DOLAR 28,9179 -0.06%
EURO 31,7607 -0.05%
ALTIN 1.900,35-0,04
BITCOIN 1091966-0,61%
İzmir
18°

HAFİF YAĞMUR

Yaşar Eyice

Yaşar Eyice

23 Mayıs 2023 Salı

ANAHTARI SİZDE OLMALI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Beşiktaş’ın, Boğaz’daki Arnavutköy mahallesinden Dila Hanım, öfke ve gözyaşı yüklü mektubunda, ‘Ayazma Parkımız kedi mezarlığına döndü!’ diyor…

Son bir haftada, dört ev kedisi zehirlenmiş…

Dediğine göre;

‘Bu kediler çok uysal ve insan sevgisi ile yüklü, sokak kedileri gibi herhangi bir arsızlıkları da yok!’’

Yani bu evcil kediler, Dile Hanım’ın iddiasına göre, ‘Bilinçli bir şekilde, sevilerek, okşanarak, mutlu hale getirildikten sonra, bir şekilde zehirleniyorlar…’

Bunda ne olabilir?

Bunu normal bir insan yapabilir mi?

Can bu yahu can…

Herkes bir kuruşun hesabını yaparken, bu cani ruhlu kişi ya da kişiler, üşenmek, uğraşmak, zaman harcamak bir yana, ceplerinden para harcayarak ‘zehir’ ve ‘kasaptan et ya da kıyma’ veya marketten ‘kedi yiyeceği’ de alıyorlar.

Zaman zaman bazı semtlerde, ilçelerde benzer ‘telef etme!’ olaylarını duyuyoruz.

Peki, aramızdaki bu ‘Cani ruhlu’ kişilere karşı bir yaptırım var mı?

Yok!

Ama istenirse, ‘Kabahatlar Kanunu’ dediğimiz yasalardan ve bazı ceza hukuku maddelerinden yararlanabilir.

Bu da, polisin yani kolluk kuvvetleri ile mahkeme üyelerinin bakış ve inanışları ile vicdanlarına kalmış bir konu oluyor.

Yani suça göre bir ceza uygulama maddesi mutlaka bulunabilir…

Belirttiğim gibi bakış açısına bağlı…

Yeri gelmişken ilgili ve meraklısı ile Dila Hanım ile hayvan sever Vildan Kara’ya ve İstanbullu okuyucularıma duyurayım:

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, yakın zamanda ‘Kedi Müzesi’ni hizmete açtı.

 

*- ÇİZGİ ROMAN KEDİLERİ DE…

Ziyaretçilerine doğa ve hayvan sevgisini aktarırken duyarlık kazandıracak olan Beşiktaş ilçesindeki Kedi Müzesi, masal, oyuncak, oyun ve çizgi roman tarihinin kedilerini aynı çatı altında bir araya getiriyor.

Doğa korumacılığını anlatan müze, içinde Nuh’un Gemisi bölümünü barındırırken bir galerisinde de ‘Kedi Kaleci’ tanımından hareketle futbol tarihinden seçkin örnekler sunuyor.

Hayal dünyası kedilerinin ilk kez toplandığı müze, bu zenginliğiyle kendi alanında da öncü rolü üstleniyor.

Kedi Müzesi, hafta içi 09.00-17.00, hafta sonları ise 10.00-18.00 saatleri arasında açık olup, Pazartesi günleri ise ziyarete kapalı.

Müze ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

Yer: Beşiktaş Belediyesi Çırağan Hizmet Binası

Adres: Yıldız Mah. Çırağan Cad. No:77 Beşiktaş – İstanbul

Tel: 0212 236 10 29…

 

*-

Kiracı- ev sahibi anlaşmazlığı sonucu Karşıyaka’dan Antalya’ya taşınmak zorunda kalan, arkadaşlarımdan Ziynet- Faik çifti aradı.

‘Az önce bir dolandırıcılık denemesi için arandım. Senaryoyu paylaşayım farkındalık oluşsun…’ dediler.

Şunları anlattılar:

‘- 0505 404 03 33 numaradan arandım.

– İsmimi söylediler.

– Garanti bankasında bulunan hesabımda, internet bankacılığımın ele geçirildiğini söylediler.

– TC kimlik numaramı söylediler (Bu sayede güvenimi kazanmış oldular)

– Sesli yanıt sistemine yönlendireceklerini, hesabı kapatmam için internet bankacılığı parolamı girmemi istediler. Kesinlikle parolamı telefondaki kişiye söylemememi istediler. (Bu sayede güvenimi yeniden kazanmış oldular)

– Parolayı girdim (Hatalı olarak)

– Hatalı parola girdiğimi, yeniden girmemi istediler (Hatalı olarak tekrar girdim)

Yine hatalı olduğunu söylediler.

