylenmeyenler derinde biriktirilir. Bu durum çiftin dengesi açısından çok zararlıdır. Yoğun bir şekilde tepki göstermek, birbirinin boğazına sarılmak anlamına gelmez. Eğer öfke varsa öfkeyi ifade etmeyi bilmek yararlıdır. Tatminsizlikler açığa çıkarılmalıdır. Yoksa kırgınlık ve yanlış anlaşılmalar katman katman yığılır ve iletişimin tüm olumlu yanlarının üzerini örter; ilişki artık ‘’boğulur’’. Ötekini anlamak, ona kendini anlatmak tüm bu diyaloglardan geçer.

Öfkenin bir duygu olduğu yerine bir tür şiddet olduğu ve şiddetin ancak zarar verebileceği inancından dolayı çatışmadan kaçınma vardır. Çatışma belirdiği anda sözel bir kalkan vasıtasıyla durdurulur. Bu belirsiz bir savaşın ortasında sonsuz ateşkese benzer. Manipülasyon kendini ifade etmenin engellenmesinde yatar. Manipüle edilen partner belirsiz bir iletişim içinde, karşılıklı alışverişin kimsenin olmadığı yerde olmaya mecburdur. Diğeri sorun olmadığına ve tartışmanın durumu daha da kötüleştireceğine inandırmaya çalışır. 

Serap ve Hakan 6 yıldan beri bu ilişki tarzında yaşamaktadırlar. Terapiye birlikte giderler çünkü Serap Hakan’dan daha rahatsız ve eğer hiçbir şey değişmeyecekse ayrılmak istemektedir. Serap her konuda aynı fikirde olmadıklarını bu durumdan monoton olmadığı için memnun olduğunu söylerken, herhangi bir görüş bildirdiğinde Hakan’ın tartışmayı kestiğini ve en ufak bir saptamadan rahatsız olduğunu ya da sessiz kaldığını söylemektedir. 

Hakan’ın kullandığı türde deyimler yangın söndürücü yerine geçer. Her öfke tohumunu yatıştırırlar ve evin dört duvarı arasında huzuru, sükûneti koruma iddiasındadırlar. Serap ise kendini ifade etme imkanının elinden alındığını görür, çünkü her türlü anlaşmazlık potansiyel olarak yıkıcı bir tartışma gibi yaşanır. Bu endişe şantaj yoluyla manipüle etmeye götürür, sanki sevmek her zaman her konuda anlaşmayı gerektirirmiş gibi.

Bu ilişki türü, eşler arasında daima var olan hoşnutsuzluk gerekçeleri karşısında büyük bir ihmalkârlık durumunu ister istemez yaratır. Sürtüşmelerden kaçınılır ama anlaşmazlık gizildir. Anlaşmazlık durumu bir yana atılır ve söylenmeyenler derinlerde birikir. Bu durum çiftin dengesi açısından çok zararlıdır. Yoğun bir şekilde tepki göstermek, birbirinin boğazına sarılmak anlamına gelmez. Eğer öfke duygusu varsa ifade etmeyi bilmek yararlıdır. Yaşanılan hoşnutsuzluk dile getirilmelidir aksi takdirde kırgınlık ve yanlış anlamalar katman katman yığılır ve ilişkinin olumlu yanlarının üzerini örter ve ilişki artık bitme noktasına gelir. Partnerini anlamak, ona kendini açmak ve dinlemek monologla değil diyalogla aşılır. 

Devamını Oku

PARTNER İLİŞKİLERİNDE DUYGUSAL MANİPÜLASYON TİPLERİ 1

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Öncelikle bu terimi tanımlamak gerekirse duygusal manipülasyon, birini bir çıkar için duygusal olarak sömürme, kontrol etme veya etkileme niyetiyle yapılan davranışlardır. Yazımızın ilerleyen kısımlarında daha detaylı bahsedeceğimiz üzere duygusal olarak manipülatif olan kişi pek çok yönteme başvurur ve burada asıl amaç ilişkide gücünü karşısındaki kişiyi kontrol etmek için kullanmaktır.

Bir ilişkide manipülasyon yalnızca duygusal biçimde olabilirken, bazı ilişkilerde psikolojik, ruhsal veya fiziksel istismar dahil diğer istismar türlerinin yanında da gerçekleşiyor olabilir. Duygusal manipülasyon belirtilerini fark etmek oldukça zor olabilir ve başımıza geldiğinde olanı tanımlamak zor olabilir. Duygusal manipülasyon kimi zaman açık ve direkt, kimi zaman ise dolaylı ve örtük olabilir. Peki duygusal manipülasyon nerelerde ve hangi ilişkilerde karşına çıkabilir?

  • İş yaşamında,
  • Romantik ilişkilerde,
  • Arkadaşlık dahil herhangi bir ilişkide.

Hangi tip ilişkide olursa olsun, ilişkinin dengesi ve ilişkiden alınan tatmin duygusal manipülasyondan olumsuz etkilenir. 

Duygusal manipülasyon taktikleri birçok şekilde olabilir ve bu da tespit edilmesini zorlaştırır. Partnerinin, duygularını kendisine fayda sağlayacak, ancak sana fayda sağlamayacak bir şekilde seni değiştirmek veya etkilemek için harekete geçtiğini fark edebilirsin. Bu alanda sana sunacağımız duygusal manipülasyon taktiklerinin ilişkinde tekrar edip etmediğini de gözlemlemekte fayda var.

İşte duygusal manipülasyonun bazı işaretleri:

  • Suçlu Hissettirirler

Partnerin kasıtlı olarak suçlu hissetmen veya utanman gerektiğini düşündüren şeyler söylüyorsa, bu duygusal manipülasyon olabilir. Mantıksız olduğunuz ve dengeyi kuramadığınız hakkında suçlamalarda bulunabilir. Özellikle bu suçluluk veya utanç seni bir şey yapmaya yönlendiriyorsa duygusal manipülasyondur. Örneğin: “Beni sevseydin, bunu yapmazdın.” 

