DOLAR 32,2511 0.14%
EURO 35,0023 0.27%
ALTIN 2.417,880,36
BITCOIN 22234411,59%
İzmir
27°

AZ BULUTLU

Yaşar Eyice

Yaşar Eyice

23 Mayıs 2023 Salı

NASIL OLMALI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Av. Uğur Coşkun, Denizli Laiklik Platformu’nun ‘Laiklik ve Bilim Karşıtı Müfredatı Reddediyoruz’ yürüyüşü ve basın açıklamasını paylaşmış.

Şöyle diyor Av. Uğur Coşkun;

‘Laiklik karşıtı eylemlerin karşısında dimdik duracağız. Türkiye Cumhuriyeti müfredatında Atatürk olmazsa olmaz. Atatürk bu ülkenin kurucusu, kurucu iradeyi şekillendiren fikir babasıdır.’

Daha önce de ismen yazmıştım.

Nermin Ekinci’yi kutlamıştım.

Çeşme Kadın Dayanışma Derneği’nin iki dönemdir Başkanlığını sürdüren ve yönetimiyle özellikle ‘Laik Eğitim’ için sokaklara dökülen Nermin Ekinci ve ekibi genişletilmiş toplantılarında da halkı bilinçlendirme çalışmalarını sürdürüyorlar.

Ama şunu da bilmelerini istiyorum:

İnsan önce iyi niyetinden kaybeder, sonra da iyi niyetini kaybeder.

Yani durmak, durulmak, ‘Ben ne yapabilirim?’ gibi sığ laflarla sonucu gidilmez.

Aslında şimdi iş başta CHP’li olmak üzere tüm ‘demokrat belediyelere’ düşüyor.

Lafla peynir gemisi yürümeyeceğine göre;

Kaç kez ısrarla yazdığım gibi mutlaka ve mutlaka içinde kütüphane bulunun kreşler neredeyse her mahallede, her sokakta açılmalıdır.

Geleceğimizin teminatı çocuklar, uzman eğitmenler tarafından Atatürkçü olarak yetiştirilmelidir.

Hatta bazı bilim insanları, örneğin Prof. Dr. Selçuk Şirin işin önemini belirterek, daha derinlere iniyor ve ‘Bebek Kitaplığı’ gibi yeni bir kavramı dile getiriyor.

Sıralamada ilk sıranın ‘Bebek Kitaplığında’ olduğunu, çizgi roman ve filmlerle bebeklere ilk doğru bilginin verilmesinin şart olduğunu, biraz büyüme sonrasında kreşin önemini anlatıyor Prof. Dr. Selçuk Şirin…

Hatta bir kuruş danışmanlık ücreti almadan her belediye ve kuruluşa bilgisini aktarabileceğini belirtiyor.

Dikkatinizi çekerim, öyleleri var ki, akıllarından para çıkmıyor, bunu ‘Proje yaptım’ diyerek belediyelerin ve bazı kurumların kapılarını aşındıranlarda çok görüyoruz.

Üçüncü adım ise ‘Kent Enstitüleri’ olarak adlandırılıyor.

Buralarda; temel beceriler geliştirilecek. Bilim, tasarım laboratuvar destekli olarak okul çağındaki çocuklara öğretilecek.

Matematik derslerinin yanı sıra, mimarlar, ressamlar, grafikerler proje geliştirmelerine yardımcı olacaklar, kotlama öğretilecek.

Yaz tatillerinde bu çocukların sokaklarda değil Kent Enstitülerinde olmaları sağlanmalı.. Aynen Spor okulları gibi…

Bu büyük, önemli ve geleceğimizi ilgilendiren projenin dördüncü ayağı ise ‘Özgürlük’ ortamında, Genç Girişimcilik Merkezleri’ni oluşturacak.

Burada şirket kurmalarından tutun da, ithalat ve ihracata kadar her şey öğretilecek, burs imkânlarının yanı sıra, bazı üniversitelerde kulüpler adı altında ‘girişimcilik’ örnekleri veren gençlerimiz gibi, ulusal ve uluslararası karşılıksız girişim fonlarını bulup kullanmaları öğretilecek.

Yani ticaret bazılarının tekelinden alınmış, meydanın onların tekelinde olmasından kurtarılmış olacak.

Bu da ticarette doğruluk ve dürüstlüğü de ortaya çıkaracak.

Aslında konu çok güzel olduğu kadar çok da derin…

Yani benim burada anlattıklarım, özetin de özeti…

Cahillikle ve kara propaganda ile mücadele sadece öğrenci yurtları yapmakla yeterli değildir.

Eko sistemde, özgür sermaye ortamı var.

Ama torpil de var.

İşi İngilizce bilen, zengin diye tabir ettiğimiz varlıklı kişiler yürütüyor.

Ama gençlerimize bu belediye akademilerinde şirketlerin nasıl kurulacağı, adım adım anlatılır ve öğretilirse, ödülleri de havada kapacaklar ve önemli adımlar atacaklardır.

Şunu da ilave edeyim:

Birileri size ‘alın teriyle’ zengin olduğunu söylerse, onlara şu soruyu sorun:

‘Kimin alın teriyle?’

Nedense bizde, vatandaşın açlık sınırı hesaplanıyor da, siyasetçinin doyma sınırı hesaplanmıyor?

Neden?

 

*- SADECE KISIRLAŞTIRILMAYA EVET

 

Dernekler, kurumlar hep toplumsal olaylarda sessiz kalıyorlar.

Ama benim de üyesi olduğum TSYD yani Türkiye Spor Yazarları Derneği, aşılama kampanyalarından tutun da rant ve menfaat peşinde koşanlara kadar her türlü haksızlığı ve yanlışlara doğru yaklaşım sergiliyor.

Daha önce ‘Milli Eğitim’ konusunda da tarafımızı belli etmiştik.

Genel Bakanımız Oğuz Tongsir bugün özetle şu açıklamayı yaptı:

‘Sokak hayvanlarının kısırlaştırılmasına evet…

Ama uyutularak öldürülmesi ne demek?

İnsanlık bu mu?

HAYIR HAYIR HAYIR!’

TSYD Genel Başkanı Oğuz Tongsir’e, Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden biri olan derneğin yurt genelindeki tüm şube ve üyelerinden de destek geldi.

Bakın Aycan Helvacıoğlu ne diyor?

‘Başkanım bende çok fena hayvan sevgisi var!

Ama bazen görürüm, bir araba çarpar ve acı acı bağırarak can verirler!

Ya da zehirlendiklerinde ağızlarından köpük gelerek ölürler!

O zaman yıkılırım!

Bu uyutmayı çok da kötü görmeyin, sırasında çaresiz olan insanları bile uyuturlar…’

Mehmet Değirmenci’nin yorumu da şöyle:

‘İktidardaki münafık çakallar;

Hayvan katliam görevlerini belediyelere vererek muhalif belediyeler ile hayvan severleri karşı karşıya getirecek…’

Mutlaka sizlerin de görüşü vardır.

Ama genelde vatandaş istemiyor…

Ben de Başkanımız Oğuz Tongsir gibi üç defa;

‘İSTEMİYORUZ… İSTEMİYORUZ… İSTEMİYORUZ!’ diyorum…

Sahipsiz sandığın canın öyle bir sahibi var ki; Asla yanına bırakmaz!

Devamını Oku

BATÜDER ÖRNEK ALINMALI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zamanımızda ülkeler ve güçlerini fuarlar gösteriyor.

Kurumlar yönünden katılımlardan tutun da, yenilikler, ilerlemeler, ülkelerin güçleri, nereden nereye ulaştıklarını gösterir.

Bunun en güzel örneği İzmir Enternasyonal Fuarı’dır.

Düne kadar, eski adıyla SSCB olan Rusya Federasyonundan tutun da, Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar onlarca, yüzlerce ülkenin en son yeniliklerini dünyaya sergiledikleri, dünyanın en önemli fuarlarından biriydi.