– Alternatif yol yok mu dedim, bankamız kartlarının birisinin şifresini gir dediler.

– Sesli yanıt sistemine, kredi kart şifresini girdim (Hatalı olarak)

– Şifrenin hatalı olduğunu söylediler.

– Son olarak tüm hesaplarımı kapattıklarını, en yakın şubeye gitmem gerektiğini söyleyerek telefonu kapattılar.

 

*- BAŞARACAKLARDI!

İstediklerini yapsaydım, internet bankacılığında parola ve TC Kimlik numaramı girdikten sonra, sms doğrulama veya mobil bildirim yollayarak ona da onay vermemi isteyeceklerdi ve internet bankacığıma giriş yapmayı başarmış olacaklardı.

Sonuç:

1-Herkesin TC kimlik numarası ellerinde,

2-Herkesin isim bilgilerine sahipler,

3-Herkesin çalıştığı bankaları biliyorlar

4-Dolandırıcı olduklarından şüphelenmememiz için dolandırıldığımızı söylüyorlar.

5- İşlemin acil olduğuna ikna ederek, bizi düşündürtmeden bilgi almaya çalışıyorlar. Sakince düşünen kişi oyuna gelmeyecektir.

Dolandırıcılar bizimle ilgili her bilgiye sahip, dolayısıyla gerçekten dolandırıcı olup olmadıklarını anlamak için kendimiz ile ilgili bilgi istemek akıllıca olmayacaktır.

 

*- AKLIMIZA TAKILAN

Ya gerçekten bankadan arıyorlarsa ve gerçek bir dolandırıcılığı engellemek istiyorlarsa ne yapmalıyız?

Telefonu hemen kapatmalı, biz doğrudan bankanın çağrı merkezini aramalı ve öyle ilerlemeliyiz.

Bankanın çağrı merkezi numarasını Google üzerinden bularak değil, kredi kartımızda yazan numaraya bakarak aramalıyız.

 

*- BAŞKA SORU

– Peki beni arayan numara kimin?

Suriyeliler üzerinden kolayca açıyorlar.

– Bu numaradan dolandırıcıya ulaşamaz mıyız?

Bir 5 dakika sonra arayıp, kontrol ettim, numara iptal olmuştu.

Bu yaşanan durumun Garanti Bankası ile bir alakası yok, herkesin çalıştığı banka hangisi ise onu söylüyorlar.’

 

*- ARA Kİ BULASIN

Ziynet- Faik çiftini kutluyorum.

Bir dolandırıcılık hikâyesi, gerçeği bu kadar güzel anlatılır.

Umarım bazılarımıza yararlı olmuştur.

Şu kadarını önemle ben de anımsatayım;

‘Googla’ amcaya sakın güvenmeyin!

Çünkü dolandırıcılar, ‘Gelirler Başkanlığı’ ya da ‘PTT’ veya önemli, tüm devlet daire ve kurumların bile bire bir aynı sitelerini yapıp sizi kandırıyorlar.

Örneğin bir bankanın bile tıpatıp aynısı…

‘Para göndermek’ ya da ‘Borcunuzu ödemek isteyince’ yani ‘Google’ amcaya sorduğunuzda karşınıza en başta yani yukarıda çıkan site kesinlikle ‘resmi’ olmayabilir.

Yani tuzaktır.

Bir saniyede sizi çarparlar, ya da hesabınızı boşaltırlar.

Ara ki bulasın?…

Devamını Oku

MEMNUNİYETSİZLİKTEN Mİ, BEKLENTİDEN Mİ ADAY OLUNUYOR?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eskiler, yani belli bir yaş alanlar, ‘ipini koparan!’ derlerdi…

Kaynaklara göre;

Başıboş kalan, başıboş!

Bir şeye veya kimseye bağlı olmayan;

Bağlanmamış, serbest bırakılmış;

Yönetimsiz, baskısız, denetimsiz bir biçimde;

Kendi isteğine göre, hiçbir etki altında kalmadan…

Bir de, ‘ipi koparmak!’ deyimi var..

Yani;

‘Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak…’ anlamında…

Ben ise ‘ipini koparan’ deyişini bunların dışında kullanıyorum:

Demek istediğim şu:

‘Önüne gelen, şimdi özellikle belediye başkanı olmak için kolları sıvamış durumda.

Kahvaltılı, hediyeli, başkanlık adaylıklarını açıklıyorlar.

Bir de yanlarına ödeme yaptıkları ya da ilerisi için söz verdiklerini almışlar, kapı kapı dolaşıyorlar.

Bunların sayıları her geçen gün artıyor, kabarıyor.