  • Gaslighting Yaparlar 

Gaslighting, duygusal olarak manipüle etmenin sinsi bir yoludur, çünkü kendi algılarından ve deneyimlerinden şüphe duymana neden olur. Duygusal manipülasyonda bulunan kişinin seni doğru olduğunu düşündüğün bir şey yüzünden yanlış olduğunu hissettirmesi ve bunu seni bir şeyin doğru olmadığına ikna etmek için yapmasıdır. Örneğin: “Para konusunda berbatsın. Bu yüzden mali durumumuzu ben kontrol etmeliyim.” 

  • Güvensizliklerinden Yararlanırlar 

Partnerin, kendinin belirli bir yönün hakkında güvensiz olduğunu bilirse, seni bir şeyler yapmaya ya da yapmamaya teşvik etmek için bunu kullanabilir ve bu duygusal manipülasyondur. Örneğin: “Çocuklarının hiçbir zaman kötü bir evde büyümesini istemediğini söylemiştin. Bak şimdi ne yapıyorsun çocuklarına!”

  • Bir şeyleri Paylaşmakla Tehdit Ederler

Partnerin, seninle ilgili bilgileri paylaşmakla tehdit ederek seni manipüle edebilir. Bu tür bir tehdit, belirli bir şekilde davranman için seni duygusal olarak manipüle eder. Örneğin: Partnerin söylediklerini yapmazsan harcama alışkanlıklarını annene anlatabileceğini söyleyerek seni tehdit edebilir. Tekrar eden bu davranış türü duygusal manipülasyondur.

  • Seni Utandırmaya Çalışırlar

Kasıtlı olarak ve tekrar tekrar seni utandırmak da bir tür duygusal manipülasyon olabilir. Sonunda davranışlarını etkileyen bir utanç yaratmaya hizmet edebilir. Örneğin: Kilo veremediğin için fazla kilolarınla dalga geçen bir partner, bunu uzun süredir yapıyorsa ve kendini çaresiz ve güçsüz hissettiriyorsa, bu bir duygusal manipülasyondur.

  • “Ev Sahibi” Olmanın Avantajını Kullanırlar

Kendini evinde gibi hissettiğin, gerçek anlamda kendi evin ya da tercih ettiğin kafe gibi bir mekân dâhil, bir yerde olmak sana güç verebilir. Eğer karşındaki seni sürekli onların tercih ettiği yerde buluşmaya zorluyorsa bu güç dengesini bozabilir. Özellikle duygusal manipülasyonu yapan kişiler mekân tercihi üzerinden üzerinde güç kurmaya çalışabilirler. Örneğin: “Mümkün olduğunda ofisime gel. Yanına gelemeyecek kadar meşgulüm.” “Oraya kadar araba sürmenin benim için ne kadar uzak olduğunu biliyorsun. Bu gece sen benim yanıma gel.”

  • Gerçekleri Çarpıtırlar

Duygusal manipülatörler, gerçekleri yalanlar ve uydurma laflarla değiştirerek senin kafanı karıştırmaya ve bu karışıklıktan faydalanmaya çalışırlar. Aynı zamanda kendilerini daha kırılgan ve değerli hissettirmek için olayları abartabilirler. Örneğin: “Proje hakkında bir soru sordum ve o bana gelip bir anda bağırmaya ve hiçbir şey yapmadığımı söylemeye başladı. Ama birçok şey yapıyorum, sen biliyorsun en azından değil mi?”

  • Endişelerini Dile Getirdiğin için Üzgün Hissetmene Sebep Olurlar

Eğer bir soru sorar ya da tavsiyede bulunursan, duygusal manipülasyon yapan kişiler genelde bu duruma alınır ve direkt bir tartışma çıkarırlar. Bu durumu, endişelerini ilk etapta ifade ettiğin için seni suçlu hissettirmek için kullanabilirler. Örneğin: “Bana neden güvenmediğini gerçekten anlayamıyorum.”

  • Çok Hızlı Bir Şekilde Yakınlık Kurarlar

Duygusal manipülasyon yapan kişiler “birbirini tanıma” sürecini hızla atlayarak bir anda en “karanlık” sırlarını ve zayıflıklarını seninle paylaşabilirler. Ancak yapmaya çalıştıkları şey seni “özel” hissettirerek en gizli sırlarına ve özel bilgilerini öğrenmektir. Bunları öğrenerek, sana karşı bu bilgileri daha sonra kullanabilirler. Örneğin: “Gerçekten çok derin bir bağ kurduğumuzu düşünüyorum. Daha önce hiç kimseyle bunu yaşamadım.”

  • Zorbalık Yaparlar

Zorbalık, taciz ve alay, duygusal manipülasyondur. Çünkü korku veya utanç yaratabilir ve davranışlarınızda istedikleri gibi değişikliğe neden olabilirler. Bazı manipülatif kişiler “uzman” olduklarını savunarak seni “bilgileriyle” boğabilirler. Örneğin: “Bu işte yenisin. Yani bunu anlamanı beklemiyordum zaten.” “Bu sayıların senin için çok fazla olduğunu biliyorum. Bu yüzden senin için yavaşça tekrar üzerinden geçeceğim.”

  • Senin Sorunlarını Görmezden Gelip Kendi Sorunlarını Konuşurlar

Eğer kötü bir gün geçirdiysen, duygusal manipülasyon yapan kişi bunu kendi sorunlarını konuşmak için bir fırsat olarak görür. Amaç, yaşadıklarını geçersiz kılmak ve duygusal enerjini onların sorunlarına harcamak zorunda kalmaktır. Örneğin: “Bir kardeşin olduğu için şükretmelisin. Ben hayatım boyunca yalnız hissettim.” 