Zamanla biz bu yenilikleri, ‘gırgıriye’  olarak kabul ettik, ama yine de yılmadık.

Bu arada hata yaptık mı?

Yaptık tabii…

Bir örneğini anlatayım:

Kaç yıl olduğunu anımsamıyorum, ama ‘yakın zamanda!’ yaşadık!

Bir ara, büyük umutlarla Rusya’da, Moskova’nın orman büyüklüğündeki parklarından birini Turizm Bakanlığı tarafından çok büyük rakamlar ödeyerek kutladık.

Parasını, Türkiye’nin tüm valilikleri, kendi bütçelerinden ödediler.

İzmir olarak biz de, İstanbul ve Ankara valilikleri gibi ödedik.

Ama baktım;

İzmir’den vali dahil hiç kimse kafilede yoktu…

Yine baktım;

Sadece ve sadece İstanbul ve Ankara ile Nevşehir’in turistik yerleri bu fuar şeklindeki tanıtımda vardı…

Diğer kentlerde sanki turistik merkez yok!

Ben ‘Neden?’ diye sormuş, sorumlularını suçlamıştım…

‘İlgileniriz!’ yanıtı verildi, ama sonuç yok….

 

*- İLK ADIM ANTALYA’DAN GELMİŞTİ

 

Yine yıllarca önce tüm kentlere ve kurumlara, belgelerde bulunduğu gibi ‘Artık fuarlara ve tanıtımlara şehirler olarak katılalım’ önerisinde bulunmuştum.

İlk uygulayan Antalya oldu ve başarılı sonuç ortada.

Sonra Bodrum da bu işe soyundu gibi…

İzmir’de bir ‘destinasyon’ mu ne dedikleri bir grup kurulmuştu.

Ne oldu?

Kendi reklamlarından İzmir’i de unuttular…

Ama İzmir’de örnek çalışanlar, kurumlar, dernekler de var…

İşte bunlardan birini tanıtayım ve katılımlarını paylaşayım:

*- BATÜDER, KOSOVA 3. TURİZM FUARI’NDA

Kosova Cumhuriyeti’nin başkenti Priştine’de 3.‘sü düzenlenen Kosova Turizm Fuarı’nda BATÜDER’de yer aldı.

Fuarın açılışı Priştine Belediye Başkanı Perparim Rama, Kosova Sanayi Girişimcilik ve Ticaret Bakan Yardımcısı Mentor Arifaj, Arnavutluk Turizm Bakanı Mirela Kumbaro, Arnavutluk Turizm ve Çevre Bakan Yardımcısı Vilma Bello, BATÜDER Genel Başkanı Akın Kazançoğlu, Kosova Turizm Birliği Başkanı Baki Hoti ve Arnavutluk Turizm Birliği Başkanı Rhahman Kasa’nın katıldığı kurdele kesim töreniyle başladı.

Uluslararası Turizm Fuarında Türkiye, Kosova, Arnavutluk, Karadağ, Kuzey Makedonya gibi ülkelerden 300’e yakın katılmcı yer aldı.

*- KARDEŞ ANLAŞMALARI

 

BATÜDER Genel Başkanı Akın Kazançoğlu açılış töreninde yaptığı konuşmada; ‘Türkiye ile Kosova arasında ekonomik ve kültürel ilişkiler her geçen gün artarak devam ediyor. İzmir Ticaret Odası Başkan Vekili olduğum dönemlerde, İzmir ile tüm Balkan ülkelerinin Ticaret Odaları arasında kardeş oda anlaşmaları imzalayarak ilk köprü adımlarının atılmasını sağlamıştık. Ayrıca Kosova Turizm Birliği tarafından şahsıma verilen Onursal Turizm Büyükelçiliği görevi, iki ülke arasındaki bağlarımızın artması için bana özel bir görev yükledi.

Bugünlerde görüyorum ki bu adımların meyveleri alınmaya başlandı. Başta Kosova ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin artması, turist sayılarının yükselmesi objektif olarak baktığımda büyük bir gurur kaynağıdır’ dedi.

 

*- DAYANIŞMAYI TEŞVİK ETMELİ

 

Kısa adı BATÜDER olan (Uluslararası Balkan ve Türk İş Dünyası Derneği), Alsancak, İzmir’de faaliyet gösteren bir dernektir.

Bu dernek, Balkan ve Türk iş dünyasını bir araya getirerek işbirliği ve dayanışmayı teşvik etmeyi amaçlar.

İş dünyasının gelişimine katkıda bulunmak, üyeler arasında bilgi paylaşımını sağlamak ve iş fırsatları yaratmak amacıyla etkinlikler düzenler.

Kurucu Başkanlığını da, İzmirli Yüksek Mimar- Mühendis, dost ve çalışkan olduğu kadar üretken Akın Kazançoğlu yapıyor..

Düne kadar Balkanları ve oradaki Türk toplumlarını hatırlamıyor, bilmiyorduk.

Çünkü bizleri bazı siyasiler ve uzantıları başka yönlere götürüyor, başka türlü algı yaratıyorlardı.

İşte bu algıyı İzmir’de bir grup, örneğin benim ‘Balkanların Başbakanı’ sıfatını taktığım Akın Kazançoğlu tarafsız bir şekilde kırdı, attı.

Bu arada mutlulukla belirtiyorum;

Akın Kazançoğlu gibi başka isimler ve dernekler de İzmir’de kurulmuş ve etkin faaliyetlerde bulunuyorlar.

Bizim görevimiz de, nasıl bıkmadan çalışan ve tanıtım faaliyetleri ile İzmir’e ve ülkemizi destek sağlayanlara kutluyor, her birinin her zaman yanlarında olduğumu da belirtmek istiyorum…

Şunu da unutmayalım;

Avrupalı olmak, onlar gibi düşünmek ve önemli atılımlarda bulunmak öncelikle Balkanlardan başlar… Tabii adaları da unutmamak lazım…

 

*- 1 MAYIS TATİLİNDE 270 MİLYON KİŞİ YOLCULUK YAPACAK

 

Az önce aldığım bilgiye göre, Çin Ulaştırma Bakanlığı, yarın başlayacak beş günlük tatil süresince gerek özel araçlar gerek kamu araçlarıyla yapılacak ortalama günlük seyahat sayısının 270 milyon kadar olacağı tahmininde bulundu.

Bakanlık, bu yılki 1 Mayıs Emek Bayramı tatilinde hareket yoğunluğu düzeyinin, 2023 yılının ve COVID öncesi 2019 yılının yoğunluk düzeyini aşacağını duyurdu.

Bakanlık yetkililerinden Guo Sheng, tatil süresince gerçekleşecek hareketliliğin yüzde 80’den fazlasını özel araç kullananların oluşturacağını belirtti.

Bu arada ülkenin ekspres karayollarının, günlük 63,5 milyon geçişle bir rekora sahne olması ve bu sayının tatil dışı sıradan günlerdeki trafiğin 1,8 katına varması bekleniyor.

Ülke demiryollarının ve sivil havacılık sektörünün de yolcu sayısı itibarıyla, pandemi öncesi 2019 yılının aynı dönemi düzeyini aşması bekleniyor.

Öte yandan Bakanlık, beş günlük tatil boyunca içinde yediden fazla yolcu bulunmayan araçların bedelli otoyollardan geçerken ücret ödemekten muaf tutulmaya devam edeceğini bildirdi.

 

*- TAKSİM VE ÇEVRESİ

 

Çin’deki durum böyle!

Ya bizde?

Bunları da televizyonlardan öğreniyoruz…

Tabii valiliklerin ve İçişleri Bakanlığının 1 Mayıs Bayramı süresi ve öncesindeki koydukları yasakları da….