Bu işler ‘parasız!’ olmaz…

Bazısının kendine, ailesine bakacak gücü yok…

Bazısının gelmişi geçmişi de biliniyor, nasıl dev adımlarla büyüdüğü de!

Bazısının arkasında ‘Sponsor’ denilen kişiler var…

Bazısı da, ‘Tarlayı ekiyor!’…

Yani belki de hiç şansı yok, ama partide kendini öne çıkararak, seçilmesi olası kişi sayesinde belediyelerde kendine ‘kaymaklı’ bir iş buluyor.

‘Geçim kapısı’ yapıyor…

Daha tehlikesi, belediyelerle iş yapıyor, ‘Bir liralık ürünü, beş liraya satıyor!’

Herkes bunu biliyor…

Buna ‘bile bile lades!’ deniliyor.

Tabii bu söylediklerim, yazdıklarım gerçek hizmet aşkı ile dolu olanlarla ilgili değil…

Ama gördüklerimiz, yaşadıklarımız ve okuduklarımız bunları aklımıza getiriyor…

Bu yazdıklarım belediye meclis üyeleri için de geçerli…

Çoğunun ‘beklentisi’ var…

Bu beklentilerin önemli kısmı da, ‘haksız kazanç’ olarak önümüzü çıkıyor.

Gazetelere günlerce konu olmuş iki örnek vereyim, iki önemli şehrimizden…

 

*- ‘YAMYAM’ OLARAK ADLANDIRMIŞTI

Ankara’da bir belediye başkanı çıkmış şöyle demişti:

‘Aramızda yamyamlar var!’

Şunu demek istemişti:

‘Belediyeleri yağma edenler’

Büyük tepki görmüştü…

Hiç unutmuyorum;

Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Bey vardı…

‘Sen ne diyorsun?’ diye sorduğumda;

‘Hem de nasıl?’ diye yanıt vermişti…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise ‘Belediye Meclis üyelerine, hizmet binalarının koridorlarında gezme yasağı’ getirmiş, ‘Sadece Meclis toplantılarına gelebilirler!’ demişti.

Düşünce belli idi;

‘İş takipçiliğini önlemek!’

Ama tepki gelince şu açıklamayı yapmıştı:

‘Müdürlerin çalışmalarını ve verimlerini arttırmak için… Zamanlarını çalışarak değerlendirmeleri için!..’

Şimdi ‘ipini koparanlardan’ bazıları, bilen yok ya, ‘Ben partime şurada şöyle hizmet ettim, böyle ettim, şunun bunun danışmanlıklarını yaptım…’ gibi bol keseden atıyorlar…

Yalan…

Neden o şehirlerde yoksun?

Neden başka kentlerden aday oluyorsun?

 

*- DEMEK Kİ!

Demek ki, şu andaki belediye başkanlarından, kendi partilileri bile memnun değil…

Bu yüzden, ‘O başarılı değil, halk gibi ben de memnun değilim. Üstelik ben işin içindeyim!’ demek, değil mi, ‘Belediye Başkan aday adayı olmak!’

Bence bundan en iyi yararlanacaklar ise Ankara’da, suyun başında olanlar…

‘Değiştirmek istedikleri’ ya da ‘Benden, benim adamım!’ diye düşündüklerini ‘Başkan adayı!’ göstermek için önemli bir fırsatı yakalamış durumdalar…

‘Aday değerlendirme toplantılarında’ kendilerine yakın ve istediklerini yerine getirecek kişileri ‘Başkan’ göstermeye gayret edeceklerdir.

Zaten bu adaylıklar bazıları için önemli bir fırsattır.

Söylentileri, iddiaları bazen seçimlerden önce, çoğu zaman da seçimlerden sonra duyacağız.

Koyu gözlüklü adamlar ve ‘Bont çantalılar’ da çok konuşulmuş ve konuşulacaktır…

‘Doyumsuzlar’ da var bu kişiler arasında, ‘profesyonel- yenilgiye doymayanlar’ da…

 

*- ÖRNEKLERİ ÇOĞALIYOR

Bornova’da, Urla’da birçok yerde kaç dönemdir, ‘Milletvekilleri ile belediye başkanlarını ve partileri takip grupları’ var…

Çoğu ‘Tabela Partileri’ durumunda…

Adları var kendileri yok…

Zaten takip etmek için imkânları da yok gibi…

Yeni öğrendim:

‘İzmir Siyasal Çalışma Grubu’ varmış…

‘Önemli!’ olarak adlandırdıkları çalışmalar yapıyorlarmış…

Daha önce İzmir’in Buca ilçesinde yaptıkları basın açıklaması ile İzmir kamuoyuna isimlerini duyurmuşlar.