  • Her Kaba ya da Kötü Bir şey Söylediklerinde “Şaka Yapıyor” Olurlar

Eleştirel cümleler, mizah veya alay adı altında gizlenebilir. Duygusal manipülasyon yapan bu kişilerin asıl yapmaya çalıştıkları şey şaka amaçlı bir şey söylüyormuş gibi yaparak içinde bir şüphe tohumu ekmektir ve senin kendine olan saygını zedelemektir. Örneğin: “Masandan kalkıp biraz dolaşsan bu kadar kolay nefessiz kalmazsın.”

  • Sorumluluk Almazlar

Duygusal manipülasyon yapan kişi hiçbir zaman kendi hatalarının sorumluluklarını almazlar. Bununla birlikte, seni her şey için suçlu hissettirmenin bir yolunu bulmaya çalışırlar. Diğer kişi hatalı olsa bile sen kendini özür dilerken bulabilirsin. Örneğin: “Bunu sadece seni çok sevdiğim için yaptım.”

  • Her Zaman Senden Daha Fazladırlar 

Mutlu olduğunda, ilgiyi kendi üzerine çekmek için bir neden bulurlar. Bu durum aynı şekilde, sen bir trajedi ya da aksilik yaşadığında, onun sorunlarının daha kötü ya da daha acil olduğunu belirterek ilgiyi kendi üzerine çekmesi şeklinde de olabilir. Örneğin: “Deden öldüğü için çok üzgünüm. Ama ben hem anneannemi hem de dedemi iki hafta içinde peş peşe kaybettim. En azından seninki bu kadar kötü değil.”

  • Sizi Her Zaman Eleştirirler

Duygusal manipülatörler, şaka ya da alaycılık bahanesi olmadan seni küçük düşürebilir ya da görmezden gelebilirler. Onların yorumları, kendine olan saygını azaltmayı amaçlar. Çoğunlukla seninle alay etmeye çalışırlar. Ancak bunu yapmalarının asıl sebebi kendilerine duydukları güvensizliktir. Örneğin: “Bu elbise sence de müşteri buluşması için fazla açık değil mi? Sanırım işi kapmak için yapılması gereken en iyi şey bu elbiseyi giymek”

Ezeli çatışma tipinde tartışma iletişimin gerçek yoludur. Çiftler iletişim yolunu sadece çatışma yoluyla sağlarlar. İkisinden birisi haklı olmak için bile olsa diğerini açıkça manipüle eder. Tartışmak dışında birbirleriyle iletişim kurmayı bilmezler. Ev içi zorbalığın bir biçimidir bu. Biri diğerine saldırır, o da kendini savunmak için bile olsa karşılık verir.

Bu çatışma tipinde her konu tartışma konusu olabilir. Futbol maçı izlerler örneğin, partnerlerden biri ev sahibi takımı tutar diğeri deplasman takımını tutar. Sürekli iddialaşırlar. Yukarıda bahsettiğim manipülasyon tiplerinden bazılarını kullanırlar. “Sen futboldan ne anlarsın!”, “Sen hayatında hiç futbol topu mu gördün!” gibi cümleler kurarlar. Bu herhangi bir konu olabilir dediğim gibi. Önemli olan çatışmaktır. Arabayla bir yere giderler örneğin, yok yanlış yere saptın, yok sapmadım tartışması alabildiğince gider.  

Bu çift artık anlaşamamaktadır ama yine de kopmayı beceremezler. İlişkiyi sürdürmeleri ve ayrılmayı düşünmemeleri açısından ‘’sağlam’’ çiftlerdir. Aşık olmasalar da kendi tarzlarında birbirlerini sevmeye devam ederler. Bitmek bilmez ağız dalaşlarında duyguları tartışma konusu edilmese de, bu duyguları ifade etme alışkanlığını yitirmişlerdir. Kırgınlıklar yerleşmiştir, uzun süredir ele almadıkları konular hakkında birbirlerine karşı öfkelenirler. Yüzeydeki bu daimi anlaşmazlığa katlanmaktansa, gerçek problemlerle yüzleşmek daha acılı ve karmaşık olacaktır.

‘’Her şeye rağmen’’ birbirlerini seven ama bu işleyişi sorgulama cesaretini ya da gücünü bulamayan bu çiftin arasında gerçek bir iletişim hiç mümkün değildir. Burada manipülasyon, diğerini daima aynı role mecbur kılmaktır; sonra da şunu söylemenin tatmini yaşanır: ‘’görüyorsun işte, ben haklıyım.’’.

Devamını Oku

PSİKOLOJİK KATILIK VE PSİKOLOJİK ESNEKLİK 4

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu ilke mutluluğa giden yolda önemli bir nokta olarak işlenmiştir. “Matt Killingsworth, Harvard doktora çalışması sırasında telefon uygulaması ile geliştirdiği “Track Your Happiness” uygulaması ile insanların gün içinde gerçek zamanlı olarak (anlık olarak) ve bu halin mutluluk ile bağlantısını izlemiş. 15 bin katılımcısı olan uygulama çeşitli zamanlarda katılımcılara bir sinyal gönderiyor ve o andaki deneyimleriyle ilgili üç adet soru soruluyor.

Bu sorular; “Nasıl hissediyorsun?, Ne yapıyorsun?, Yaptığın şeyden farklı bir şey düşünüyor musun?” şeklindedir. Verilen yanıtlarda çeşitli demografik özellikteki katılımcıların zamanının %47’sinde yaptıkları şeye odaklanmak yerine, zihinlerinin başka bir yerde olduğu ortaya çıkıyor (Tekeoğlu 2012). Bu araştırmaya göre yüksek bir oranda insan grubu yaptıkları şeyin düşünce olarak yeteri kadar içinde yer alamıyor. Bulunduğumuz ortamlarda düşünce olarak tam da orada olamıyoruz ve bu durum bizim mutluluğumuzu yüksek oranda etkiliyor. Yapılan araştırmada kişilerin sevmedikleri bir iş, aktivite yaptıklarında ya da o işi yaparken başka bir şey düşündüklerinde söz konusu işe, aktiviteye odaklandıklarından daha az mutlu olduklarını gösteriyor.