Örneğin İstanbul’da Taksim Meydanı ve çevresi gündemini koruyor…

 

*-  İZMİR’DE 1 MAYIS GÜNDEMİ

 

1 Mayıs 2024, Çarşamba günü, saat 11.00 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen kortejle birlikte Lozan kapısı önünden Gündoğdu Meydanı’na yürüyecektir.

(Buluşma Yeri: Lozan Meydanı Kültürpark)

Devamını Oku

HER ZAMAN ‘İYİYİM’ DİYORUM

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İsim vermeden nakledeyim:

İlahiyatçı bir büyüğümüz (!) verdiği vaizde, ‘Fakirler ahirette Peygamberimize komşu olacaklar’ demişti.

Zaten birçok insanımızda dualarında böyle dilekte bulunur.

Ama dikkat çeken ve haberlere konu olan şu:

‘Bu kişimiz Arabistan’dan ne bileyim Mekke’den değil de, emekliliğini geçirmek için Londra’dan bir villa satın alması!’

Parası olan ister villa alır, isterse en lüks özel lokantalarda istakoz da yer, en pahalı elbiseleri giyer, saatleri takar…

Ama ‘Parayı nereden buldun?’ sorularına yanıt vermezler,

‘Helal para!’ derler.

Bizim gibileri biraz düşündürürler, ‘Demek ki, helal para ile almayanlar da varmış!’

‘Akıllı olun, günaha girmeyin!’ diyenlere de hak vermiyor değilim!

Tabii anlayanlar için…

Bir zamanlar gündem neydi, ya da zaman zaman gündeme getirilen;

‘Rüşvetin belgesi olur mu?’ sorusu ve bu konuta yapılan çeşitli yorumlar…

Bazı olayları hemen unutuyoruz…

İşte size bir anımsatma:

‘Rüşvetin belgesi olur mu, pezevenk!’ sözü nereden geliyor?

 

*- SİMGE CÜMLE

 

Daha doğrusu; ‘Rüşvetin belgesi olmaz pezevenk!’

Bu cümle, Türkiye’deki yolsuzlukların simge cümlesi gibi olmuştur.

Ancak yolsuzluklar ne bu cümleyle başlamıştı ne de bu cümleyle son buldu.

Politika tarihine ilk kez en çarpıcı haliyle Özal dönemindeki “Civangate” davasında giriyor.

Bu skandal, Eska İnşaat’ın sahibi Selim Edes’in Emlakbank’a yaptığı inşaat ve sattığı arsanın bedeli olan 120 milyon doları tahsil etmek istemesi ile başlamıştı.

Emlakbank Genel Müdürü Engin Civan, bunu 3.5 milyon dolar rüşvet karşılığında yapacağını söylemişti.

Ancak Civan’a istediği rüşveti veren Edes, yine de parasını alamamıştı. Dönemin yer altı isimleri araya girmiş ve Edes’in azmettirmesiyle Alaaddin Çakıcı’nın adamı olduğu belirtilen Davut Yıldız tarafından Engin Civan vurulmuştu.

Ve böylelikle tarihimize “Civangate” olarak geçen skandal patlak vermişti. O duruşmalarda söylenen ve dünya rüşvet tarihine geçecek söz de Selim Edes’in Engin Civan’a söylediği şu sözdü:

‘Rüşvetin belgesi olur mu pezevenk!’

Rüşvetin belgesi olmasa da tanığı olabilir.

Savcılar, rüşvet suçunun oluştuğunu kabul etmek için mutlaka rüşvet anlaşmasının yapıldığının ispatlanması gerektiğini belirtiyor.

Rüşvet, tarihimizin bir parçası ve mücadele edilmesi gereken bir sorundur.

Belgesi olmasa da adaletin sağlanması için tanıklar ve deliller önemlidir.

Son zamanlarda ‘şeffaflık’ ve ‘liyakat’ sözlerinin özellikle yöneticiler ve siyasiler tarafından sık söylenmesi, ‘rüşvete hayır!’ anlamına geleceğini düşünmek istiyorum…

Ama bu kadar!

 

*- SIK RASTLIYORUM

 

Şimdi her sıkıntıyı Suriyelilere bağlama dönemindeyiz.

Sosyal medyada rastlıyoruz:

‘Suriyeliler giderse; ev kiraları düşer,

Enflasyon düşer,

Kültür seviyemiz, normale döner,

İşsizlik azalır!

Huzur ve bereket gelir!’ iddialarına…

İş insanları, patronlar bu görüşe karşı…

Çünkü bırakın çırak, usta bile bulamadıklarından yakınıyorlar.

Açıkça söyledikleri;

‘Suriyeliler olmasa işlerimiz durur!’

Yani kazançları sekteye uğrar…

Kısa süre önce Suriyeliler, Çin’de olduğu gibi, yarı yövmiye alıyorlardı.

Şimdi ‘Bitleri kanlandı’ yani maddi durumları düzeldi.

Pazarlık bile yapmadan, ‘Şu ücreti alırım’ diyorlar, bir günlük işi iki günde tamamlıyorlar.

Ama sonuçta para senden benden çıktığı için, işveren durumunda olanlar mutlu…

Artık, ‘Çırak bulamıyoruz!’ diyenler de yok gibi…

Ama bu nereye kadar gider?

Zaten her yerde artık işyeri sahibi, patron olan Suriyelileri, göçmen ya da sığınmacıları da görüyoruz…

Hayat onlara güzel…

AKP’li Mehmet Metiner, ‘Soruyorum; Siz Suriye’ye sığınmak zorunda kalsaydınız, Suriye halkının size nasıl davranmasını isterdiniz?’

Oğuzhan Uğur’un yanıtı ise şöyle;

‘Hocam biz Türk’üz!

Ya özgürüz, ya da ölürüz!

En iyisi bu soruyu siz kendinize sorun!’

Bence durumu ve memleketimizin insanlarını anlatan en güzel dialog bu küçük örneğin içinde saklı…

 

*- KÜÇÜK MUTLULUKLAR

 

Şimdi biraz da zaman içinde daha gerilere gidildim…

Nilgün Eser anlatıyor:

‘O vakitler, hayat, küçük mutluluklardı.

Küçük mutlulukların büyüttüğü arkadaşlıklardı.

Küçük mutlulukların büyüttüğü arkadaşlıkların kahramanları,

Yıllarca sabırla örülmüş, derin acıların, örtük kaderlerin, sinsi hüzünlerin içinden doğmuş kitapları, metinlerin dibine dalarak ve içlerinde ne varsa üstlerine giyinerek, okuyup bitirdikten sonra, onları neşeli bir fotoğrafa dönüştürebilen ahir zaman büyücüleriydi…’

Daha sonra da, Ateş Akkor’a mı, yoksa Melih Dizdaroğlu’na mı kime çektirdiği Emel Kayın ile fotoğrafını da ‘Küçük Mutluluklar’ diyerek paylaşıyor…

Bırakın küçüğü, bir damlacık mutluluğumuz var mı, içimizde?

Burada araya gireyim:

Adnan Erbestler’ın de dediği gibi;

Moralim bozuk olsa bile, birisi ‘Nasılsın?’ diye sorduğunda, her zaman ‘İyiyim!’ derim.

Çünkü bilirim ki;

Ne canımın sıkkın olması onların umurunda, ne de onların yapmacık ilgileri benim umurumda!

Bu yüzden her zaman ‘iyiyim’ ben!

 

*- CAN KURTARAN CİHAZ İÇİN

 

AKUT Selçuk Ekip Lideri Dr. Tunç Tuncer NASA Tarafından üretilen Bir kaç Ülkede bulunan, Kalp atışından enkaz altında yaşayan kişileri tespit edebilen, Finder cihazını almak için AKUT Selçuk olarak yardım Kampanyası Başlattıklarını duyurdu.