İzmir Siyasal Çalışma Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Mehtap Aydoğan, ‘yerelin adaylarının yerelde belirlenmesi, yürütülen siyasi çalışmaların etik olması ve aday belirlemenin ahlaklı bir zemine oturması gibi hedefler için çalışacaklarını’ söylüyor.

İlk durakları ise Menemen olmuş…

Menemen’de düzenlenen dayanışma toplantısında Cumhuriyet Halk Partisi aday adayları Av. Deniz Karakurt, Şenol Öğütlü, Akın Usanmaz ve Murtaza Çağlar’a bu zorlu süreçte başarı dilemişler.

Diğer partileri de gezecekler mi, bilmiyorum.

Bildiğim, CHP’nin ‘Siyasi hataları’ sonucu, önceki seçimleri farkla kazandığı belediye başkanlığını, bilgisizlik sonucu, kur’a ile AKP’li bir Meclis üyesine ‘Başkan vekili’ olarak kaybetmesi…

Devamını Oku

GÖSTEREN VE GÖSTERİ MERAKLILARI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doç. Dr. Kenan Karataş şöyle diyor:

‘Son bir haftadır karşıma ahlaksız bu kadın çıkıyor!

Takmıyordum ama yanında kocasını ve bir saatte kazandığı parayı görünce yazma gereksinimi duydum…

Bu şahsiyetsiz ne kadar ahlaksızsa, ona hediye gönderen de, bir o kadar ahlaksızdır.

Bu bağlamda ahlak masasının ve MASAK’ın harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum…’

Bunları duyunca, okuyunca ‘Doktora bir kadın musallat olmuş!’ diye düşündüm.

Sonra aklıma geldi, odalarımıza, salonlarımıza yani evimize ekran sayesinde misafir ettiğimiz, büyüklerimizin dedikleri gibi ‘Ciğerleri beş para etmez!’ kişiler…

Sonları hep aynı oluyor!

Mahpushane…

Yani cezaevi…

 

*- GÜNDÜZ KUŞAKLARI

‘Bu durum neresinden bakarsak bakalım ahlaksızlık!

Lakin bu sosyal mecralar ahlak seviyesinin yerlere düştüğünün en büyük göstergesi.

Kapatılmaları çözüm değil, bunun yerine topluma ahlaki eğitimlerin verilmesi gerekli.

Medya ne işe yarıyor?

Özellikle gündüz kuşağında…’ diyor emekli Enver Kaya…

Şöyle devam ediyor:

‘Yorum yazmaya dahi utandım hocam.

Ahlak hiç bu kadar aşağı düşmemişti.

Yozlaşma!

Utanç verici….’

Aklıma Cicero’nun, ‘Ülkeler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çöker.’ sözü geldi…

Filiz A. Hanımın şu görüşüne ben de katılıyorum:

‘Evet yorum yapılamayacak kadar, çok kötü görüntüler…

Ama erkeklerin bu kadına ‘Ne için  para yatırdığını hala anlamadım?’ desem. Ekranda dekolte gördükleri için mi?

Böyle ahlak yoksunu insanlar  var maalesef.

Çoluk çocuğunun evde yemeye ekmeği olmayan insanlar bile vardır aralarında!…’

Konuyla ilgisi yok ama aklıma yıllar önce İzmir’in Çiğli ilçesinde ‘Beyaz eşya mağazası’ olan şehrin yerlisi Münir Yağcı’nın bir anlatısı geldi:

‘En fazla renkli televizyonları gecekondu mahallesine satıyoruz. Tek göz odadan oluşan kulübelerinde oturmaya sandalye bile olmayanlar, bütçelerine göre çok büyük rakam olan renkli televizyonları adeta kapışıyorlar…’

1970’li yıllardaki bu furyayı artık ‘özenti’ olarak mı, ‘sınıf atlama’ olarak mı, ‘en büyük eksiklik’ olarak mı anlayacağız, kavrayacağız bilemiyorum…

O zamanlar öyle idi, şimdi ise böyle!..

 

*- RUH HASTASI

Doç. Dr. Kenan Karataş’ın gündeme getirdiği, bir televizyon gerçeğini, ‘Toplumsal ahlakın çöküşü!’ olarak değerlendirenler şöyle diyorlar:

‘Sanal da açılan yayınlarda gördüğü çıplak bedene, mm,  göbek, bacak!

Ne görse para basanlar, evde; karısı çoluğu çocuğu para istese ‘yok!’ der.

Bu apayrı bi açlık!

Evde mutsuzluk, ilgisizlik, çirkinlik falan değil..