Bu araştırmaya göre insanlar ne iş ya da aktivite yapıyorlarsa, onunla ilgilendiklerinde ve oraya odaklanıp o anda kaldıklarında daha mutlu oluyorlar (Tekeoğlu 2012). “Şimdi ve an’da olmak” aynı zamanda bir stres azaltma yöntemi olarak da görülebilir. Stresi azaltmanın esas dayanağı benliğe odaklanmadır. Tepkilerinizin tamamen farkında olmanın ve “şimdi ve an” ile temas kurarak düşüncelerin kontrol altına alınmasına yardımcı olduğu görülmektedir.

Bu durum da stresin azalmasına olanak sağlayacaktır. Ancak mutluluğu yakalamanın en kolay yolu akış içinde “en tatmin edici” deneyime sahip olabilmektir. “Şimdi ve burada” olmanın yaptığınız işten edindiğimiz tatmin duygusuna etkisinin çok önemli olduğu görülmektedir. Bir işten ya da aktiviteden en yüksek düzeyde zevk almak “şimdi ve burada” ilkesinden geçmektedir (Hector Garcia & Francesc Miralles 2017).

Yaşamın içinde birçok şeyden yakınır, birçok şeye söylenir ve olup bitenden şikayet ederiz. İş hayatımızda başımıza gelen bir durum, amirimiz, çevremiz vb. gibi birçok konudan yakınır ve şikayetçi oluruz. Bu durum, olanı kabul etmemektir. Şikayetçi olduğumuz durumu gereken kişi ve yerlere söylemez ve yakınmaya devam ederiz. Burada yapılması gereken ya durumu kabul etmek ya da şikayet ettiğimiz durumu kim ve ne ise paylaşmaktır. Bu durum şimdi ile bağlantılıdır ve huzura ulaşmak için yapılması gerekeni yapmak ya da tamamen kabullenmemiz gerekir.

Bazı insanlar her zaman bulundukları an dışında başka bir yerde olmak isterler. Bazen de bulundukları an katlanılmaz gelir. Bulunduğunuz an katlanılmaz geldiğinde ve sizi mutsuz ettiğinde üç seçeneği seçebilirsiniz. Birinci seçenek; durumdan uzaklaşmaktır. Sizi mutsuz eden ya da müdahale edemediğiniz veya etmediğiniz durumdan uzaklaşın. İkinci seçenek; bulunduğunuz durumu değiştirmek için bir şeyler yapın ve değişimi sağlayın. Üçüncü seçenek ise durumu tamamen kabullenmektir, kabullenin (Tolle 2018).

Değerler, kişinin hayatta ne yapmak, neyi temsil etmek ve nasıl biri olmak istediğini ve bu doğrultuda nasıl davranmak istediğini ifade etmektedir. Birey hayatının sonunda nasıl biri olarak hatırlanmak istiyorsa, değerleri de bu doğrultuda olacak (Ögel, 2015). Değerler, hayatı boyunca bireye harekete geçme konusunda motivasyon kaynağı olan ve ona rehberlik eden ilkelerdir. Kabul ve Adanmışlık Terapisinde danışana sık sık “Nasıl bir hayat istersin?” “Bu hayatta senin için önemli ve anlamlı olan şeyler nelerdir?” gibi sorular sorularak bireyin değerlerini keşfedebilmesine yardımcı olunmaktadır (Bach ve Moran, 2008).

Değerler ve hedefler sıklıkla karıştırılmaktadır. Değerler ve hedefler özü itibariyle farklılık göstermektedirler. Değerler daha çok süreç temellidir ve genellikle bir sonu yoktur. Öte yandan hedefler gerçekleştirilebilir ve gerçekleştirildiğinde hedef listesinde üstü çizilir. Bu minvalde bakıldığında değerler varılacak bir menzilden ziyade yolda olma anlamına gelmektedir (Walser ve Westrup, 2007). Örneğin kilo vermek bir hedeftir, gerçekleştirilir ve biter.

Sağlıklı bir yaşam sürmek ise bir değerdir ve yaşam boyu sürebilir. Davranışlar değer odaklı olduğunda verimi artmakta ve kişinin iyi oluşuna fayda sağlamaktadır (Hayes, Strosahl ve Wilson, 1999). Kişinin nereye gideceğini seçmesi nereye gitmeyeceğini seçmesine nazaran daha işlevseldir. Tıpkı pusulası yardımıyla rotasını belirlemiş bir kaptan gibi bireyin gideceği yönü belirlemiş olması, ne tür seçimler yapacağını ve ne şekilde ilerleyeceğini kolaylaştırmaktadır. Tam tersine bireyin nereye gitmeyeceği ile meşgul olması daima bir şeylerden kaçmaya çalışması ve kendisini sürekli sınırlandırması ile sonuçlanmaktadır (Bach ve Moran, 2008).

Kabul ve Adanmışlık terapisi bireyin güçlü ve kendinden emin bir şekilde, aktif olarak değerlerinin peşinden gitmesi fakat değerlerini eyleme dökerken katı kurallar oluşturmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Değerlerin eyleme geçirilmesi noktasında sergilenecek katı bir tutum, bireyin değerleriyle birleşme yaşamasına, bu değerlerin uyulması gereken emirler gibi algılanarak kişinin kendisini baskı altında ve sınırlandırılmış hissetmesine yol açabilmektedir (Harris, 2016).

Değerler Doğrultusunda Davranışlar, kişinin değerleri tarafından yönlendirilen etkili eylemlerdir. Terapi sürecinde danışanın bulduğu değerleri kıymetlidir fakat sadece bu değerlerin farkında olmak yaşamını daha anlamlı, zengin ve dolu kılmaya yeterli değildir. Bir kaptanın yalnızca elindeki pusulaya bakması onun tam anlamıyla yolculuk yaptığı anlamına gelmez.