AKUT’un yüzde yüz gönüllülük esasıyla işleyişine devam ettiğini Söyleyen Tuncer, ‘AKUT,  Mali kaynağını bağışlardan sağlamaktadır. Bu sayede olanaklarını, teknik alt yapı ve ekipmanlarını iyileştirerek her geçen gün daha çok cana el uzatıyoruz. Bu cihazın ekibimizde olması gerçekleşebilecek afetlerde canlı hayatlara ulaşmada bize yol gösterici olacaktır.’ Dedi.

Afet anlarında kullanılması için geliştirilen ve insanların göçük altında kalp atışından yerini tespit etmeyi sağlayan bir cihaz olan FINDER MK4, NASA-JPL tarafından geliştirildi.

Bu cihaz şu ana kadar Meksika ve Nepal gibi bölgelerde gerçekleşen afetlerde kullanıldı.

 

*- MARATON İZMİR’DE ÖDÜLLER DAĞITILDI

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl beşincisini düzenlediği “Türkiye’nin En Hızlı Maratonu” Maraton İzmir Avek, 38 ülkeden 600 seçkin atletin katılımıyla koşuldu.

42 kilometrelik yarışın ödül töreni Kültürpark’ta yapıldı.

Erkeklerde Kenyalı Vitalis Kibiwot 2 saat 11 dakika 8 saniye derecesi ile birinciliği alırken, Etiyopyalı Sendeku Alelgn 2 saat 13 dakika 42 saniye ile ikinci, Kenyalı Silas Kurui 2 saat 13 dakika 47 saniye ile üçüncü oldu. 42 kilometrelik koşuda kadınlarda Etiyopyalı Aamelmal Tagel 2 saat 37 dakika 26 saniye ile birinciliği elde etti.

Etiyopyalı Bekelech Bedada 2 saat 42 dakika 10 saniye ile ikinci, Japon Suguru Oktabe ise  2 saat 43 dakika 16 saniye ile üçüncü oldu.

42K Maraton İzmir Avek 2024 Genel Erkekler ve Genel Kadınlar’da  birinci 10 bin dolar, ikinci 5 bin dolar, üçüncü 3 bin dolar, dördüncü 2 bin dolar,  beşinci ise bin dolarlık ödülün sahibi oldu.

42 K Türk kadın ve erkeklerde toplam ödül 100 bin TL

42K Türk Kadınlar ve Türk Erkeklerde birinciye 14 bin TL, ikinciye 12 bin TL, üçüncüye 10 bin TL, dördüncüye 8 bin TL, beşinciye 6 bin TL ödül verildi

Toplamda her iki kategoride 50 bin TL ödülün verildiği yarışma töreni dans gösterileri ve konserlerle renklendi.

42K Türkiye Erkeklerde birinci Hakan Turan (2 saat 51 dakika 3 saniye), ikinci Serdar Sezer (2 saat 51 dakika 6 saniye), üçüncü Erkan Bacak (2 saat 52 dakika 5 saniye) oldu.

42K Kadınlarda ise  birinciliği Tuğba Türkgülü (3 saat 52 dakika 21 saniye), ikinciliği Selin Çimrin (4 saat 2 dakika 22 saniye) ve üçüncülüğü Pınar Doğan (4 saat 19 dakika 53 saniye) elde etti.

Maraton İzmir kapsamında bu yıl 10 kilometrelik koşu da 5 bin sporcu katılımıyla yapıldı ve dereceye girenlere ödülleri verildi.

Devamını Oku

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili Dostlar, en içten sevgi ve saygılarımla;

Sevdiklerinizle birlikte, sağlıklı, huzurlu, mutlu bir Ramazan Bayramı geçirmenizi diliyorum. Bayramınız kutlu olsun…

Bu bayram, bu anlamlı günler, aydınlık günlerin, sizin için güzelliklerin başlangıcı olsun!

Dostluğun, barışın, huzur ve mutluluğun, gönüllerde yaşandığı, sevgi dolu daha nice bayramlar en büyük dileğim.

Hüznün neşeye dönüştüğü, dargınların barıştığı, yardımlaşma ruhumuzu en derinden yaşatan, rahmet ve şefkat dolu günleri hissettiren en özel günlerimizden bu gün, günlü güzel dostlara, kucak dolusu selam olsun,

En güzel anıları birlikte paylaşmak, her bayramda hatırlanmak dileğiyle mutlu bayramlarınız olsun…

En içten duygularımla;

Özgürlüğün ve adaletin egemen olduğu, dostluğun, barışın, huzur ve mutluluğun gönüllerde, kardeşçe yaşandığı sevgi dolu umutlu, hoşgörülü, aydınlık günlerde daha nice bayramlara, elele gönül gönüle birlikte sevgili dostum, arkadaşım, kardeşim, canımın içleri…

 

*- SAĞLIK ÖNCELİK AMA…

 

En büyük temennimiz sağlık, huzur ve mutluluk içinde günlerimizin geçmesi…

Sağlık durumumuz, hastanelerin özellikle acil kısımlarının doluluk oranından biliyoruz…

Hastane poliklinik koridorları da, yoğun bakımlar da ortada…

Nasıl karakol, adliye, mahkeme, mahpushana sözleri geçince ‘Allah düşürmesin’ duası otomatik olarak ağzımızdan çıkıyorsa, hastane lafı geçince de bu tümleci söylemeden kendimizi ala koyamıyoruz…

Siyaset ve politikacılar kaç zamandır keyfimizi kaçırıyor…

Buna bir de spor daha doğrusu futbol eklendi…

Yine bölündük…

Nedense yıllardır bir noktada bir türlü birleşemiyor, el sıkışmadığımız gibi masaya yumruk vuruyoruz…

Sanki kanlı bıçaklı durumdayız…

 

*- BİR YANDA OLSUN

 

Bayramlaşmaları, günün mana ve önemini belirten, neredeyse ezberlediğimiz lafları bir yana bırakalım.

Memleketimizin halini anlatan, günümüzün, sonucunu merakla beklenen iki olayı ele alacağım.

Birincisi siyasi…

Anlatayım:

‘Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar’ın İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu suçlayan açıklamalarına İBB’den sert yanıt geldi.

İBB’den yapılan resmi açıklamada, “Haluk Bayraktar hakkında asılsız iddialarından ötürü hem kişisel hem de kurumsal hukuki süreç başlatılacağı” bilgisi yer aldı.

Haber şöyle devam ediyor:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar’ın Ekrem İmamoğlu’na yönelik saldırgan sözlerine karşı güçlü bir yanıt verdi.

Sosyal medyada dolaşan “Baykar’ın İsrail’e jet yakıtı sattığı” iddialarıyla ilgili olarak Bayraktar’ın yaptığı açıklamalara işaret edildi.

Baykar Genel Müdür Haluk Bayraktar açıklamasında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nu suçlamış, ağır hakaretler yağdırmıştı..

Haluk Bayraktar’ın ağır hakaret içeren suçlamaları üzerine İBB’den yazılı bir açıklama geldi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi.

“Haluk Bayraktar isimli kişinin sosyal medya platformu X paylaşımında İBB ve Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na yönelik yalan ve iftiralara yer verildiği görülmüştür.

Haluk Bayraktar isimli kullanıcı hakkında, bu asılsız iddialarından dolayı, hem kişisel hem de kurumsal hukuki süreç başlatılacaktır.

Ramazan ayında bile iftira ve kumpastan geri durmayanların, bayramda da aynı kötülüklere devam etmesine şaşırmıyoruz.

Bu şahıs ve benzerleri sosyal medyada dezenformasyon yaparak, içindeki kin ve nefreti toplumu kutuplaştırmak için kullanıyor.’

İşte bunlardan kurtulmalıyız..

Bu yüzden ben şöyle diyorum:

‘Dostluğun, barışın, huzur ve mutluluğun, gönüllerde yaşandığı, sevgi dolu daha nice bayramlar en büyük dileğim.