Bu alenen et pazarından beslenmeyi seçen sıradaki diyen, kendini böyle tatmin eden,  ruh hastası…’

Bu tiplerden birini tanıyan engelli bir yurttaşımız da şöyle örnek verdi:

‘Ben çocuğum için burs istedim…. Vermedi, tersledi… Ama böylelerine para yağdırdı…’

Ne diyeceğimi, ne yazacağımı bilmiyorum..

Aramızda böyleleri olduğunu da, bu arada öğrenmiş oldum…

 

*- FİYATI DÜŞENLER

İzmir’in ‘efeler kenti’ Ödemiş’ten, Altan Düzalan da şunları yazmış

Fiyatlar artarken, fiyatı düşenler yok mu?

Tabii ki var!

– İnsanlığın fiyatı düştü,

– Ahlakın fiyatı düştü,

– Edebin fiyatı düştü,

– Emeğin fiyatı düştü,

– Doğrunun fiyatı düştü…

Ender Avcı Hanım da anımsatıyor:

Dostoyovski’nin günümüze ışık tutan, ‘budala’ kitabından bir cümle;

‘Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı, duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir.’

 

*- EN MUTLU 10 ŞEHİR

Bir zamanlar, ‘Türkiye’nin en mutlu şehirlerini’ yazmıştım.

Bir üniversitemiz tarafından yapılan araştırma sonuçlarına göre anlatmıştım.

Şimdi var mı?

Herhalde yoktur!

Önceki gün Çin’in en mutlu 10 şehri açıklandı.

Çin’de olmayacak ta, bizde mi olacak?

Çin’in en mutlu şehirlerinin 2023 listesi, Sichuan eyaletinin başkenti Chengdu’da düzenlenen ‘Çin’in Mutlu Şehirleri Forumu 2023’te belirtildi.

Eyalet planında özel olarak belirlenen en mutlu 10 eyalet başkenti ve şehri arasında, ‘UNESCO Yaratıcı Gastronomi Şehirleri’ listesinde bulunan Chengdu ve bir zamanlar İtalyan gezgin Marco Polo tarafından ‘cennet şehri’ olarak selamlanan Hangzhou yer alıyor.

Listede ayrıca Ningbo, Nanjing, Guangzhou, Changsha, Shenyang, Hohhot, Qingdao ve Taiyuan şehirleri de bulunuyor.

Xinhua Haber Ajansı tarafından yönetilen Oriental Outlook dergisinin sponsorluğunda gerçekleştirilen anket ve seçim etkinliği, art arda 17 yıldır düzenleniyor.

Şimdi bu haberi okuyan ‘uyanıklar’ göreceksiniz bakın, yerel seçimler öncesinde bazı belediye başkanlarını ziyaret ederek, ‘Sizin kenti seçelim, böylece size ön seçimler öncesinde destek sağlarız, tabii ki bunun ufak (!) bir masrafı olacak!’ önerisiyle aldatacaklar.

Kentin parasını bir noktada, bana göre, başkan ve yöneticiler sayesinde gasp edecekler…

Bunu her halde en iyi bilenler de, bizler yani bazı gazetecilerdir.

Devamını Oku

KADININ SIRTINDAN….

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bizim bazı tuhaf kültür ve geleneklerimizle birlikte, hatalı ve yanlış sözde özlü sözlerimiz de bulunuyor.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ birini anımsadım…

Söylenen şu:

‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin!’

Anlamı açık;

‘En ufak hatasında kadını döveceksin, sık sık da çocuk doğurmasını isteyeceksin!’

Yalnız zamanımızda değil, hiçbir zaman bu düşünce kabul edilebilir mi?

Halbuki kadınlar yani analarımız baş tacımız değiller mi?

Yine zamanımızda kadına karşı bakış açısı böyle olanlar da var.

İşte bir örnek:

Yakın zamanda, bir yıl önce, ‘karnından sıpayı, sırtından sopayı’ bakış açısı ile eşit bir kararı anımsatayım:

3 Nisan 2022 tarihinde, Çankırı’da bir kadın, kendine şiddet uygulayan eşine boşanma davası açar.

Mahkeme Başkanı Mustafa D. kadının talebini reddeder.

Ret gerekçesi ise uzmanlara göre, ‘hukuki olmadığı gib!’i bir fecaattir.

 

*- NEDEN DURDURULAMIYOR?

Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini basında yer alan haberlerden derleyerek kayıt altına alınan verilere göre, Türkiye’de 1 Ocak 2023-21 Kasım 2023 dönemindeki 324 günde en az 288 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

Araştırmaya göre kadın cinayetlerinde son 10 yılda artış var.

Bu arada, Ankara’dan ‘Şiddet Bozan ol’ çağrısı yükseldi.