Kararlı eylem, zor durumlara kolayca uyum sağlayabilme, davranışı sürdürebilme ya da gerektiği zaman uygun değişiklikler yapabilme ve değerleri doğrultusunda davranma gibi esnek eylemleri içermektedir. Tedavi sürecinde değerlerin sürdürülebilir ve değer yönelimli davranışlara dönüştürülmesi hedeflenmektedir (Harris, 2016).

ACT sürecinde öncelikle birey değerleri doğrultusunda hareket edeceğini sözel olarak ifade etmektedir. Daha sonra bu doğrultuda gerçekleştireceği davranışsal süreçler belirlenmekte ve açık bir şekilde ortaya konmaktadır. Böylece netlik kazandırılan davranışsal süreçlerin gerçekleştirilme olasılığı artmaktadır (Bolderston, 2013).

Değerlerde Belirsizlik/ Değerlerle Kurulan Bağın Zayıflaması

Herkesin bu dünyada yaşıyor olması ve neden dünyaya geldiği ile ilgili bir amacı vardır. Bunlar bizim değerlerimiz. Anlayışlı bir eş olmak, çocuklarına karşı şefkatli anne olmak vs. Davranışlarımız faydasız düşüncelerle birleştiğinden veya hoş olmayan kişisel deneyimlerimizle birleştiğinde uğruna yaşadığımız değerler ile bağımız zayıflar ve kopar. Bunun sonucunda işlevsiz, dürtüsel, anlamsız davranışlar sergilemeye başlarız. 

Devamını Oku

PSİKOLOJİK KATILIK VE PSİKOLOJİK ESNEKLİK 3

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşam devamlı akarken ardı ardına bize bir şeyler sunan bir yapıya sahiptir ve zamanı geri döndürme ya da ileriye götürme şansına sahip olmadığımız için sadece bulunduğumuz zaman diliminde yaşıyoruz.

Bu durum; “içinde bulunduğumuz an”ın yani şimdinin önemini daha da artırmaktadır. Terapi kuramları bu önemin farkına vararak “anı yaşamak” , “şimdi ve burada” kavramlarına terapi aşamalarında yer vermişlerdir. Hepimiz zaman zaman bulunduğumuz an ile ilgilenmek yerine bitiremediğimiz bir iş, daha sonra buluşacağımız bir arkadaş, tartıştığımız biri ve bunun gibi birçok problemi düşünürken buluyoruz kendimizi.

Yani geçmişteki bir olay veya gelecekteki bir plana takılıp kalabiliyoruz. Yaşam; geçmiş, şimdi ve gelecek kavramları üzerine düşünerek geçmektedir. Bu yazımda geçmiş ve gelecek üzerine yapılan düşünmelerin bulunduğumuz ortamı yani “şimdi” ve “an”ı yaşama konusunda nasıl bir etkisi olduğunu tartışacağız. Gelecek ve geçmiş düşüncelerinin, insanların şimdiyi yani bulundukları anı anlamlandırmaları, değerlendirmeleri konusunda ve aynı zamanda o ortamdan alacakları haz duygusunu yaşamalarında nasıl bir etkisi olduğunu tartışacağız. 

“Şimdi ve An’da Olmak” kavramı günümüzde popüler kavramlardan biridir. Türk Dil Kurumu’na göre “şimdi” sözcüğünün anlamı “şu an içinde bulunduğumuz zaman” olarak tanımlanmaktadır. “An” sözcüğünün anlamı ise “zamanın bölünemeyecek kadar kısa olan parçası” olarak tanımlanmaktadır. Almancada “da sein”, İngilizcede “being in the world”, Latincede “carpe diem” kavramları bulunduğunuz anda olmayı ve o anı fark etmeyi ifade eder. Bu dillerde anda olmak kavramı, farkındalık kavramıyla birlikte ifade edilmektedir.

Carl Rogers’a göre anı yaşayan kişiyi tanımlamak gerekirse “Geçmiş yaşantıların olup bittiğinin farkında olan, gelecek yaşantıların ise ancak o an içinde belli olacağını bilen, onun için bunları düşünmek yerine anı yaşamak daha iyidir.” diyen kişidir. Şimdi ve anda olmak Eckhart Tolle’a göre sadece içinde bulunduğunuz anın yoğun bir biçimde bilincinde olmaktır. Şimdi, o kadar önemlidir ki istenilse de o anın dışında bir şey düşünmek, hissetmek ve yapmak mümkün değildir. Şimdi, aynı zamanda “burada” demektir. Hiçbir şey geçmişte olmamıştır, her şey şimdi de olmuştur. Geçmiş diye düşünülen şey eski bir şimdinin zihinde depolanmasıdır.

Tolle’ye göre zaman kavramının çok da önemli olmadığı, önemli ve değerli olanın aslında “şimdi” olduğudur. Duncan’a göre ise “hemen şimdi” ve “burada” , sahip olduğunuz zamanın değerini anlamak ve tamamen bir farkındalığa sahip olmaktır. Endişe veren geçmiş ve gelecekten uzaklaşmaktır. Şimdi burada olmanın imkanından faydalanmaktır.

Rogers, anı yaşamayı varoluşsal bir hayat sürmek olarak yorumlamıştır. İlke ve kurallara tam anlamıyla bağlı kalmadan yaşamın her anını tam olarak yaşayabilmektir.

Perls için geçerli olan şey “şimdi”dir. Başka hiçbir şey geçerli ve önemli değildir. Geçmişe dönme şansımız yoktur ve gelecek de henüz uzaktadır. Bunun için sadece şimdi önemlidir. Şimdi ve burada ilkesi geçmişte edindiğimiz deneyimlerimiz ya da öğretilerimizi unutmak ve onlardan yararlanmamak değildir ya da geleceği yok sayarak, onun için bir şeyler yapmayarak yaşamak değildir. Asıl olan, şimdiki zamanın içinde yaşamayı sağlamak olgusudur.