Bir avuç dua, bir kucak sevgi, sıcak bir mesaj kapatır mesafeleri, birleştirir gönülleri, kalbiniz nur, haneniz huzur dolu olsun, Ramazan Bayramınız mübarek olsun, dileğim; keyif dolu, güzel bir bayram geçirmeniz…

Hüznün neşeye dönüştüğü, dargınların barıştığı, yardımlaşma ruhumuzu en derinden yaşatan, rahmet ve şefkat dolu günleri hissettiren en özel günlerimizden bu gün, günlü güzel dostlara, kucak dolusu selam olsun, en güzel anıları birlikte paylaşmak, her bayramda hatırlanmak dileğiyle şöyle diyorum:

‘Kalpler vardır sevgiyi yaşatmak için, insanlar vardır dostluğu paylaşmak için, mübarek günler vardır beraber kutlamak için, bu gün olduğu gibi…’

Ne güzel demişler; her şeye dertlenip canını sıkma ey gönül, ne bu dertler kalıcı, ne de bu ömür…

Öyleyse; Gönlü güzel dostlara kucak dolusu selam olsun bizden de…

Duamız şöyle:

Allah’ım yeni bir günde, Ramazan Bayramı’nda, sağlığı bedenimizden, bereketi evimizden, sevdiklerimizi yanımızdan, sizin gibi iyi dostları gönlümüzden eksik etme…

Siz dostlar, okyanusun dibinde iki midyenin gönlünde yatan inciye benzer, zor bulundukları için bizim için çok değerlisiniz.

İyi dostlar; yıldızlar gibidir, her zaman göremezsin ama orada olduklarını bilirsiniz. Hayırlı, bereketli günlerimiz olsun…

En güzel anıları birlikte paylaşmak, her bayramda hatırlanmak dileğiyle mutlu bayramlarınız olsun…

Herkesin bayramı şeker gibi tatlı olsun, sağlık, sevgi ve şans sevdiklerinizle birlikte yol arkadaşınız olsun…

En içten duygularımla;

Özgürlüğün ve adaletin egemen olduğu, dostluğun, barışın, huzur ve mutluluğun gönüllerde, kardeşçe yaşandığı sevgi dolu umutlu, hoşgörülü, aydınlık günlerde daha nice bayramlara, elele gönül gönüle birlikte sevgili dostum, arkadaşım, kardeşim, canımızın içi…’

Daha ne diyeyim?

Allah kimsenin gözünü ve gönlünü kör etmesin…

Para ve makam hırsını alıp götürsün…

Sonunu düşünsün…

 

*- ADAM BAYRAMI HUZURSUZ GEÇİRECEK

 

Televizyon seyrederken, bir baktım, ekranın altından bir yazı geçiyor:

‘Kulüpler imza toplamaya başladılar!’

Anlamışsınızdır;

Yediden yetmişe değil, tüm ülkenin ‘Yeter artık!’ deyip bir numaralı suçlu bulduğu Futbol Federasyonu’nun değişmesi ve atama değil seçimle işbaşına getirilmesi için dört büyükler dahil tüm şikayetçi kulüplerimiz de TFF Başkanının ‘Tamam, ben de 18 Temmuz’daki kongremizi seçimli yapacağız!’ sözüne rağmen ‘Olağanüstü kongre için’ imza topluyorlar.

40 imza toplanırsa bir ay içinde Futbol Federasyonu, benim de istediğim gibi ‘olağanüstü kongresini’ yapmak zorunda kalacak.

Yani birkaç ay bekleyip, olayların soğumasını, böylece yine belki kendilerince yapacakları atak ve Bizans oyunlarına imkan tanınmamış olacak.

 

*- BUNLAR FANATİK

 

Son halimizi size anlatmak için, son günleri özetleyeyim, hem de taraftarların gözünden…

Ne haldeyiz?

Ağlayalım mı, gülelim mi?

Yoksa tabuları yıkıp, düzgün beyaz bir sayfa mı açalım?

‘Rüzgâr çıkmadan yelken açmayacaksın!’ diye bir söz var.

Alıcısı ve takipçisi olunca;

Spor sayfaları ‘Futbol’ sayfaları oldu…

Spor yazarları ‘Futbol yazarları’ oldu…

Hepsi de,  Hıncal Uluç’un yıllar önce başlattığı sistemin içinde renklerini belli ettiler.

Son örneğini de, 7 Nisan 2024 Pazar günü Şanlıurfa’da sadece bir dakika oynanan Ziraat Türkiye Kupası final maçının öncesi ve sonrasında gördük.

Ukalalar hala yazıp tutuyorlar.

Dikkat ettim;

Konuyu dönüp dolaşıp ‘Napolyon’a yani ‘paraya’ getiriyorlar.

En basitinden ‘yayıncı kuruluşun naklen yayında, reklam gelirlerinden mahrum olduğunu’ iddia ediyorlar.

Provakasyonlar hat safhada!

Bana ne?

Halka mı dağıtıyorlar?

Örneğin; maçın geliri depremzedelere verilecek.

Neden milyarlar kazanan ve talimatla adamlarına (!) söyleyeceklerini sufleyenler, ‘Bizim de katkımız olsun!’ demiyorlar…

Yabancı şirketlerin de, Araplar’ın da hamleleri açık ve net; son kuruşumuza kadar soymak…

 

*- PARASINI ÖDEMİŞLER

 

Büyük protestoların hedefi olan Ali Koç şu açıklamayı yaptı:

‘Biz bize ayrılan tüm yerlerin tüm biletlerini satın aldık!’

Yani gereken yapıldı..

Ayrıca şu sözlerini de paylaşayım:

‘Şanlıurfa’ya bir sözümüz var. Beşiktaş ile oynanmamış bir maçımız var. İki kulüp anlaşarak bu maçımızı da Şanlıurfa’da oynayarak bölge insanına futbol sözümüzü yerine getiririz…’

Ben bu arada, oynanmayan bir dakikada biten Galatasaray- Fenerbahçe arasında ‘Ne olacak?’ diye beklerken şuna şaşırdım;

‘Sarı lacivertli genç oyuncular, sahayı terk ederken, golü atan Icardi alkışlıyordu!’

Hoşuma gitti..

Ama az sonra birisinin işareti ile sanki Avrupa Şampiyonu olmuş gibi dakikalarca hoplayıp zıplayan ‘Şampiyon Fenerbahçeli!’ futbolcuların zıplayıp gösteri yapmalarını anlayamadım…

Yine dikkatimi çekti;

Mertens yapılan ısrara rağmen kutlamalara katılmadı.

Belirttiğim gibi bu arada provakasyonlar hat safhada!

 

*- CUMHURİYET TARİHİNİN…

 

Şimdi sözü, bir belediyemizde basın ve halkla ilişkiler servisinden emekli olan ‘hasta’ denilecek noktada Galatasaraylı olan Alpaslan Ege’ye vereyim;

Sarı- Kırmızılı Alpaslan Ege şöyle diyor:

‘Galatasaray bu sene şampiyon olursa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük başarısı olur. Rakiplere bak;

Siyaset, Medya, Sosyal Medya, Fenerbahçe, Yalan, iftira, algı, Tehdit, Beşiktaş, Kulüpler Birliği, Koç Holding, Para, reklam, sponsorluk, TFF, MHK, PFDK…

TFF ve PFDK Fenerbahçe ye ağır ceza vermez.1 yıl super kupa men ve bir miktar para cezası gelir.

Mert Hakan Yandaş hakemi tehdit etti ceza almadı İrfan Can Kahveci küfür etti diye mi ceza alacak?

Son 2 senedeki tüm ilişkiler detaylı bir şekilde yargıya taşınmalıdır. Yetti!…’

Daha neler neler?

 

*- EZİKLER  KULÜBÜ!