Çocuk yaşta evlilikleri engelleyerek kadına yönelik şiddet vakalarını azaltmayı hedefleyen ‘Şiddet Bozan’ kampanyasıyla 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’de, ‘şiddete karşı sessiz kalmayın’ çağrısı yapıldı

 

*- APTAL ADAMIN ARKASINDA…

Kadınlar hakkında tanınmış kişilerin söylediği sözler de var.

Birkaçını paylaşmak istiyorum:

Örneğin:

– ‘Her zaman olduğu gibi, her aptal adamın arkasında mükemmel bir kadın vardır.’

– ‘Kadınlar ile ilgili yapılabilecek üç şey vardır. Onu sevebilir, onun için acı çekebilir ya da onu edebiyata çevirebilirsin.’

– ‘Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar.’

– ‘Bir kadın hak ettiği yaştadır.’

– ‘Sevmekte kadınlar profesyonel, erkekler ise amatördür.’

– ‘Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır, anlamak için değil.’

– ‘Dünyayı kadınlar yönetiyor olsaydı hiç savaş yaşanmazdı ancak 28 günde bir derin müzakereler yaşanırdı.’

– ‘Havayı geldiği gibi, rüzgarı estiği gibi, kadını da olduğu gibi kabul edin.’

– ‘Kadınların siyasal güçleri yoktur sözde; oysa akıllı kadınlar, aptal kocalarını hiç güçlük çekmeden parlamentoya sokar, hatta bakan koltuklarına oturturlar.’

– ‘Erkeklerin tersine kadınlar, sevdikten sonra arzu etmeye başlarlar.’ gibi…

 

*- KADINLA MUTLULUK ARTAR

Bakın iş insanlarımız, daha doğrusu yönetici durumunda olan girişimci kadınlarımız ne diyor?

‘Yaptığımız iş her ne olursa olsun eşit ve adil bir ortamda, mutlu bireylerden oluşan bir toplumda hedeflerimize daha hızlı ulaşacağımızdan eminiz.

Bu nedenle kadınların çalışma hayatında daha etkin yer alabilmesi, şiddet ve istismara uğramaması için yıllardır çalışıyoruz.

2017 yılından bu yana ‘İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesinin’ bir parçasıyız.

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak ve kadınların çalışma ortamlarını iyileştirerek iş yaşamında daha etkin rol alabilmelerini sağlamak amacıyla faaliyetlerimizi aralıksız sürdürüyoruz.

STK lideri bir kadın, bir anne, bir eş ve iş insanı olarak, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Gününü, ülkemizde gelinen noktayı kavramak, eksiklerimizi görmek adına bir muhasebe günü olarak değerlendiriyoruz.’

 

*- TABLO HALA KARANLIK

Genel tabloya baktığımızda ise arzu ettiğimiz yerden hâlâ çok uzak olduğumuzu görüyoruz.

Tablo maalesef çok karanlık.

1 Ocak-21 Kasım arasında basına yansıyan erkek şiddeti verilerine göre erkekler, 288 kadını öldürdü, 350 kadını taciz etti, 116 çocuğu istismar etti, 681 kadına şiddet uyguladı, 16 kadına tecavüz etti.

Erkekler en az 336 kadını seks işçiliğine zorladı. 228 kadının ölümü basına ‘şüpheli’ olarak yansıdı.

Ve bu rakamlar buzdağının sadece görünen yüzü.

Kapalı kapılar ardında süregelen şiddet devam ediyor.

Pek çok kadın durumunu anlatmaktan, yardım istemekten çekiniyor.

Özelikle herkesi toplumumuzun kanayan yarası olan kadına şiddet konusunda daha aktif rol üstlenmeye biz de davet ediyoruz.

Unutmayalım:

‘Kadına yönelik şiddet insanlığa ihanettir!’

Bu önemli konuda susulmamalı, top yekûn mücadele sürmelidir.

Biliyoruz ki şiddete karşı susanlar en az şiddet uygulayanlar kadar suçludur.

Eşitlikten ve laiklikten asla vazgeçmemeliyiz…

 

*- MÜCADELE SÜRECEK

Aklı başında olanların görüşü şöyle:

‘Kadına yönelik şiddetin kökenine inerek yapısal sorunların çözülmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz!’

Yani;

6284 sayılı koruma kanunu etkin bir şekilde uygulanmalıdır.

Ülkelerin şiddeti önlemeye yönelik etkin önlemler almasını öneren İstanbul Sözleşmesi’ne tekrar taraf olunmalıdır.

Kadına yönelik şiddete dikkat çekerek caydırıcı hukuksal düzenlemelerin acilen yapılması gereklidir.

Kadına karşı şiddet, ülkemizin en görünür ama görünür olduğu kadar da örtbas edilen sorunlarından biri olmaya devam ediyor.

