Konuşmak çoğu zaman bir refleks haline geldi. Artık düşünmeden önce değil, durmadan önce konuşuyoruz. Sessizlik ise neredeyse bir arıza gibi algılanıyor: Sanki bir şeyler ters gitmiş olmalı ki kimse konuşmuyor. Oysa susmak her zaman bir eksiklik değildir; kimi zaman en ağır anlamlar, söylenmeyenlerde taşınır.
Bu durum Antik Çağ’dan beri bilinir. Pythagoras’ın öğrencilerine yıllarca susmayı öğretmesi boşuna değildi. Konuşmadan önce dinlemeyi, dinlemeden önce kendini geri çekmeyi öğrenmeyen biri, düşünceyi kolayca gürültüye dönüştürür.
Çünkü konuşmak çoğu zaman kendini duyurma arzusundan doğar; dinlemek ise başkasına yer açma cesareti ister.
Dinlemek pasif bir eylem değildir; aksine irade gerektirir. Kendi fikrini askıya almayı, acele hükmü ertelemeyi, hatta zaman zaman haklı olma ihtimalinden vazgeçmeyi şart koşar.
Bu yüzden dinlemek zordur. İnsan çoğu zaman karşısındakini duymak için değil, söyleyeceği cümlenin sırasını beklemek için sessiz kalır. Bu susmak değildir; yalnızca konuşmanın gecikmiş hâlidir.
Gerçek suskunluk, egonun geri çekildiği anda başlar. Kendimizi merkeze koymadığımız, sözü hemen sahiplenmediğimiz o kısa boşlukta…
İşte orada düşünce olgunlaşır, anlam derinleşir. Susmak bazen gerçeğe duyulan saygıdır. Çünkü her hakikat her an ve her ağız için uygun değildir. Her şeyi söylemek mümkün olsa bile, her şeyi söylemek gerekli değildir.
Modern çağda susmak daha da zorlaştı. Görüş bildirmemek, taraf olmamak, hızla kanaat üretmemek neredeyse ahlaki bir kusur gibi sunuluyor.
Oysa susmak çoğu zaman düşünmenin tek imkanıdır.
Gürültü içinde fikir doğmaz; yalnızca yankı oluşur. Herkesin konuştuğu yerde düşünce ilerlemez, sadece çoğalır.
Dinlemek ise insanın karşısındakini ciddiye almasının en yalın biçimidir. Birini dinlemek, “Sözün bende bir iz bırakabilir” demektir. Bu, eşitliğin sessiz bir ilanıdır.
Dinlemeyen biri, ikna etmeye çalışsa bile aslında hüküm vermektedir. Dinlemek, hükmü askıya alabilme ahlâkıdır.
Elbette susmak her zaman erdem değildir. Zalimlik karşısında suskunluk çoğu zaman suç ortaklığına dönüşür. Ancak burada söz konusu olan, korkudan doğan bir sessizlik değil; bilinçli, seçilmiş ve düşünceye alan açan bir suskunluktur.
Biri kaçıştır, diğeri duruştur. Aynı kelimeyle anılsalar da ahlakları farklıdır.
Belki de asıl erdem, konuşmakla susmak arasındaki dengeyi kurabilmektir: Ne her şeyi yutacak kadar sessiz olmak ne de her boşluğu dolduracak kadar gürültülü… Sözün değerini bilen, ama sözden önce sessizliğin kıymetini tanıyan bir dikkat hâli.
Çünkü bazı gerçekler yalnızca dinleyenlere görünür. Bazı cümleler ancak susulmuş bir yerde anlam kazanır.
Ve bazen insan, en çok sustuğunda kendini duyar.
YAZARIN SON YAZISI: İnsan olmanın şartı: Tanınmak
YORUMLAR