 

Bakın bir ara İzmir’de hakemlik ve spor yazarlığı yapan, sonra Antalya’ya yerleşen Yücel Tuzcuoğlu ne yazmış;

‘Kadın voleybol da Vakıfbank ya da Eczacıbaşı, Erkek voleybol da Halk bankası yada Ziraat bankası, Kadın basketbol da Mersin B.Ş Belediyespor, Erkek basketbolda Anadolu Efes…

Tribünlerinde yer alıp, dünyanın en büyük spor kulübü Fenerbahçe’ye karşı ezikliklerini saklamaya çalışan F. ve Ö. seviciler maalesef ki tatmin olamıyor.

Zira bütün branşlarda Fenerbahçe şampiyon oluyor…

Hem Türkiye, hem Avrupa hem de dünya şampiyonluklarına oynuyor..

Ha.. Bir de kürek, boks ve atletizm takımları var Fenerbahçe’nin..

Galatasaray hiçbirinde Fener’ e rakip bile olamıyor…

Zira ne çapları  ne ruhları, ne paraları yeter Fenerbahçe’ye rakip olmaya!!

Ne de F. operasyonları!!

Her zaman her yerde en büyük Fenerbahçe…’

 

*- KUPA MÜRİTLİĞİ..

 

Peki, özellikle Galatasaray tarafından bir ara ‘kardeş’ kulüp gibi görülen, ama Ali Koç’un büyük firmalarından birinin sponsor olması üzerine ‘Beşiktaş’a karşı da söylentiler yapanların Beşiktaş taraftarı ne düşünüyor?

Takipçilerimden Bayram Kirez de kendini tutamayıp, Mikail Erdoğan’ın yazdıklarını, paylaşmış;‘

“Akşamdan beri ‘FB-GS kupa maçı hakkında kim ne diyor?’ izliyorum.., (Ben Beşiktaşlıyım.)

Bir kere daha anladım ki bazı GS taraftarında gözü kapalı takım seviciliği var.Çirkin çirkin yorumlar diz boyu.

Yahu, ‘U19’la maça çıkacağız!’ demiş Fener, öyle de çıkmış, ‘Bu maçı kazanmak ve kupa umurumuzda değil!’ diye mesaj vermiş,

GS haala,

‘Dakka bir, nassı koyduk!’, ‘Korktular kaçtılar!’, ‘Kaçmasaydı daha çok koyacaktık!’ gibi… gibi… gibi…

‘Fener burda!’ ne diyooor:

‘GS neredeeee?’

Futbolda müritleşmek böyle bi’şey işte!

 

*- NE DEMEK?

 

“17’lik çocuklarla maça çıkacağım!” demek, ‘Böyle futbolu, federasyonu, kupayı, hakemi, şunu, bunu, sistemi, yayın işlerindeki katakulliyi, en çok da asrın liderimizin futbola soktuğu çomağı protesto ediyor ve kupadan vazgeçerek konuya dikkat çekiyoruz!” diyor…

Buna karşılık GS ise, ‘ikardi nassı koydu ama’larda!

Bu maçta delikanlılık, karşı takımın da (GS) U19’la maça çıkması olacaktı, İkardi’nin küçük çocuklara gol atması değil…

 

*- GÖZE ALMIŞ

 

Zaten FB yenilmeyi göze almış da gitmiş oraya.

‘Banane, as kadroyu çıkarsaydı’ demek, teee pasolig uygulamasından başlayan ve en son Araplara oyuncak yapılan ve hatta içine edilen bu futbolun, bu anlamlı kupanın, ne hale geldiğini ANLAMAMAK’tır!

Leynn Beşiktaşlılar! Gözümsünüz..

İyi ki bir ‘Beşiktaşlılık ruhu’ var bizde.

Fener’in Protest duruşuna selam çakıyoruz!

Yaşasın futbol delikanlılığı.

Kupa sayısı hiç önemli değil, anlayana…’

Ben İzmirliyim, İzmirsporluyum…

O kadar…

Ehh arada soranlara da ‘Beşiktaş’ı tutuyorum’ diyorum…

Bu kadar…

Ama şunu da ilave edeyim;

Aylar sonrasında seçimli kongre yapacağını açıklayan Futbol Federasyonu Başkanının koltuğu bırakmamak niyetinde olduğunu anlamamak ve haklı bulan bahaneler yaratanların da mutlaka bir maddi ya da manevi beklentileri olduğunu söyleyebilirim.

Bir ay içinde genel kurul yapılabilir…

Diğer söylemler, o günü kadar köprülerin altından çok sular akacağı ve koltuklarını koruyacaklarını hesap edenler içindir.

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU VE ŞEKER TADINDA OLSUN…

İNŞALLAH!…

 

*- BUNA ‘KİN’ DENİR

 

Hatırlatayım;

Bolu’nun Tanju Özcan isminde bir belediye başkanı var.

Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığı zamanında bu başkanı verdiği demeçlerden dolayı disiplin kuruluna verdi ve CHP’den ihracını sağladı.

Aynen içanadolu ile Ege arasında sıkışıp kalmış olan Afyon’un yeni CHP’li kadın başkanı gibi, halkın istediği, ama genelde boyundan büyük laflar eden Tanju Özcan CHP’nin yeni yönetimi ve Genel Başkanı Özgür Özel’in isteği üzerine ‘Disiplin suçu’ af edildi ve tekrar partili başkan oldu.

Bunda bir şey yok..

Ama ‘haddini aşma!’ diye bir olay var.

Az önce, ben bu yazıyı tamamlarken şu mesajı paylaştı:

“Birileri oturduğu emekli koltuğundan ‘Yeni yönetimi’ tebrik edeceğine, makosen giymekten bahsediyor. Bence sen evine git, ev terliklerini ve hırkanı giy otur oturduğun yerde…’Anadolunun Emeklisi…’

Şaşırmış mı, ne?

Tanju Başkan’ın dünyadan haberi yok…

Gerek Genel Başkan Özgür Özel’i, gerekse Türkiye’nin birinci partisi durumuna gelen CHP yönetimini ilk tebrik eden Kemal Kılıçdaroğlu…

Seçimler öncesi ve sonrasında bu konuda olumlu ve birleştirici beyanat ve ifadeler veren de Kemal Kılıçdaroğlu…

Adam farkında değil..

Bakalım bu günlerde bu konuda neler görecek, neler okuyacağız…

 

*- OKUDUKLARINI DA ANLAMIYORLAR

 

‘Okuyacağız!’ deyince aklıma geldi:

Hani her gün televizyonlara çıkan tipler ve gazetelerin kaptıkları köşelerini bırakmayan bu yüzden okuyucu ve izleyici sayısını neredeyse sıfıra düşürecekler var ya, ‘okuma’ ve ‘dinleme özürlü’ olduklarına, ‘anlama özürlü’ olduklarını da eklediler…

‘Yandaş’ olarak adlandırılan Sabah Gazetesi, geçenlerde Tercüman’dan yetişen bir yazarının havaalanında ayaküstü CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le olan sohbetini, söyleşisini yayınladı.

Ben de okudum:

Hepsi o ana kadar Özgür Özel’in önceki konuşmalarından alıntılar.

Yani bu kadar konuşulacak bir şey değil…

Yeni bir laf yok…

Abartı bu kadar olur…

Neymiş efendim, aynı gün AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bir cümle laf yokmuş Yandaş Sabah Gazetesi’nde…

‘Mahalle dedikodusu’ denir ya, tam örneği…

Ne gazete yönetimi Özgür Özel’in söylediklerinden haberdar, ne de Muhalif ya da İktidarda yer bulamayan ama CHP’li gibi gözüken ama yorumlarında aynen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener gibi hareket edip cümleler kuranlar…

Hepsi aynı tabaktan yiyorlar…

İleride ‘Haklısın’ diyecekler çıkacaktır, diye düşünüyorum…

İyi irdeleyin, yazdıklarımdan bir şeyler çıkaracaksınız…

Önemli olan ‘alıcı’ gözüyle bakmak…

Bakmak ile görmek de ayrı şeylerdir…

Devamını Oku

ALKIŞLARA KANMA BAŞKANIM

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, belediyeden yapılan açıklamaya göre, görevine ‘hızlı’ başlamış…

Benzer, sözde ‘algı’ yöntemleri neredeyse tüm belediyelerden geliyor.