Perls, Hefferline ve Goodman‘a göre sağlıklı insan, şimdiki zamandan ayrılmaksızın, gerekli durumlarda geriye ya da ileriye bakmakta serbesttir. İnsanların çoğu, zamanını bulunduğu anda yaşamak yerine kendini geçmişin hatalarında üzülmek, onları düşüncelerinde tutmak ve gelecek için planlar yapmak için harcarlar.

Perls endişeyi ‘şimdi ve sonra arasındaki boşluk” olarak tanımlamış ve bireylerin bugünden uzaklaşıp, gelecekle uğraştıkları zaman endişe yaşadıklarını belirtmiştir. Yaşantımızdaki yakın ve uzak olayların bazıları şimdide vücut bulabilmektedir. Corey’e göre bu haliyle şimdi bir fark ediş süreci olarak da değerlendirilmelidir. Perls ; “şimdi ve an’da olmak” kavramını fark ediş süreciyle birlikte kullanmaktadır.

Yalom’a göre “Şimdi ve burada” kavramı onun için insanların kendisinde olup bitenlerin farkına varmasıdır.

Terapi yöntemlerinde de “şimdi ve burada” kavramı üzerinde çokça durulmuş ve bazı terapi yöntemlerinin tedavi aşamalarında yerini almıştır. Varoluşçu psikoterapi; geçmiş, gelecek ve şimdinin bir bütün olduğunu ve bunları birbirinden ayırmanın imkansız olduğunu ancak yaşanılanların “şimdi ve an” içinde olduğu üzerinde durmuştur. Bulunduğunuz anda yaşanılanlar insanın farkındalığını arttırır. Varoluşçuluk “Dasein”, yani “orada olan” anlamına gelen kavramı felsefesinin başına koyar. Gelecek olan şu an, varoluşçu psikoterapinin birincil zaman kipidir.

Yalom’a göre terapist eğer tedavinin “şimdi ve burada” yaşanan verilerle çalışırsa terapinin gücü büyük ölçüde artar. “Geştalt terapi” ve “Bilişsel Davranışçı Terapi” kuramlarının uygulamalarındaki farklılıklar ve benzerlikler olmasıyla birlikte her ikisinde de “şimdi ve burada” daveti bulunmaktadır.

Bu terapi yöntemleri; bir problem içinde olan bireylerin geçmişi ve geleceği yok saymadan ama onların yüklerinden de kısmen kurtulmak için “şimdi ve burada” kavramı üzerinde durmuşlardır. Bilişsel davranışçı terapi “şimdi ve burada” ile ilgilenir. Geştalt terapinin ana gerçeği, bireylerin yaşam problemleriyle etkili bir şekilde ilgili olmasıdır.

Corey’ göre terapinin görevi, hastaların burada ve şu anda olma deneyimlerine yardımcı olmaktır. Geştalt terapi “şimdi ve burada” ilkesini merkezde tutmakta ve bu ilkenin iyileştirici gücünü terapisinde kullanmaktadır. Bu terapiye göre “şimdi ve burada” çok önemli konumdadır ve terapinin merkezinde bulunmaktadır.

Perls, Geştalt Terapiyi; “hastanın seans anında dikkatinin tamamını mevcut bulunun anda, terapi sırasında ne yaptığına çevirmesini istediğimiz ve “şimdi ve burada” aklından geçen düşünceler kadar jestlerinin, soluk alışının, duygularının ve yüz hareketlerinin farkına varılmasının istenildiği” bir terapi yöntemi olarak tanımlar. Kabat-Zinn, dini ve ruhani özelliklerinden arındırdığı farkındalığı, “belirli bir biçimde dikkat etmek: bilerek, şu anda ve yargılamadan” olarak tanımlamaktadır. Bu özelliğiyle şimdi ve an’da olmak bir farkındalık olarak da tanımlanabilir. Farkındalık Temelli Terapi “şimdi ve burada” ilkesini depresif atakların tekrarlamasını engellemek amacıyla kullanmaktadır.

Bu yaklaşımlar içerisinde Segal’a göre genel bilişsel davranışçı ilkeler ile “şimdi ve burada” ilkesi çerçevesinde düşüncelere, duygulara ve beden duyumlarına merakla ve yargılamadan odaklanan bir çeşit farkındalık meditasyonu bütünleştirilmektedir. Söz konusu bu bütünleştirme ile üzüntü, korku ve endişenin ön planda olduğu depresyonun önlenmesinde daha kolay ve etkin çalışılabildiği belirtilmektedir. Kabul ve kararlık terapisinin aşamalarından biri de “ana odaklanma” ilkesidir. Bu terapide Hayes ve arkadaşlarına göre an’a odaklanma “Şimdi ve burada olup bitene odaklanma, anın içine dahil olma, şimdi ve burada olup bitenin gözlemleyicisi değil deneyimleyicisi olma” olarak tanımlanmaktadır.

Burada anlatılmak istenen, etrafında o anda olup bitenlere müdahale etme, yaşamın içine kalma, olayları seyretmek yerine olaylara dahil olup deneyimlemektir. Anı yaşamak sadece olumlu olan olayları anlamak ve algılamak olarak görülmemelidir. Anı yaşamak olumsuzlukları da anlamak ve yorumlamaktır. Yani nitelikli bir şimdiyi yaşamaktır. Bulunduğun an içinde neler hissettiğini ve nelerin farkında olduğunu anlamaktır.

Aktan’a göre şimdi ve an, içinde olan insan yaşamının doğallığı içerisinde yaratıcı ve özgündür. Bulunduğumuz an, insanın gerçekte sahip olduğu her şeydir. Tolle de yaşamın içinde sizinle birlikte olan tek şey “an” olduğunu belirtir. İnsan hayatının içerisinde var olan ve gerçekten müdahale edebileceği tek şey olarak karşımıza çıkan “şimdi” ve “an” görüldüğü gibi birçok yazara konu olmuş ve terapi yöntemlerinin içerisinde olmuştur. Aynı zamanda insanların yaşadıkları duygusal sorunlarla baş etmeleri için bu ilkeyi benimsemeleri gerektiği konusunda birçok görüş oluşmuştur. 

