Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Müjdat Çalış
Müjdat Çalış

Muş’lar Korosu ve “Patron Aranıyor” İlanı

Son dönemde nereye baksak, hangi iş dünyası temsilcisini dinlesek aynı ezber, aynı nakarat:

“Maaş veriyoruz ama çalıştıracak adam bulamıyoruz!”

Yanına hemen o meşhur sos da ekleniyor: bir ustanın şantiyedeki mühendisten çok kazandığı, okulda geçen sürelerin kısaltılması gerektiği, meslek liselerinin ve MESEM’lerin çoğaltılması şart olduğu… Muş da muşmuş! Bir söylem, toplumun her kesimine bu denli iştahla yayılıyorsa, arkasında ciddi bir güç dengesi vardır.

Peki bu koronun vitrini biraz aralandığında altından ne çıkıyor?

Koca bir illüzyon. Ve daha da önemlisi: sorumluluktan kaçan bir zihniyet.

Ustanın Yüksek Ücreti Bir Masal mıdır?

Dillerden düşmeyen o “mühendisten çok kazanan demirci ustası” hikâyesi, gerçeğin yalnızca parlatılmış ve istisnai bir yüzünü gösteriyor. Bir ustanın aldığı yüksek günlük ücret, yılın 365 günü düzenli akan bir maaş değildir. Proje biter, iş durur. Hava bozar, şantiye kapanır. Sipariş kesilir, atölye susar.

Yıllık ortalamaya bakıldığında tablo değişir: mevsimlik kesintiler, sigortasız dönemler ve emeklilik birikimindeki boşluklar hesaba katıldığında o “yüksek günlük ücret” çoğu zaman düzenli maaşlı bir çalışanın gerisinde kalır. Üstelik bu ücretin içinde kıdem tazminatı da yoktur, iş güvencesi de. O insanlar eklemlerini, gençliklerini ve kimi zaman hayatlarını şantiyelerde bırakırlar. İş kazası riskinin en yüksek olduğu sektörlerde güvencesizliğin bedeli, “ustalar çok kazanıyor” masalıyla meşrulaştırılmaya çalışılır.

Eğitimi Kısaltmak: Bir Pedagoji Değil, Bir Pazarlık

Söylemin en tehlikeli virajı, eğitim süresini kısaltma arzusunda gizlidir. Burada mesele yalnızca “ara eleman ihtiyacı” değildir; asıl mesele eğitim sistemini modern bir çıraklık aparatına dönüştürmektir. Gençlerin düşünsel, kültürel ve toplumsal gelişimini ikinci plana itip onları daha çocuk yaşta piyasanın ucuz iş gücü rezervine çevirmek…

Oysa okul yalnızca meslek edinme yeri değildir. İnsanın dünyayı tanımayı, düşünmeyi, itiraz etmeyi, estetik duyguyu ve toplumsal sorumluluğu öğrendiği alandır. “Muş” ekonomisinin istediği insan tipi ise başkadır: sorgulamayan, itaat eden, düşük ücrete razı olan, sendika kelimesini duyunca ürken bir iş gücü.

MESEM kapsamında yaşanan çocuk işçi ölümleri, ağır çalışma koşulları ve eğitimden kopuş vakaları hâlâ hafızalardayken bu yapıları sorgusuz bir “kurtuluş modeli” gibi sunmak ciddi bir çelişkidir. Çocukların erken yaşta üretim zincirine eklemlenmesini “tecrübe kazanıyorlar” diye romantize etmek, yoksulluğu pedagojik modele çevirmektir.

Gençler Emeği Değil, Kölelik Düzenini Reddediyor

Medya ve sermaye çevreleri el ele verip yapısal ekonomik krizin faturasını “tembel gençlik” söylemiyle görünmez hâle getiriyor. Böylece ne ücret politikaları sorgulanıyor, ne işçi sağlığı, ne de çalışma koşulları.