Ne yapmış?

Ağzına kadar dolu, kendi ifadelerine göre ‘Hınca hınç’ kalabalık, salon balkon ayakta gibi belediye personelinin doldurduğu Ayfer Feray Salonu’nda alkışlar arasında konuşmuş…

Meğer ne sevgi dolu bir karşılamaya herkes hazırmış!

Önceki Belediye Başkanı Dr. Mustafa İduğ da Bornova’nın yerlisi idi.

Ama diğer CHP’li başkanlar gibi aday gösterilmedi.

Anımsıyorum;

Seçildiğinde aynı kişiler, aynı sevgi gösterilerini yapmışlardı.

Mustafa İduğ, ‘aday gösterilmesini bekleyen’ kendisinden önceki belediye başkanının yerine gelmişti.

Şimdi aynı film sahneleri kendisi için de geçerli oldu.

Ama böyle olacağı bir noktada belli idi.

Çünkü en yakını Bornovalılar bile kendisine ya da Mustafa İduğ onlara sırtını dönmüştü.

Bir iki yazımda, dikkat çekmek istedim, başaramadım.

Herhalde yazılanlara ya uzaktı, ya da kendisine iletilmiyordu.

Önemli değil, yazdıklarımız oldu.

Yeni başkana ‘Olur mu?’ diyerek sitem edecektim ama tatil günü salon toplantısına gelenler arasında, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte görev yapan Temizlik İşleri, Park ve Bahçeler Müdürlüğü, bir noktada Fen İşleri çalışanları yokmuş…

Demek ki, işten kaytıranlar, ya da hizmeti aksatma olmamış gibi…

Tatil günü başkanlarını alkışlayan, büyük sevgi gösterisinde yapanlar yine şanslılar:

Her birine ‘biner liralık market çeki’ verdi…

Dikkatimi çeken konu, Bornova Belediye Başkanı Sendikacı Ömer Eşki’nin konuşmalarında ‘uyum’dan söz etmesi…

Acaba 31 Mart öncesi Bornova Belediyesi’nde uyum ve hizmet aşkı yok muydu?

Bu arada dikkatimi çekti;

Aynen önceki başkan Mustafa İduğ gibi Bornova Kaymakamını ziyaret etmiş.

Nezaket ziyaretinde ‘kurumlar arası uyumdan’ söz etmiş.

Bence şimdi de sıra yine önceki başkan gibi Ege Üniversitesi’nin AKP’li Rektörünü ziyaret etmek ve ‘ortak projelerden’ söz etmek…

Benim merak ettiğim;

Seçilen mi, ‘Tebrik’ için ziyaret edilir…

Yoksa seçilen mi, atanan kişileri, devlet memurlarına elinde çiçekle gider?

Herhalde bazı protokol kuralları ve yapılması gerekenler Genel Başkanlıktan gelmedi…

Geçenlerde yazmıştım;

AKP ilk seçiminde belediyelikleri kazanınca, başkanlar daha koltuklarına oturmadan ellerine birer kitapçık kıstırılmış, ‘Bunlar uygulanacak’ talimatını vermişti…

Başkana şunu anımsatayım:

Bir gün yerine bir başkası geldiğinde bir bakmışsın yanında bir kişi bile yok!

Yani gerek mesai günü, gerekse herhangi bir gün avuçları kızarıncaya kadar alkışlayanlara, sesleri kısılıncaya kadar bağırıp yağ çekenlere sakın kanmayın, inanmayın…

Siz verdiğimiz sözleri yerine getirin yeter…

 

*- EMEĞİNE SAĞLIK

Bornova’da yaşamını sürdüren Hasan Baran, bir süredir ‘Bornova’ ile ilgili bir kitap yazıyor.

Yazar Hasan Baran geçenlerde, hazırlığını yaptığı ‘Bornova’ kitabından bir bölümü paylaştı.

Ben de Yazar Hasan Baran’ın kitabının bir bölümünün özetinin özetini sizinle paylaşıyorum.

“… Pencereden Büyükpark’a o serin manzaraya baktım.

Parkın ortasındaki büyük havuzu, Nevcivan Bahar Attila’nın babası, Mehmet Attila’nın amcası, Bornova Belediye Fen İşleri Amiri Şevki Attila’nın yaptığını duymuştum.

Hayalim beni o günlere eski Bornova’ya götürdü.

Bornova Büyükpark çevresinde bir iki katlı, bahçeli, fıskiyeli havuzlu çok şirin evler vardı.

Tren istasyonundan hükümet konağına kadar her parsel bahçeli evdi. Saf, berrak bir gökyüzü altında Bornova o kadar şirin o kadar güzeldi ki…

Eskiden o güzel Bornova sokaklarının isimleri;

Bahar, Akasya, Manolya gibi çiçek isimleri idi.

Böylesi imgesi güçlü, güzel sokak isimlerinden sonra rakamlarla sokakları anmak ne kadar tuhaf geliyor değil mi?

İşte öyle rakamlı bir sokak…155.nci ve 156.ncı sokağın parka bakan yönünde (Uğur Mumcu salonunun baktığı bölge) İş Bankası ikramiye villaları ile 1952’de Emlak Bankası kişisel konut kredisi ile yapılan villalar vardı.

O kadar boştu ki oralar tren sesi duyulurdu.

Önlerinde yasemenler sanki beyaz bir ışık vererek kokardı.

O zamanlar bankalar şimdiki gibi kredi kartı, şu bu kartı değil de, müşterilerine nakit ikramiye veya ev verirlerdi, çekiliş ile…

Emlak Bankası kredisi ile tek katlı, iki katlı evler yapılırdı.

O evlerden tren istasyonundaki kara trenlerin zengin renginin derinliği gözükürdü.

Çünkü o kadar boştu mahalle.

Bir tek mahvel (askeri garnizon) vardı.

Yollar Arnavut kaldırımıydı.

Evlerin önünden develer geçerdi uzun eğri başlarında habire sallanan kocaman şangır şungur çanları ile.

Yörükler boyunlarında sarı işlemeli poşuları, nasırlı elleri, güçlü gövdeleri ile Bornova dağ köylerinden topladıkları çam kozalaklarını çuvallar içinde getirirler, sobalarda yakılmak üzere satarlardı.

 

*- BORNOVA MENBA SUYU

Sabah saat beş ile yedi arası çeşmelerden Bornova memba suyu akardı. Nasıl tatlı, lezzetli bir suydu o.

Bir dağ yamacında yeni kaynamış bir pınar suyu gibi berrak, tertemiz bir su…

‘Londra’dan bu suyu içmeye gelen var,’ denirdi o su için.

Dünyada eşi benzeri olmayan bir güzel suydu.

O bal gibi suyu, o saatler arası kalkan sürahisine, şişesine, güğümüne doldurur, bütün gün içerdi.

‘O suyu içtikleri için Bornovalıların ömrü uzundur’ derlerdi.

Daha sonra Bornova memba suyu şişelenerek satılmaya başlandı. ‘SUGA’ su – gazoz fabrikası kuruldu.

 

*- KONSERVEDE BORNOVA BAMYASI

Hilal ilkokulunun karşı sokağında Abdullah Güreşçi tarafından bir bamya fabrikası açıldı, en birinci bamya konservesini orası yapardı.