Tipik bir gün hayal edelim. Uyandık, sabah klasik rutinimizde belki kahvaltı yaptık, belki sadece kahve ya da çay içtik belki de duş aldık. Belki biraz oyalandık veya belki de her zaman olduğu gibi geç kaldık ve telaşla koşturuyoruz. Ne yapıyoruz? Neyin farkındayız? İşe yürüyerek, arabayla ya da trenle gittiğimizi hayal edelim. Neler oluyor? Ne düşünüyoruz? Nelerin farkın varıyoruz? Şimdi de günümüzü düşünelim. Ne yapıyoruz? Kiminle etkileşime geçiyoruz? İçimizde neler olup bitiyor?

Çoğumuz otomatik pilota bağlı olarak eylemleri gerçekleştiririz. İnsanın doğası budur.
Kendimizi şartlarımıza uyarlarız, daha verimli oluruz. Sıra dışı bir şeyler olmadıkça etrafımızda veya içimizde olup bitenler hakkında sahip olduğumuz küçük bir farkındalıkla yapmamız gereken her şeyi yaparız. 

ACT baskın varoluş halimize bir alternatif olarak bilinçli farkındalığı (mindfulness), şimdiki an peşin hükümsüz farkındalığı öğretir. Bilinçli farkındalık, diğerlerinin yanı sıra farkındalığa dayalı stres azaltma ve diyalektik davranışçı terapi gibi psikoterapötik yaklaşımların bir vurgusudur. Eğer üzgün olduğunuzun farkına varamazsanız içkiyi üzüntünüzü bastırmak için içtiğinizin nasıl farkına varabilirsiniz ki? Eğer ben değersizim biriyim düşüncesinin aklınıza takılıp kaldığını fark edemezseniz bu düşüncenizi nasıl dağıtabilirsiniz ki? Şu anda neler olup bittiğini ve yaşamın tam da bu anında sizin için neyin önemli olduğunu bilemezseniz davranışınız için bir rehber olarak değerlerinize nasıl yönelebilirsiniz?

Nefes üzerine odaklanma, sesleri fark etme ve değişik hisler için bedeni tarama gibi temel seans içi bilinçli farkındalık egzersizlerini genellikle beş dakikalık sürelerle yaparak işe başlamak faydalı olabilir. Geçmiş ve gelecek, evet varlar. Ama bize yük olsunlar diye değil. Onları, oldukları halleriyle göremeyip altlarında ezildiğimiz yüklere çeviren bizleriz. Yani zihinlerimiz.

YAŞAMAYA DAİR
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Nazım Hikmet RAN 1947

Devamını Oku

PSİKOLOJİK KATILIK VE PSİKOLOJİK ESNEKLİK 2

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilişsel füzyon zihinsel bir olgudur. Bu, sizinle düşünceleriniz arasındaki çizginin bulanıklaştığı zamandır. Başka bir deyişle, düşüncelerinize inanırsınız ve onlar sizin gerçeğiniz olur.

Bu düşünce kalıbı bize birçok rahatsızlık verebilir. Bu nedenle, kendimizi düşüncelerimizden uzaklaştırmayı öğrenmek önemlidir. Düşünceler genellikle önyargılı, yersiz veya mantıksızdır. Bu nedenle, gerçeklik ve kimlik, düşüncelerden çok daha fazlasını içerir.

Psikoloji, bilişsel füzyonu, düşündüklerimiz ile olduğumuzu düşündüğümüz kişi arasındaki kaynaşma olarak tanımlar. Aslında, kendi düşüncelerimizle birleşiriz ve kendimizi onlardan ayıramaz hale geliriz. Sonuç olarak, düşüncelerimizin süreçleri ile bilincimiz ve realitenin yorumlanması birbirine karışır.

Bilişsel füzyon ile düşündüklerimiz ve bizi bu şekilde düşündüren koşullar arasında ayrım yapamayız. Bu nedenle düşüncelerimiz mutlak gerçekmiş gibi davranırız.

Aslında, düşüncelerimizi, bizi bu şekilde düşündüren gerçekle karşılaştırmayı unutuyoruz. Bu nedenle kendi düşüncelerimiz hakkında bir bakış açısı kazanamıyoruz. Aslında, onlarla “kaynaşmış oluyoruz”.

Bu düşünce kalıbı, kendi düşüncelerimizi gerçek olarak yorumlamamıza yol açar ve bu da davranışlarımızı etkiler. Yavaş yavaş bu düşüncelere göre davranmaya başlarız. Sanki onlar bizim tek realite formumuzmuş gibi bir durum oluşur.

Bu kavramı daha iyi anlamak için işte bir örnek. Birinin sokakta panik atak geçirdiğini ve bu durumun onu sıkıntıya soktuğunu hayal edin. Yine de bu kişi sakinleşmeyi ve eve dönmeyi başarmıştır.

Ertesi gün tekrar dışarı çıkmak zorunda kaldığında kapıyı açınca titremeye başlar. “Bir panik atak daha geçireceksin” der kendi kendine. “Bak şimdiden titriyorsun.” Böylece farkında bile olmadan, düşüncelerini değiştirilemeyecek bir gerçeklik olarak kabul etmiştir. Bu sebeple kişi evine geri döner.