Fiziksel şiddet kadar psikolojik şiddette kadınları hedef almaya devam ediyor.

Bugün evde, işte, sokakta, okulda hatta dijital platformlarda şiddetin dozunun arttığı hatta normalleştirildiği olağan dışı zamanları yaşıyoruz.

Kamu yönetimi, kadına karşı şiddeti önlemek için elindeki tüm hukuksal araçları en etkin şekilde kullanmalı, güvenlik güçleri kadını koruyacak tedbirlerle ilk basamak görevlerini etkin bir şekilde yerine getirmelidir ve her zaman teyakkuzda olmalıdır.

Devamını Oku

İZMİR’DE KADINLARIN SÖZÜ GEÇİYOR

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Abartısız söylüyorum;

Son yıllarda ilk kez 40 dakikalık bir televizyon programını dikkatle ve ilgiyle izledim.

Uzun süredir, elimi eteğimi çekmiştim bu tip program ve haberlerden.

Birçok insanımız gibi bana da bıkkınlık gelmişti.

Birkaç dostum ısrarla ‘İzle!’ deyip, ‘you tube’ nin (https://youtu.be/bWwenIAX9zo?si=pTRHwM0jZZpSgy7h) şifresini göndermişlerdi.

Karşıma önce iki tanıdık, genç kadın gazeteci çıktı.

Tüm birikimini, harcayarak, pandemi döneminde ‘Demokrat Gündem’i kuran Halide Demir Polat ile Aydın Bilgin’in yönettiği gazetelerde ve yaşama geçirdiği Haber Ekspres’te birlikte çalıştığım Jülide Yurteri Şehitoğlu…

Karşılarında da, son zamanlarda adı çok geçen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer…

Tunç Soyer anımsattı:

Çok 1800’lü yılların sonunda, İzmir’de ‘Hasan Paşa’  isimli yöneticilik yapan bir vali vardı…

Bir gün ekmeğe, o günün şartlarına göre ‘okkalı’ denilecek bir zam yaptırmış.

‘Yapmayın, etmeyin!… İnsanların bu parayı ödeyecek güçleri yok!’ sözlerine de kulak asmamış…

Ama ‘İzmirli kadınların fendi, erkeği yani Hasan Paşa’yı’ yenmiş…

Ayağa kalkmışlar…

Fırınların önlerinde nöbet beklemişler, çocuklarıyla birlikte…

Birkaç gün ya da bir hafta içinde Hasan Paşa, ‘Dediğim dedik, çaldığım düdük!’ ısrarından vaz geçmiş…

Yani biz birçok ‘işçi hakları’ konusunda, ya da önemli konularda hep Avrupalı ve Amerikalı kadınları örnek gösteririz ya, başta İzmirli olmak üzere bu konuda çok anlatılacaklar var.

Hemen birini anlatayım:

Sanıyorum 1966 ya da 1967 yılı idi…

İzmir’de de kasaplar et fiyatlarını arttırdılar.

Hiç ama hiç unutmuyorum;

Başta astsubay ve polis eşleri örnek bir dayanışma göstererek, mahallelerindeki kadınları topladılar ve Konak Meydanı’nda toplandılar.

Sonra da ikinci Kordon’dan Cumhuriyet Meydanı’na, Atatürk heykeline çelenk bırakmak ve seslerini duyurmak için yürüdüler.

Ancak Gümrük denilen yerde, o zamanlar başlarındaki miğfer şeklindeki beyaz şapkaları nedeniyle ‘Fruko’ adı takılan toplum polisi engeli ile karşılaştılar.

Düşünün memur eşleri ve karşılarında ‘evinize dönün!’ diyen eşleri…

Koşuşturmalar arasında bir kadının ayakkabısı ayağından çıkarak havaya fırlamış ve rahmetli foto muhabiri Ahmet Gümüşçü bunu görüntülemiş ve Demokrat İzmir Gazetesinde yayınlanmıştı.

O zaman da kadınların dediği olmuş, kasaplar geri adım atmış, fiyat düşürmüşlerdi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının anlattığı gibi İzmir ‘Amazon’ şehridir.

Bornova’da Milletvekili de olan, belediye başkanlarından Cengiz Bulut, tarihi anımsatarak ‘Amazonlar!’ isimli bir heykel de yaptırmıştı.

Tarih boyuncu, kadınların seslerinin daha güç olduğu bir şehir İzmir…

İzmir’de başarılı olmak istiyorsan, bir girişimci isen mutlaka arkana bir kadını, eşini almalısın…

Yoksa başarı şansın hiç yoktur…

İzmir’de bir kadın yolcu, toplu taşıma aracında, istediği yerde, durak harici, özel araçta olduğu gibi inmek isterse, dileğini söylesin yeter…

İzmir’de, bazı birçok kentimizde olduğu gibi erkek işlerinde, yani ağır işlerde de olduğu gibi örneğin iş makinalarında da görev yapıyorlar.