Kutuların etiketinde (BORNOVA KONSERVE -Abdullah Güreşçi) yazardı.

Meşhur Bornova bamyası, Özkanlar’ın, Manavkuyu’nun oralardaki derde derman diye bir ufak çakıltaşı bile aransa bulunamayacak, pamuk gibi birinci sınıf ova toprağından, parlak yeşil bir akarsu gibi o fabrikaya akar, işlenirdi orada.

Bir de Pulat Konserve vardı, şu anki Bornova stadı, vilayet camii civarında.

Çok geriye gitti hayalim 1950 yılı öncesine…

Büyükpark daha yoktu…

Güneşin parıltısında oturmuyordu havuzun etrafındaki uzun banklarda yaşlılar…

O çok böbürlenen, çok kibirlenen, bu fani dünyanın üç beş günlük olduğunu unutup kendini ölümsüz sanan insanoğlunun böbürlenmesinin sonunun iki metre uzunluğunda bir mezar olduğunu gösteren mezar taşları ışıldıyordu.

 

*- MEZARLIKTI

Büyükpark’ın olduğu yer gayri müslüm mezarlığıydı.

Yenimahalle (Vali Kazım Dirik Mahallesi) denilen o bölge tamamen boştu.

O zamanlar İzmir’e ağaçlı yoldan giderdi tüm arabalar, o etrafı koca çamlarla kaplı yemyeşil yoldan.

Bu ağaçlı yol aynı zamanda izmir – Manisa – İstanbul – İzmir – Turgutlu – Ankara yoluydu…

Ağaçlı yolun kenarlarında Bornova’nın ilk büyük fabrikaları, üzüm ve incir işletmeleri,

Dewilux Boya, Kartal Makarna, Bisan Bisiklet fabrikaları vardı.

Bir de tren vardı yağmur bulutlu kış akşamlarına benzeyen, kapkara.

Tren istasyonunun karşı köşesinde

İstasyon – Bornova Anadolu Lisesi ( o zamanki adı İzmir Koleji ) yolunun yanları üzüm bağları idi .

Üstünde Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi DENEME BAĞLARI yazardı. Fakülte çeşitli bağ cinslerini denerdi.

Bu üzümlerden üretilen ‘Çiftlik Şarabı’ isimli bir de şarap vardı.

Ziraat Fakültesi’nce yetiştirilen günlük süt-yumurta, meyve satış mağazasında o şarabı da satarlardı.

*-

Bornovadan kalkan tren birkaç istasyonda durarak (Mersinli – Halkapınar) Basmane’ye giderdi.

Bornova İzmir ulaşımında banliyö trenleri aktif rol alırdı. Günde sekiz on tren seferi vardı.

Bazıları birkaç vagonlu kara tren, çoğu iki vagonlu dizel motoraylar…(bunlar tramvaylar gibi iki yöne gidebiliyorlardı)

Kara trenler ise lokomotif katarı bırakarak üniversite yönüne gider, orada makas değiştirip ikinci hatta girer, hastane yönüne ilerler, tekrar makas değiştirerek birinci hatta girer ve katara bağlanırdı.

Basmane garına gider gelirdi Bornova treni.

Basmane garında ilk perondan ( Kapılar semtine giden bulvarın duvar dibinden) kalkardı.

 

*- TEPECİK PAZARI

Bornova halkı o zamanlar Tepecik Pazarı’na çok giderdi trenle. O zaman daha stadın olduğu yer bataklıktı. Halkapınar’da resmen küçük bir göl vardı. Dibinde de bir kaç lokanta bulunuyordu. Halkapınar, adı üstünde; pınar… kurutuldu, bataklık evcilleştirildi ve o bölgeye Atatürk stadı yapıldı.

(Bu kısımda bir yanlışlık var. Stadın olduğu yer değil, Halkapınar Tren istasyonun karşısında, yanında TCDD salonunun bulunduğu köprü ile denize bağlı göl dolduruldu ve Basmane’deki şehirlerarası otogar buraya taşındı)

Bir diğer ulaşım minibüslerle idi.

Suudi’nin dolmuşu yoktu daha.

Doldur doldurabildiğin kadar.

(Şunu da anımsatayım:

Belki de Türkiye’de ilk dolmuşu Çay mahallesinden, bir zamanlar Bornova Gençlik’in başkanlığını da yapan Hüseyin Gülperçin idi. Bufo Ali de renkli bir simaydı, otobüs şoförlerinden gırgıru ile çok anılar yaşandı )

Yılların en rahat ulaşımı steyşın dolmuşlardı. İki önde iki ortada üç arkada toplam yedi kişiliklerdi ve dolmuşlara göre biraz daha zengin renkli ve pahalıydılar.

Tüm yolcular oturarak giderdi.

 

*- DUVARLARI YÜKSEKTİ

Bornova’da büyük bahçeli evlerde levantenler de yaşardı, onların büyük bahçeli evlerinin önünde duran uzun kuyruklu Amerikan arabaları ve özel şöförleri vardı.

Bornova’nın ilk taksi durakları; Yeni taksi -İsmail Kaymak… Altın taksi-Mustafa Altın ve taksici Alpay Bey…

Yeni mahalle (Kazım Dirik Mahallesi ) 1969 yılına kadar şu anki stadyuma kadardı.

Mustafa Kemal caddesinin eski adı Bayraklı Caddesi idi ve Hilal İlkokulu önünde daralır da daralırdı. Stadyumdan sonrası patika, ilerisi ise bamya bahçeleriydi… Şu anki Süvari caddesinin eski adı ise Çiftçi caddesiydi.

 

*- ÖNCE BUSSİNG VE ŞASSON OTOBÜSLER, SONRA MERCEDESLER

Araçlar Bornova ağaçlı yoldan, Mersinli Çınarlı güzergâhından giderlerdi.

Bornova Belediyesi Mercedes şehiriçi otobüslerinin sadık müşterisiydi. Her yıl 20 Ağustos – 20 Eylül döneminde açılan Uluslararası İzmir Fuarı’ndaki Mercedes pavyonunun (Lozan kapısı girişi ) en önünde bir şehiriçi otobüs olurdu; ön camında ‘Bornova Belediyesine satılmıştır’ yazısı ile dururdu.

 

*- AKLINDAN GEÇENLER

Sonuçta hayatla donanmış tarihsel bir aklım olduğunu düşündüm. Aklımdan geçenler çok şaşırtıcıydı.

Büyükpark’a bakan odamın barınak büyüsünü bozmuş, odamın duvarlarını tarihsel bir zaman görüntüsüne çevirmiş ve bu görüntünün resimleri, renkleri içinde dolaşmaya başlamıştım.

Gitmek istediğim yer ise… Bornova’nın ilk zamanları… beni bir ormanda bulan Amazon kadınların gelip saçlarımı okşadığı, ne yapsam ne etsem beni affeden onların samimî tapınağıydı.

O tapınakta önce Birunabad, sonra Burunova, sonra da Bornova olan bu büyülü şehrin 8500 yıllık tarihi vardı:

Amazon’lar, Hititler, İon’lar, Frigya’lılar, Lydya’lılar, Pers’ler, Makedonya’lılar, Bergama Krallığı ve Romalıların yaşadığı çok derin bir tarihe ve Kurtuluş Savaşı’da dâhil olmak üzere Bornova’yı Bornova yapan her şey gözlerimin önünden gelip geçiyordu. Fakat ben en çok ölülerin yattığı bir kabristanın hayat ve huzur veren koskoca bir parka dönüştürüldüğü anı ve o parkın Bornova’nın kalbi olduğu zamanı ve Çerezci Aşık’ın nasıl olup da Büyükparkın bir parçası olduğunu merak ediyordum…”

Yazar Hasan Baran’a emeklerinden dolayı, babadan, dededen Bornovalı Yaşar Eyice olarak teşekkür ediyorum…

Devamını Oku