Bu kavramı daha iyi anlamak için çift ilişkilerinden de bir örnek verebiliriz. 40 yaşlarında eşinden sadakatsizlik ve şiddetli geçimsizlik sebebiyle ayrılmış bir kadın yıllar sonra yeni bir ilişkiye başlıyor ve partneri ile oldukça mutlu, partneri her istediğini yapıyor, konforuna dokunmuyor, dinliyor, empati kuruyor. Partneri doğal olarak ilişkilerini daha üst seviyeye taşımak istiyor. Kadın burada bir yandan bağlanma korkusuyla bir yandan füzyonla, bilişsel çarpıtmalarla üst seviyeye hazır olmadığını düşünüyor. Bu hislerini ve düşüncelerini açıkça partneriyle kaybederim korkusuyla dile getirmiyor. Kadın şöyle düşünüyor “Eski eşim de beni çok seviyordu. Beni dinliyor beni anlıyordu. Şu an ki partnerim de aynı eski eşim gibi davranıyor. O da eski eşim gibi beni aldatacak ve bana şiddet uygulayacak. Hayat dinamiktir.” 

Bilişsel defüzyon, kabul ve kararlılık terapisinin (ACT)  bir parçası olan bir tekniktir. Aslında ACT’nin merkezi bileşenlerinden biridir. Bu terapinin temel bir parçası, kişinin düşüncelerinden uzaklaşmasına  yardımcı olmaktır.

Düşüncelerin çoğu zaman gerçekleşmediğini anlayan kişi bunu başarır. Bilişsel defüzyon teknikleri, danışanların uygulaması için egzersizleri içerir. Bu alıştırmalar, zihinlerinin onlara söylediklerinden bağımsız hareket etmelerine yardımcı olur.

Kabul, kabul ve kararlılık terapisinde (ACT) önemli bir faktördür. Aynı zamanda diğer terapi türlerinde ve belirli bozukluklarda da anahtardır. Acılarımızı, deneyimlerimizi ve duygularımızı kabul ettiğimiz anlamına gelir. Bilişsel ayrışma bu süreci kolaylaştırır.

Bunun nedeni, bilişsel ayrışmanın olayları algılama şeklinizi değiştirmesidir. Ayrıca, kabul süreci kendinizi bu bakış açılarından ayırmamıza yardımcı olur.

Birçok bilişsel defüzyon egzersizi vardır. Bunlardan biri gökyüzündeki bulutlar egzersizidir.

Bu alıştırma, rahatsız edici düşüncelerimizi ve duygularımızı gökyüzündeki bulutlarmış gibi düşünmemize yardımcı olur. Bir süre gökyüzünü kaplayabilirler ama sonunda geçerler. Düşüncelerimiz de aynısını yapacaktır.

Bilişsel füzyonu deneyimlemek için zihinsel bir bozukluktan mustarip olmamız gerekmez. Ancak, bu durum şüphesiz kişisel refahımıza 

müdahale edebilir. Bu sebeple, başımıza gelirse neler olduğunun farkında olmamız önemlidir. Ardından, üzerinde çalışmaya başlayabiliriz.

Bilişsel defüzyon, bilişsel füzyon ile başa çıkmak için en popüler tekniklerden biridir. Bununla birlikte, farklı terapi türleri vardır ve her biri, danışanların kendilerini düşüncelerinden uzaklaştırmasına yardımcı olmak için kendi araçlarını kullanır.

Farz edelim ki bu gece bir arkadaşınızda kalıyorsunuz. Yatma vakti geldi, herkes odasına çekildi ve siz de arkadaşınızın sizin için hazırladığı yatağa geçtiniz, ama o da ne? Odadaki saatin sesi sizi uyutmayacak gibi.

Kalktınız, saatin pilini çıkardınız ve artık uyumaya hazır sayılırsınız. Bu sefer aklınızdan geçen ve sizi huzursuz eden düşünceler, üzücü anılar, bedeninizdeki ağrılar, “rahatsız edici” duygular? Onları da ortadan kaldırmaya çalışacak mısınız? Peki bu çaba gerçekten işe yarayacak mı?

Farz edelim ki sıcak bir yaz gününde bir saatliğine denize gittiniz, denize girdiğinizde denizin içinde bazı toplar olduğunu gördünüz. Siz denizdeki toplarla yüzmek istemediğinizden tüm topları tek tek suyun dibine itmeye, böylelikle onları ortadan kaldırıp rahat etmeye çalışıyorsunuz. Ancak ne kadar uğraşırsanız uğraşın toplar onları bıraktığınız anda aynı hızla su yüzüne çıkmaya devam ediyorlar. Bu mücadeleden sizin payınıza düşen ise yorgunluk ve zaman kaybı oluyor.

Oysa toplarla mücadele etmeyi bıraksanız belki toplar bir süre yanınızda kalacaktır, ancak bir süre sonra su yüzeyindeki hareketlerle farklı yönlere ilerlemeye ve sizden uzaklaşmaya başlayacaktır. Siz de nihayet serbest kalan ellerinizle denizin tadını çıkarabileceksiniz.

İçsel deneyimlerimiz denizdeki o toplar gibi… Onların varlığına savaş açmak yorucu olduğu kadar faydasız da. Bunun yerine onları yargılamadan “kabul edebilmek”, yani orada öylece var olmalarına izin verebilmek enerjimizi doğru şekilde kullanıp mevcut durumun olabildiğince tadını çıkartmak da mümkün.

Sözün özü, bu deneyimleri değiştirmek her zaman mümkün değil, ama onların varlığı ile olan ilişkimizi değiştirmek mümkün. Üstelik bunu başarabildiğimizde hem bu deneyimlerin rahatsız ediciliği hem de bizi ziyaret etme sıklıkları azalıyor.

Ömer Hayyam’ın rubailerinden Mehmet Güreli’nin besteleyip seslendirdiği “Kimse Bilmez” ile bu haftaki yazımı sonlandırmak istiyorum.

KİMSE BİLMEZ
Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
kopup dallarından toprak olmadalar her gün
bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye
ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe
aklın yollarıyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantıkların, kıyasların sökmez senin bu işte
bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?
bugün bu çimen bizim, yarın kim bilir kim
gezecek, bizim toprağın yeşilliğince

Ömer Hayyam

Devamını Oku