Bunun örneklerini, ağır iş araç ve makinaların operatör mevkiiinde Moskovalı kadınları Rusya’da görmüş, hayret etmiştim.

 

*- LEŞ GİBİ…

Tunç Soyer’le birlikte yurt dışı atağı da başladı.

İzmir olarak, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, birçok tanınmış şehirde ‘İzmir Ofisleri’ açılıyor.

İtalya’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan daha doğrusu birçok Avrupa ülkesinde rengi değişik nehirlerden, akarsulardan hep söz ederim.

Hatta iki ay önce Londra’da thames nehrini inceledim.

Koyu, içinizi karartacak bir renk..

Bunu insanlar öyle yağlayıp bağlayıp, turistlere pazarlıyorlar ki, her santimetresinden büyük para kazanıyorlar.

İşte şimdi bu ‘izmir ofisleri’ kentimizi ve Türkiye’yi tanıtıp turist çekiyorlar.

Başkan Tunç Soyer, Halide ile Jülide’nin sohbetinde bu konuyu da gündeme getirip, keyifle dinlememizi ve öğrenmemizi sağlıyor.

İzmir’in ‘Demokrat’ bir şehir olduğunu ait şu örneği de öğrenmiş olduk…

Bayındır İzmir’in az sayıda da olsa AKP’li bir belediye yönetimine sahip ilçemiz…

Sanıyorum CHP ile AKP arasındaki oy farkı 10 ya da sadece 20 kadar az ve yakın…

İşte ‘Kooperatifçiliğe’ önem veren İzmir’de, Büyükşehir Belediyesinin CHP’li Başkanı Tunç Soyer şunları anımsatıyor:

‘İzmir yalnız İzmir değildir.

Hollanda kadar büyüktür.

Bütün Ege bölgesi ile birlikte kastediyorum.

10 milyonun üzerinde nüfusu geçindiriyor.

İzmir bir tarım şehridir, aynı zamanda.

Bayındır’da dört tane fabrika korduk, biz!

Süt fabrikası, su fabrikası, geri dönüşüm fabrikası, et entegre tesisi..

Bunların hepsi aynı zamanda istihdam sağlıyor, daha önemlisi piyasanın dengesini sağlıyor.

Şu anda Amerika’da, Kanada’da olduğu gibi birçok önemli mağaza ve marketlerde ‘İzmirli’ adı ve markası ile süt ürünlerini bulabilirsiniz…

Bu da şunu gösteriyor?

İzmir’in köylerinde ‘geri dönüşüm’ başladı…

Bunun son örneği Seferihisar’ın Turgut köyünde görüldü…

Değer görmeye başlayınca kentlerdeki gençler, baba mesleğine yani tarlalarının başına, hayvanlarının yanına dönüyorlar…

Boşalan İzmir köyleri, yalnız gençleri değil, ileri yaştakileri ve emeklileri de bağrına basıyor.

Sadece Urla ve köylerine 40 bin İstanbullu ve başka şehirden gelip yerleşenler olduğunu da geçenlerde üretici Mehmet Dönmez’den duymuş, öğrenmiştim.’

Sokak röportajları ile İzmir’in nabzını tutan ve gerçekleri dile getiren ‘Demokrat Gündem’in genç gazetecileri sevgili Halide Demir Polatlı ile sevgili Jülide Yurteri Şehitoğlu’nu kutluyorum.

Belirttiğim gibi keyifle izlediğim, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile yaptıkları sohbet toplantılarından çok yararlandım…

Bu yazdıklarım konuların sadece yüzde biri…

Fırsat bulursam, yalnız İzmirli değil tüm insanlarımız ve ülkemiz için önemli diğer olumlu adımları, yapılanları, yaşama geçirilen projeleri de paylaşmaya çalışacağım…

*- PARA MUTLULUĞU SATIN ALABİLİR Mİ?

ABD’de yapılan ‘Finansal Mutluluk’ anketinin sonucuna göre, Amerikalılar’ın yüzde 59’u paranın mutluluğu getirebileceği görüşünde. ‘Para mutluluğu satın alabilir mi?’ sorusuna Y kuşağının yüzde 72’si, Z kuşağının da yüzde 67’si, ‘evet satın alabilir!’ cevabını verdi.

Bu da bana milyonlarca takipçileri olan, ama şu anda cezaevinde olan Fenomenleri, Engin – Dilan Polat çifti ile diğerlerini anımsattı.

Devamını Oku