Hatırladığım kadarı ile 4-5 Kasım 2023 tarihli CHP’nin 38inci Kurultayı’nın ardından yazdığım yazının başlığı “CHP değişirse Türkiye değişir, Türkiye değişirse Dünya değişir mi?” sorusu ile ilgiliydi. Geçtiğimiz uzun bayram süreci ve hemen öncesinde alınan “mutlak butlan” kararı esas itibarı ile değişen CHP’nin Türkiye’yi ne kadar değiştirdiğine yönelik de bir test süreci gibiydi.
Normal koşullarda haddim olmayan iç politika yazılarından kaçınmakla birlikte, bazı gözlemlerimi alt alta sıralamak kaçınılmaz oldu.
Öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaklaşık 2.5 yıl önce uğradığı seçim yenilgisini hala hazmedememiş olmasını şaşkınlıkla karşıladık. Kendisinin olağan koşullarda bir tür “akil adam” rolünü oynaması gerekirken, milyonlarca kişinin tepkisini çeken davranış kodlarını herhalde tarih çok da iyi sıfatlarla değerlendirmeyecek.
Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı iktidara açık destek olarak algılandığı kadar, iktidarın dış destekçi ülkeleri olarak değerlendirilen ABD-İsrail ortaklığının da arzuladığı bir durum olarak kayda geçti.
Hemen küçük bir parantez açmakta yarar var. Son birkaç yıldır düzenli olarak haber izleyen okurlarımın “siyasete giriş”. “ekonomiye giriş”, “hukuka giriş” derslerini yeterince aldıklarını farz ediyorum. “Mutlak butlan” kavramını bu vesile ile öğrenmeyen belki kalmadı, ancak kararı verenlerin sosyolojiden ya da toplum psikolojisinden sınıfta kalrıklarını emekli bir öğretim görevlisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Kararın amacı eğer CHP’yi zayıflatmaksa işe yaramış, hatta CHP’yi fiilen ortadan kaldırmış olarak değerlendirilebilir. Ama mesele CHP değil de Özgür Özel ve ekibini zayıflatmak ve ortadan kaldırmaya yönelikse, tam tersi sonuç verdiğini kabul etmek gerekir. Kurban Bayramı vesilesiyle Ankara’da yapılan “bayramlaşmalar”, itibar görmeyen Kılıçdaroğlu ile Anıtkabir’e yüzbinleri yürüten Özel’in kıyaslanması olarak anılardaki yerini şimdiden aldı. Bu çerçevede Özel’in siyasi liderliğinin fazlası ile pekiştiği çok açık. Hani bu saatten sonra Özel’in dokunulmazlığını kaldırsanız ve Silivri yollarını gösterseniz de “nafile”, sadece tepkileri artırır kendisine olan desteğin oranını yükseltirsiniz.
Gelelim bundan sonra olabileceklere…
Hani erken seçim, baskın seçim bekleyenlerle aynı kanaatte değilim. Ekonomide bir iyileşme, bir çıkış yolu olmadıkça gerekçesiz bir seçime Cumhur ittifakı yanaşmaz. Bahçeli her an bir sürpriz yapabilir diyenlere de şüpheyle yanaşıyorum.
Hoş, bu bağlamda Bahçeli’nin savunduğu Kürt açılımının pek bir geleceği kalmadı gibi gözüküyor. Bu yeni durumda MHP’nin yerini CHP alır, AKP MHP’yi tasfiye eder mi? Eğer CHP’den ayrılıp yeni bir parti kurulacaksa, CHP’den geride kalanlar iktidar için yeterli olur mu? Sanmıyorum.
Özel ve arkadaşlarının CHP’den ayrılıp yeni bir parti kurmaları ya da mevcut bir partiye geçici olarak yanaşmaları mümkün mü? Olabilir ama önce parti içindeki mücadelelerini inandırıcı bir şekilde sonuçlandırmaları gerekiyor. Ayrılık olduğu takdirde ilk seçimlerde Atatürk’ün CHP’sinin baraj altında kalması mukadder.
Peki parti içi mücadele için vakit var mı? Eğer pek olasılık vermediğimiz erken ya da baskın seçim olmayacaksa vakit var, eğer yanılıyorsak o zaman acil durum düğmesine basmak kaçınılmaz. Doğal olarak giderek çığırından çıkan hukuk sistemimizin gelişmeler karşısında alabileceği tavırları da bu bağlamda hesaba katmak gerekiyor,
Evet CHP değişti, iyi ya da kötü yönde Türkiye’yi de değiştiriyor. Yönün “iyi mi?” “kötü mü?” olduğuna karar vermek için henüz erken.
Peki ya Dünya?
Malum Trump her gün İran ile barışıyor, tam barıştı derken tekrar savaş senaryolarının eşiğine geliyor. Son olarak Beyaz Saray’dan Trump’ın sağlığı ile ilgili yapılan açıklama, özellikle Trump’ı sağlık nedenleriyle görevden azletmek isteyen muhaliflere cevap niteliğindeydi. Bu vesileyle fiziki ve akli sağlığına tamamen kavuşan! Trump, her nedense Suriye ve Irak görevlerinden el çektirilen Ankara Büyükelçisi Barrack’ı eski görevlerine yeniden atamakta gecikmedi. Şimdi temel soru 7/8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesine ABD Başkanı sıfatı ile teşrif edip etmeyecekleri. Geleceğini söyleyenler, “eğer gelirse Erdoğan sevgisinden”, gelmeyeceğini söyleyenler, “Zirveye katılacak Avrupa ülkelerine duyduğu nefretten” vurgusunu yapıp adeta fal açıyorlar.
Peki Özgür Özel’in bu konuyla ilgili düşüncesi ne? Trump’ı Ankara’da görmek istiyor mu? Yoksa istemiyor mu?
Dedik ya Türkiye değişirse belki de Dünya değişir…
YORUMLAR