Oysa gençlerin reddettiği şey emek değildir. Reddedilen şey; haftada altı gün, günde on iki saat, mobbing altında, hafta sonusuz, insan onurunu aşındıran feodal çalışma düzenidir. Çünkü bugünün birçok iş yerinde hâlâ modern hukuk değil, küçük derebeylik psikolojisi hüküm sürüyor. Müdürlerin “aile gibiyiz” diyerek fazla mesaiyi görünmez kıldığı, patronların sadakat talep edip hak teslim etmekten kaçındığı bir düzende gençlerden aidiyet beklemek gerçekçi değildir.

Bulunamayan şey işçi değildir. Bulunamayan şey, kölelik şartlarına razı olacak insan gücüdür.

Asıl Büyük Açık: Nitelikli Patron Açığı

İşte tam bu noktada asıl soru yüzeye çıkıyor: Her yer “eleman aranıyor” ilanlarıyla doluysa, piyasada sahici ve basiretli patron çok mudur?

Burada yalnızca ahlaki bir eleştiri yapmıyorum. Ekonomik bir gerçekliği işaret ediyorum. Kazandığı parayı üretime, teknolojiye ve çalışanın refahına yatırmak yerine son model araçlara, rezidanslara ve yatlara tüketen bir anlayış; aslında kendi rekabet gücünü de tahrip ediyor. Çünkü AR-GE’siz, vasıflı iş gücü olmadan, çalışanın bağlılığı olmadan sürdürülebilir bir üretim kültürü kurulamaz. Bu zihniyet yalnızca işçisine değil, kendi geleceğine de zarar veriyor.

Vergi konusunda akrobat kesilen, teşvik paketlerini ezbere bilen ama sıra işçinin sigortasına, tazminatına gelince aniden “ekonomik kriz” bayrağını açanlar; aslında kısa vadeli kâr hırsını uzun vadeli vizyon sanıyorlar. Oysa gerçek girişimcilik yalnızca para kazanma becerisi değil, üretim kültürü kurabilme yeteneğidir.

Bu zihniyet kültürel olarak da yoksuldur. Çalışanını geliştirmeyi değil denetlemeyi, yetkin insan yetiştirmeyi değil biat eden kadro oluşturmayı tercih eder. Bu yüzden birçok iş yerinde verimlilik değil korku, kurumsallık değil patron keyfiyeti egemendir. Sonra da kendi vizyonsuzluklarının faturasını gençlerin sırtına yüklüyorlar:

“Çalışacak adam bulamıyoruz.”

Hayır. Sorun yalnızca nitelikli işçi açığı değil. Bu düzende asıl büyük açık, nitelikli patron açığıdır.

Çünkü gerçek patron; işçisini maliyet değil insan olarak gören, kâr kadar emeğin onurunu da önemseyen, yatırıma gösterdiği özeni insana da gösteren kişidir. Bu tanıma uyan kaç tane vardır, o ayrı bir muhasebe meselesidir.

―――

İ L A N

Aranıyor:

Kazandığı parayı lüks tüketime değil üretime yatıran,

vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen,

işçisini köle değil insan gören,

sigortasız ve sendikasız işçi çalıştırmaktan utanan,

iş güvenliğini maliyet değil sorumluluk sayan,

gençleri ucuz iş gücü değil geleceğin öznesi olarak gören,

vizyon sahibi gerçek patronlar aranıyor.

Müracaatların;

“muşmuşlardan”, nutuklardan ve sömürü güzellemelerinden yorulmuş

tüm emekçilere şahsen yapılması rica olunur.

Muş'lar Korosu ve "Patron Aranıyor" İlanı
Müjdat Çalış

YORUMLAR

Bir adet yorum var

  1. Değerli üstadım öncelikle emeğinize sağlık mükemmel bir şekilde içinde bulunduğumuz durumu özetlemişsiniz bizde sormaktan sorgulayan gençler yetiştirmekten vazgeçmeyeceğiz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